Dadanmanın vakti gelmişti: 13. Filmekimi için öneriler

Yazı: Furkan Aydın

Sonbahar, yaz sonrası oluşu ve melankolik yapısıyla çoğu insan tarafından pek sevilmez. Ancak İstanbul’da yaşıyor ve sinemayla ilgileniyorsanız eylül ayının başından itibaren yeni bir heyecan dalgasına kapılma şansına sahipsiniz. Öyle ki, dokuzuncu aya girildiğinde Filmekimi’nin programı belli olmaya başlamış, her sene kendini aşan bir listeyle bizlere ulaşan bu nefis etkinlik için geri sayımlara girilmiştir. Tüm yaz vasat filmler nedeniyle geriye dönük tematik çalışmalar yapan sinefiller için zaman özellikle Cannes ve Venedik Film Festivalleri’nde boy göstermiş önemli yapımları izleme zamanıdır. Bu yıl 13. kez düzenlenecek olan Filmekimi, önceki yıllara benzer bir yaklaşım ve hayli özenle seçilmiş bir liste ile büyüleyici bir hafta vadediyor.

43 filmin gösterileceği etkinliğe dair tamamıyla bireysel on filmlik bir liste hazırladım. Açıkçası her çalışan birey gibi, ben de sayısız filme gidemeyeceğimden öncelikli olarak mutlaka izlemek istediklerime yer verdim. Liste içerisindeki filmlerin çoğuna sinemayla ilgilenenlerin “mutlaka görülmesi gereken filmler” sıralamalarında rastlamanız olası. En kişisel tercihim ise, iyi/kötü kaygısından uzak bir şekilde ve hiç düşünmeden ilk sıraya yazdığım Jean-Luc Godard yapımı. Godard’ı hiç tanımıyorsanız başka bir film seçmenizi önerebilirim. Şayet tanıyorsanız “La Nouvelle Vague” ile dünya sinemasına yön verenlerin başında gelen 84 yaşındaki büyük üstadın hiçbir saniyesini kaçırmamanız gerektiğini zaten biliyorsunuzdur.

Listede bunun dışında bir diğer usta Mike Leigh’in Cannes’da Timothy Spall’a “En iyi Erkek Oyuncu” ödülünü getiren “Mr. Turner”ı; Dardenne kardeşlerin ödülü kazansalar işin suyunu çıkarmalarına sebep olabilecek, neyse ki Altın Palmiye adaylığıyla yetinen “Deux Jours, Une nuit”i; Roy Andersson’a Altın Aslan’ı kazandıran ve son dönemin en çok konuşulan filmlerinden biri “En Duva Satt På En Gren Och Funderade På Tillvaron” yapımı da var. Bu arada Berlinale’de Altın Ayı adaylarından Kreuzweg’i özellikle senaryosundan ötürü çok merak ediyorum. Yine, Afrika sinemasının önemli isimlerinden Sissako’nun Timbuktu’su, Tom Hardy’li “The Drop”, Cannes’da epey beğenilmiş “Force Majeure”; güzel insan Richard Linklater’ın “Boyhood”u da kaçırılmayacak filmler.

Son olarak, hayatımda izlediğim en iyi film “Vozvrashchenie”nin yaratıcısı Andrey Zvyagintsev’in “Leviathan”ı da program dâhilinde ve aklımıza çoktan kazındı bile. Godard baba alınmasın ama festivalde bir filme gitmek gibi saçma bir zorunluluğum olsaydı, tercihim kesinlikle Leviathan olurdu. 13’ün uğursuzluğuna dair inancı köreltecek kadar efsanevi bir seçki ile Filmekimi’ni hazırlayan herkese teşekkür etmek lazım. Ama asıl şükran “goes to…” etkinliği Rexx’e getiren yüce insanlara!

1- Adieu Au Language (Dile Veda)

2- Leviathan 

3- Kreuzweg (Çile)

4- Deux Jours, Une Nuit (İki Gün, Bir Gece)

5- En Duva Satt På En Gren Och Funderade På Tillvaron (İnsanları Seyreden Güvercin)

6- Timbuktu

7- Mr. Turner

8- Boyhood (Çocukluk)

9- The Drop (Kirli Para)

10- Force Majeure (Turist)

PS: Filmekimi geçen sene %99 doluluk oranıyla tıklım tıkış noktasına geldiğinden bu filmlerin hepsine bilet bulamazsanız “plase”lerimiz de hazır; merak etmeyin 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s