Gezi Parkı Yazı Dizisi – 2 Haziran

Yazı: Furkan Aydın

Mehmet’in canına kıyacaklar, Ali İsmail’i öldüresiye dövecekler…

Sabahın körü. Ağrıdan, sızıdan tutmayan bacaklara güç gerekiyor. Uyumam lazım, her gün saatlerce ayaktayım. Ayakta olmak yeter mi hiç; kim bilir yine hangi bilinmez sokaklara kaçacağım, nerelerde düşeceğim. Henüz “duran adam” değiliz, daha keşfedemedik; biz tepkisini “Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” diye tepinerek gösterenleriz. Bir de üzerinize afiyet, gaz yemeyi iyi biliriz. Gaz yedikten hemen sonra sigara yakabiliriz mesela. Talcid adam olur, sokakları arşınlarız; fişeklerinizi size geri atmaya bile can atmayız. Dün katil olmuştunuz, bugün seri katil olacaksınız…

Bir ağacın tepesindeyim. Ağaca tırmanma konusunda hiç başarılı bir çocukluk geçirmediğim halde, Gezi motivasyonundan olacak, bir ustalık, bir daldan dala sekmeler, maşallahım var. Yukarıda bir kedi, kamera zum yapınca anlıyorum, ben bu ağaca onu kurtarmaya çıkmışım. Yaklaştıkça kaçıyor, alıp indireceğim, uzanamıyorum. Artık gidilebilecek bir yer yok, hamle yaparsam düşebiliriz. Zararsız olduğuma neden sonra ikna oluyor, bırakıyor kendini. İsabet oldu sevgili kedi, yoksa buradan düşünce senin dört ayağının işe yarama ihtimali de pek zayıf. Avucuma aldığım anda yüzümdeki tebessüm donuyor, bakışlarım boşluğa düşüyor. Bu çok normal, çünkü ben düşüyorum. Kafamı kaldırdığımda düşme sebebimi görüyorum, yüzünde benim tebessümüme eşlik etmeyen iğrenç bir sırıtış var. Kafasında bir kask… Bir çevik tarafından uçuruma atılmışım. Direniş kaidelerine hâkimim. Kaskın numarasını alayım diyorum en azından, öbür dünyada lazım olur hani. Bu dünyada alsan da bir şey olmuyor zaten. Kaskı çıkarsan peruk takıyor, saatlerce dövdün desen “kendimi savundum” diyor. Nasıl uğraşacaksın ki şeref yoksunuyla, böylesinden vicdan beklenir mi? Uyanıyorum. Gözümü açmak gerçeği hatırlamamı ya da en azından uyanmamı sağlayacak. Kabusun da üniformalıya denk geleni dertmiş, onu anlıyorum.

Bir çelişki söz konusu bugün… Beşiktaş, Dolmabahçe, Akaretler sabah sakinliğinde; sahil tarafı silme çevik yine ve biliyoruz akşama karışacak ama Gezi’de çadırlar kuruldu, kütüphane için kitap toplanıyor, festival gibi programlar hazır. Şiirler, forumlar, şarkılar, konserler… Benzersiz bir dayanışma. İnsan zinciri yap, herkes elindekini yanındakine versin, bu şekilde sadece dünya kadar malzemeyi değil, insanlığı da taşıyabilirsin güzel kardeşim. Polisin olmadığı, valinin hüküm sürmediği yerde sevgi yeşeriyor, insanlık yüceliyor. En karşıt gruplar bir araya gelmiş, aralarında adeta anlayış ve tevazu yarışması düzenleniyor. Tüm siyasi fraksiyonlar kırmış zincirlerini, yan yana. Olası saldırıya karşın taraftarlar anlaşmış; Çarşı Gümüşsuyu’nu, Fenerbahçeliler Talimhane’yi, Galatasaraylılar İstiklal’i tutuyor. Gerisi şenlik, kutlama, zaferin tadını çıkarma. Ama bir başıboşluk yok, herkes her şeyin farkında. Ayrılıyorum Gezi’den, çünkü Beşiktaş yine karıştı, bu sefer daha da şiddetli. Sanırım toptan semti yok edecekler, biber gazı dışında bomba da atarlar mı, katil seri katil olmak istiyor, ant içmiş, elinde değil. Korunmasız çıktığım ilk günden sonra dandik bir maske ile noktaladığım günlerin  aksine, bugün başıma ne geleceğini bilmediğim için ya da gelmeyen bir fişeğin gelebileceğini düşündüğüm için motosiklet kaskı takıyorum. Kıyafetimden kaskıma dek bugün tam bir Robocop’um. Bir şey yapacağım da yok, yine biraz bağırıp fazlaca kaçacağım. Ben şiddetin durmasını istiyorum. Şiddete şiddet katmak değil. Yere düşen birkaç kişiyi polis kapmadan ben kaldırmalıyım. Lojistik Robocop’u olarak vazifemi ifa edeceğim efendim.

Bu akşam yediğimiz gazın yoğunluğu bazı sınırları aştıklarını göstermek için yeterli. Tarifsiz bir saldırı var ve fakat daha da kalabalıklaşıyor insanlar. Beşiktaş sadece bir semt değil, kalplerde eşsiz bir aşk. Bunu bilmiyor polis, saldırdıkça geri kaçmak zorunda kalması bu yüzden. BJK Plaza’yı geçemiyorlar, bir otobüs boyu barikat kurulmuş, sanırım topyekûn temizliğe giriştiklerinde görkemli bir törenle yıkacaklar. Önlere yakın bir yerde dururken çok şiddetli bir reaksiyon geliyor polisten, nereye kaçacağımı şaşırıyorum, kask başıma bela oluyor, doğru düzgün koşamıyorum. Şair Nedim’e dalmışım, fark etmez, şu aradan tüyerim yukarı, bunlar buraları bilmezler. Bütün Beşiktaş aşağı inmiş resmen, balkonlarında olanlar müthiş bir tepki halinde polise karşı. Oysa onların umurunda değil, arenaya çıkmış gladyatörün tribünleri duymamasına eş bir konsantrasyon yaşıyorlar. Öyle ki, gördüğüm manzara bugüne dek bizzat yaşadığım en acı tecrübe. Bir tekel bayii… Tam karşısında eğilmiş ve gaz tüfeğini dik şekilde tutarak dükkân içinde sıkışmış insanlara ateş etmek üzere bir polis. Binalardaki insanlar çığlık çığlığa. Yapma! Biraz sonra toplu katliam yaşanacak. Kendimi kaybedercesine koşmaya başlıyorum. “Yapma” diye bağırıyor herkes, kendini kaybedercesine bir şey yapmasına ramak kaldı adamın. Yapma! Karşıdan da koşanlar var, o anda anlıyor ne olduğunu, canı tatlı geliyor, kaçıyor ara sokaktan ve kayboluyor. Olacak iş değil bu… Hafızada kalırsa delirtir, hissizleştirir insanı. Gidiyoruz, ağlaya ağlaya çıkartıyoruz içeride kalanları. Evin orası farklı değil. Sokaklarda yatanlar, acı çekenler, bağıranlar. Akaretler’e geri geliyoruz, apartman kapısını açık bırakmak müebbetengiz bir yardım ve yataklık suçu. Her yer gaz, her yer bağırış, polis destansı bir şiddet şöleni sunuyor. Bir temaşadan çok, canhıraş bir hayatta kalma hali aslında. Sağda solda kalan kim varsa alıyoruz eve. Polis anlamasın diye fotoselli lambanın ampulünü söküyoruz. Ev bir cafeden çok, hücre evini andırıyor andırmasına; lakin içerideki insanların birçoğu siyaseti ilk kez tanıyor. Saatler böyle geçiyor. Eve gir, çık, bağır, diren, yaşama tutun. Direnişin kendisi zaten yaşamaya çalışma mücadelesi. Durmak yok, mücadeleye devam. Bir bakıma yaşamaya devam. Gezi’de şenlik, burada katliam… Aşağıda camiye girenlere bile gaz atanların artık hiç durmayacaklarını biliyoruz. Halk TV canlı yayını yokuşu gösteriyor stüdyosundan, “biz demin burada mıydık?”, inanamıyoruz.

Ona da inandırmayı başarıyorlar ama. Mehmet’in canına kıyıyorlar, Ali İsmail’i öldüresiye dövüyorlar. Sağ kalmak mesele olmaya başladı çapulcu arkadaşım, ürkmekte haklısın. Karşımızda gözünü genç insanların kanı bürümüş bir seri katil var.

(Not 1: Furkan’ın diğer yazılarını Félix’s Valley adlı blogundan okuyabilirsiniz.)

(Not 2: Fotoğrafı izni olmadan Charles Emir Richards’ın 2 Haziran akşamı Akaretler’de çektikleri arasından seçtik. Bu arada, Charles’ın Gezi boyunca çektiği fotoğraflar bütçesini Kickstarter kampanyasıyla topladığı “Barikat” adlı kitabında yayınlanacak. Kitaba dair ve Charles’ın kamerasından çıkanlara dair detaylı bilgiyi aşağıdaki videodan bulabilirsiniz. Kendisine çok teşekkür ediyor, fotoğraflarına dadandığımız için bizi mazur görmesini diliyoruz.)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s