Sizin için dadandık: !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali

Yazı: Güliz Atsız

Bu sene 17.si düzenlenen !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, sadece bu sene 36 ülkeden, 120 yönetmen ve 111 filmi İstanbul’da izleyiciye sunuyor. 111 film! Korkmayın ben programa sizin için dadandım ve tek tek çilek seçer gibi seçtim filmleri. 

Başlangıç olarak, “Galalar”… Bu galalara festivalde gitmeyin. Çok davetiye dağıtıyorlar, herkes ilk onları kapışıyor vesaire, bir şekilde yer bulamayınca insanın morali bozuluyor. Zaten hemen hepsi sonradan vizyona giriyor. Kendinizi yormayın. Bakın mesela Mudbound, Phantom Thread, Florida Project, Lady Bird bunlar zaten Oscar adayı. İlla bulur izlersiniz. 

Ara sıcak olarak “Muhtemelen Kaçırmazsınız Ama Ya Kaçırırsam Diye İlle de Korkuyorsanız” Disaster Artist, Death of Stalin, Film Stars Don’t Die in Liverpool ve How to Talk to Girls at Parties gibi filmleri izlemenizi tavsiye ederim. 

Ana Yemek olarak “Festivalde Kaçırırsanız, Bir Daha İzleyemeyebilirsiniz ve Mutlaka İzlemelisiniz” başlıklı listem ise alfabetik sırayla şöyle: 

78/58: Hitchcock Shower Scene:

Psycho’daki duş sahnesi üzerine bir belgesel. Sinema tarihinin en ikonik sahnesi olabilir gerçekten de. Bu sahnenin nasıl tekrar edilen, sürekli gönderme yapılan kültürel bir fenomene dönüştüğünü tartışıyor.

Anadolu Turnesi:

Bu yeni dönem Türkiye yapımı filmler karabatak gibi oluyor. Bir festivalde, bir gösterim yapıp rafa kalkan harika filmler var. DVD, televizyon, online platform; ara ki bulasın bir daha. Hangisiyle bir daha nerede karışacağımız belli olmaz. İyisi mi overlok makinası gibi AVM sinemasına kadar gelmişken kaçırmayın derim.

Human Flow:

Ai Weiwei farklı araçlar kullanan son derece provakatif müthiş bir sanatçı. Türkiye’de ilk defa Sabancı Müzesi’nde bazı eserleri sergilenmişti. Human Flow da geçen seneden beri beklenen filmi. 

I’m Not a Witch: 

İzlerken hiçbir şey olmuyormuş gibi hissettiren, ama bir yandan da garip bir merak ve ne olacak heyecanıyla insanı sürükleyen filmlerden biri. Zambiya’nın bir köyündeki köylüler 9 yaşındaki Shula’nın cadı olduğuna kanaat getiriyorlar. Shula’ya iki seçenek sunuyorlar. Ya cadı kampına gidecek ya da keçiye dönüşecek. Duyduğum en iyi plot twist olabilir.

Insects:

Romanya’da Çekya’da ve genel olarak Doğu Avrupa’da çok acayip kafalarda filmler yapılıyor. Bunların hastası değilseniz ve özellikle deşmiyorsanız bile en azından festivalde denk gelen seçilmiş örneklerine tutunarak ucundan biraz yakalayabilirsiniz. Insect, bir Jan Svankmajer’in bir filmi. Bu deryalara başlamak için usta bir yönetmenin en yeni filmi bence çok iyi fikir. Film bu arada aşırı sürreal, garip bir film. Hazırlanın!

Madame Hyde:

İyi kara komedi gördüm mü dayanamam, hemen bayılırım. Hele bir de üstüne Isabelle Huppert oynuyorsa, dayanamam aman. 

Most Beautiful Island:

Tokat gibi bir Amerikan rüyası filmi. Göçmen bir kadının hayatta kalmak, iş güç para bulmak için bulaştığı bir iş ve katiyen neye bulaştığını kendisi gibi anlayamıyor olmamızın yarattığı müthiş bir tekinsizlik… 

November: 

Film Estonya’nın Oscar adayıymış. The Square, yabancı film kategorisinde “birinci belli ikinci kim” gibi dolaşıyor olabilir. Çok da sevmiştim kendisini ama bir November değil sanırım. Feodalite, pagan inançlar, hastalık, siyah beyaz bir filmde… İnsan içim kıyılacak sanır ama hiç alakası yok. Şiir gibi bir film. 

Oh Lucy!:

Yönetmeni Hirayanaga’nın 2014 yılında çektiği kısa film Oh Lucy!’nin, beğenenler ve doyamayanlar için çekilmiş uzun metraj hali. Konusunu yazmayayım çünkü orada pek bir numara yok. Esas karakter Setsuko, nam-ı diğer Lucy, bütün filmi sırtlayıp götürüyor. 

Yedik içtik doyduk, hâlâ yeriniz varsa tatlı olarak Betty: They Say I’m Different’a buyurun. Çok tatlı bir film falan değil kesinlikle. Hasta olunası manyak kadınlar tarihinde Zelda Fitzgerald’ı Yoko Ono’yu falan rahat sollar. Film, karakterin hakkını veriyor mu emin değilim çünkü izlemedim henüz. Umarım kalorisi boşa giden tatlılardan değildir. 

Not: Festivalin başlamasına bir hafta kaldı. Hangi filme bilet kalmış kalmamış bakmadan yazdım. Bitmişse bile ne olmuş, kapıda bilet aranmadan festival olmaz.