İKSV reklamları karşısında, titriyoruz mücrim gibi

Yazı: Güliz Atsız

Eczacıbaşı Topluluğu 2017 yılında başlattığı kültür sanat bursunu bu yıl da tekrarlıyor. 1000 üniversite öğrencisine, İKSV tarafından düzenlenen etkinliklerde geçerli olacak 250 TL yüklü kart dağıtıyor. Aman ne güzel, biz öğrenciyken de olsaydı keşke falan… Bu bir reklam değil bu arada, para falan da almadık bu haber için. Zaten benim ilgimi çeken, bu İKSV akbilinden çok bunun reklamları!

“Konuyu değiştir” sloganıyla çekilmiş üç reklam filmi var. Amanın üçü de birbirinden beter durumları anlatıyor. Gençler bu reklamların birinde Instagram Story algoritmalarını tartışıyor; birinde, metrobüste oturacak yer nasıl bulunuru, diğerinde de ambulans, polis ve itfaiye sirenleri arasındaki farkın ne olduğunu… Geyik muhabbetinin bile en sıradan, en vasat, en basiretsiz örnekleri… 

En son kiminle hangi filmi, hangi albümü uzun uzun tartıştığımı düşündüm. Hatırlamadım. Bir zamanlar Emek ile Atlas arasında dolanıp üç filme girdiğimiz, konser bileti bulmak için kapı açılışlarında süründüğümüz zamanlar geldi aklıma. Ben zannediyordum ki üniversite bitti, gençlik bitti ve o yüzden halim bu. Okula gidiyor gibi evden çıkıp, festivalin ilk seansına kaçmacalar güzel ama, işten öyle kaçılmıyor ya hani…

Bu reklamlarla farkına vardım ki, yetişkinlik bahane olmadığı gibi, gençlik de her şeyin çaresi değil. Hiçbirşeyin yaşla ilgisi yok; teknolojiyle, sosyal medyayla, Kendall Jenner’la da ilgisi yok. Bunlar sadece pratikleri değiştiriyor, şekilleri yönlendiriyor. Ama alışkanlıklar, kültür politikaları, bireysel meraklar, manevi açlığın yarattığı talep zamandan ve teknolojiden bağımsız. Ve sanırım şu an problemli olan kısım kültürle ve sanatla temel ilişkimizde. Yani daha derin ve kritik bir noktada. 

Bu “gençlerimiz artık Snapchat’te takılıyor, tiyatroya gitmiyor” klişesi değil. Bu ve benzer sözler dediğim gibi her dönemde söylenir. Snapchat’in yerine radyoyu, televizyonu koyun, bilgisayar ve chat odalarını koyun… Hep aynı cümle… Yine de alışkanlıklar yeni pratiklere adapte olur, olurdu. “’80 sonrası nesil apolitik, ilgisiz, bencil ve ekran karşısında yalnızlar” geyiğini bile aştık. O çocuklar da survive etti. Bundan sonrası da yine yolunu bulur mu yoksa istikbalimize baktıkça alarma geçmemiz mi gerekiyor?