Deliren ve delirten bir dizi: Tabula Rasa

Yerel yapımlara kucak açan Netflix’in yeni Avrupa keşfi Tabula Rasa, hafıza kaybı yaşayan bir kadının paramparça hatıraları peşinden gizemli bir hikayeyi çözmeye çalışıyor. Belçikalı yapıma övgülerimiz çok ama izlerken bizi delirttiği de ortada!

Daha ilk saniyesinden, büyük şaşırtmacalarla izleyiciyi sarsacağını belli ediyor Tabula Rasa. Anglosaksonların “twist” dediği dev hikaye dönüşleriyle zihinleri tokatlayan Tabula Rasa’da o kadar, o kadar, o kadar çok dönüş var ki bir noktadan sersemleyip “N’oldu ya” diye sorarken buluyorsunuz kendinizi.

Başa saralım… Sert spoiler’larla karşılaşabileceğinizi bilerek okumaya devam edin! 

Tabula Rasa iki ayrı zamanda geçiyor. Güncel zamanda ilerleyen hikaye akıl hastanesinde yaşanıyor; üç ay öncesine dönen, geçmiş zamandaki hikaye ise Belçika’nın epik lirik kasabalarından birinde…

Hikayenin baş karakteri Annemie… Akıl hastanesinde geçen ilk sahneden anlıyoruz ki Annemie’nin özel bir durumu var: Geçirdiği bir kaza sonrasında hafıza kaybı yaşamaya başlayan Annemie, kazanın ardından yaşanan olayların pek çoğunu feci şekilde unutuyor. Yani kısa vadede yaşanan olayları sürekli Annemie’ye hatırlatmak lazım. Ve maalesef Annemie, polisin araştırdığı bir kayıp olayına karışmış. Amma velakin hatırlamıyor da hatırlamıyor. Kayıp adama ne olduğunu Annemie’ye hatırlatmak lazım… Yaşlı dedektif amca bu konuda Annemie’nin peşini bırakmamaya kararlı.

Geçmişte geçen hikaye ise dizinin karanlık atmosferine hiç uymayan neşeli bir aile tablosuyla açılıyor. O an anlıyorsunuz bi’ pislik olacağını, havada tatsız bir gerginlik var… Belçika’nın yemyeşil ormanlarla kaplı, yağlı boya tabloları aratmayan bir kasabasında, dedelerinden kalma eve yerleşen mutlu bir aile görüyoruz: Annemie, Benoit ve tatlış kızları Romy. ‘Dededen kalma ev’ ilk anda tüyler ürpertiyor. Çünkü eski, çünkü içi doldurulmuş deli deli bakan hayvanlarla dolu, çünkü belli ki karanlık odalarında fısır fısır konuşan nice hayalet saklı… Ve tabii, etrafı ıssız ormanlarla dolu. Klasik bir korku filmlerinin tüm öğeleri bir arada el ele!

Kocası Benoit, Annemie’nin hayatını kolaylaştırmak için etrafı kameralarla, uyarıcı seslerle, minik minik post-it’lerle dolduruyor. Annemie arada erör verse de tüm hatırlatıcılar iyi geliyor ona, yolunu buluyor. Çocuğunu okula götürüyor, getiriyor, markete gidiyor vs vs… Eskiden başarılı bir müzikal yıldızı olan Annemie, küçük kasaba hayatına gidip gelen hafızası ve ailesiyle uyum sağlama çabasını irkilerek sürdürmeye çalışıyor.

Ve böylece iki ayrı zamanda geçen hikayeler paralel olarak ilerlemeye başlıyor. Buraya kadar her şey normaldi. Arada Annemie’nin neleri unuttuğunu görüyor, şaşırdıkça şaşırıyoruz. Yer yer çok korkuyoruz. Bu tekinsiz ev ortamına küçük kız hayaletleri, medyumlar, eli silahlı yabancılar giriyor; bünye kasım kasım kasılıyor. Ama sorun değil, çünkü tam da bunun için izliyoruz Tabula Rasa’yı. Altıncı bölüme kadar…

tr

Sonra bir anda tüm karakterlerin delirdiğini görüyoruz. Akıl hastanesine yatırılan Annemie’yle sınırlı değil bu ‘delilik’ hali. Herkes zincirden boşanırcasına deliriyor. Kocası Benoit deliriyor, Alzheimer hastası babası deliriyor, psikiyatristi deliriyor, gizli flörtü Thomas deliriyor…

O dev ‘twist’ler de bu anlarda kopmaya başlıyor: Meğersem izlediğimiz hiçbir şey sandığımız gibi değilmiş. Tüm hikayelerin ve karakterlerin gerçek yüzünü görmeye başlıyoruz. Ve finalde tüm hikayenin arkasında bu sefer (!) gerçekten ne yaşandığını görünce DEV trollendiğimizi fark ediyoruz.

Evet, şaşırtmacalı hikayelerin başı sonu her zaman ayrı tellerden çalar da, bu kadarı da biraz fazla… Tabii haliyle arada mantık hataları da patlak veriyor. “Ama yok artık!”, “O nasıl oldu ya” derken derken, o güzelim hikaye, klinik deli bir kadının (hayır Annemie değil, bir başkası) obsesyonuna dönüşüyor.

Meğer herkes, Benoit’nın eski sevgilisi Véronique yüzünden çaresizce delirmiş. Evet, her şeyin kocaman bir yalan olduğunu anlamıştık ama yalanlar da yalanmış. (Bu noktada biz de delirmeye başlıyoruz.) Annemie’nin kazasına sebep olan, gaipten sesler çıkaran, ta akıl hastanesine kadar gidip psikiyatristiymiş numarası yaparak zihnine çılgın oyunlar oynayan aslında Benoit’ya takıntısından deliren Véronique’miş hep!

Oysa biz, önce Annemie’nin kardeşi sandığımız, sırf bu yüzden, işi pişirdiklerinde aşırı tedirgin olduğumuz Thomas’ın Annemie’nin geçirdiği kazadan sorumlu olduğunu sanıyorduk. Véronique’in onu leş bi’ barda sarhoş edip direksiyona oturtup sonra arkasına geçip tamponuna vura vura…

AY NE DİYORUZ BİZ YA!

Neyse…

Delirmesi ve delirtmesi dışında, izleyeni çılgınca saran bir dizi Tabula Rasa. Altıncı bölümden sonra diziyi hızlıca toparlama telaşına mı düşmüşler nedir, hikaye ağır erör verse de gerilim türüne sevdalıların, bölümleri peş peşe patlatmadan rahat uyku uyuması çok zor.

İzlerken delirdim mi? Evet. Ama tüm bu karmaşıklığa ve bazı mantık hatalarına rağmen adım adım çok iyi kurgulanmış olduğunu söylemek gerek. Oyunculuklar da pek iyiydi doğrusu. Annemie’yi canlandıran Veerle Baetens’le birlikte biz de aklımızı kaçırıp durduk.

Yalnız kafamızda tek bir soru var: Bu dizi devam edecek mi, etmeyecek mi?

Yani konu biraz net bir şekilde kapandı da…