Her şey olur, çok da şey yapmayın

Cem Dinlenmiş’in yıllarca Penguen’de yazdığını hatırlıyorum:

her

şey

olur

Hemen ilk sol sayfanın yarısında, o hafta ülkede ve dünyada ne kadar acayiplik olmuşsa yazar çizerdi. Ve şaşırırdım. Şahsen ben şaşırdığımı da hatırlıyorum. Ama bir yandan hoşuma da giderdi bu acayiplikler. 75 kuruş olduğu yıllarda dadanmıştık biz Penguen’e be hey gibi…

O yıllarda (11-12 yaşlarımdayken) benim hayatımda her şey olmuyordu. Yaşla ilgiliydi herhalde. Rutin diye bir laf vardı, duyardım çevremde ama ne olduğunu bilmezdim. Okuyordum, dershane diye bir çılgınlık icat edilmişti sürekli oraya gidiyordum, eve gelip köpeğimle yürüyor ve Penguen okuyarak vakit geçiriyordum. Aslında o yaşta Penguen okumam bence ilginçti çünkü 30-40 yaşında adamlar bir yandan komik şeyler yazıp çizerken, yani mizah yaparken -ki çoğu insan gibi beni de dergiye çeken bu gülme ihtiyacıydı- diğer yandan, ciddi anlamda ülkenin siyaseti ve dünyanın hallerini anlatırlardı. Bunu da elden geldiğince komik şekilde yaparlardı tabii. Ben de okurdum, ilgimi çekerdi. Kabine kelimesinin anlamını bilmezdim ama hakkında yapılan şakaları anlardım. Demek ki insan, doğru şekilde anlatılınca 12 yaşında da siyaseti takip edebiliyormuş. Şimdi haberlerden çok sıkılıyorum. Cem Dinlenmiş her şey olur’u çizmeye başladığında tahminim 2006-2007 yıllarıydı.

cem-dinlenmis-her-sey-olur-2

Sonra kaçınılmaz olarak büyüdüm. 2007’de Uykusuz çıktı, dünyam yıkıldı. Penguen’in, birçok yazar ve çizerinin yeni bir dergi çıkarmak için ayrılacağını duyurduğu bir sayısı vardı, onu almaya elimin gitmediğini hatırlıyorum. Ağlamıştım. “Güzelim dergi neyinize yetmedi de ayrılıp başka dergi çıkarıyorsunuz ulan” diye gidenlere kızmıştım. Ama içimden. Sonra Penguen’i aldım, ilk sayfayı çevirdim ve soruma cevap sol üst köşede duruyordu:

her

şey

olur

Hakikaten de hayatta her şey oluyordu. 2007, kişisel ajandama “Penguen’den doğan Uykusuz olayı” maddesiyle girdi ve bana ilk defa hayatta her şeyin olabileceğini öğretti. Yaşım 14’tü ve sevdiğim mizah dergisinin ikiye ayrılması (sanki iki dergiyi birden alıp okumama engel olacaklarmış gibi) beni hüsrana boğmuş, içimi fazlaca acıtmıştı.

Ama mesele iki farklı dergide yazmaları değildi ki. O zaman anlamamıştım tabii, çok sonra anladım. Mesele, güzel giden bir düzenin birden bozulmasıydı. Birden ve kontrolümün dışında. Ben Serkan Altuniğne’yi okuyup sayfayı çevirince karşıma Uğur Gürsoy çıksın istiyordum ama Uğur Gürsoy o sayfada kalmamaya karar vermişti. Serkan ne yapsın? Yol vermişti tabii ki. Arkadaş da olsa laf anlatamayabiliyor insan. Arkasından su bile dökmüştür. Zaten o an Uğur’u tutabilene aşk olsun. Gitmek isteyenler durmuyor.

Sonra ben tabii Uykusuz okumaya başladım.

Ve sordum kendi kendime, “Biz, neden bazı şeylerin olmayacağını düşünüyoruz ki?” diye. Sonuçta vakti zamanında her şeyden en azından bir kere olmuş ve hala olmakta ki o şeylerin bir adı, o şeylere karşı alınan tedbirler var; o şeylerden kaçınmak için sebepler ve hatta o şeylerin sonuçlarına katlanmanın yollarını bulmuşuz. Yalana inanmanın acıya katlanmaktan daha kolay olduğunu da öğrenmişiz.

Az önce telefon çaldı. Daha önce de çalmıştı. Ben de çalmasına izin verdim, açmadım çünkü hayatta bölünemeyecek kadar iyi tatlar var. Galiba Uykusuz’u kurmadan önce onlar da böyle hissettiler… Yani birileri telefonun çalması gibi “Durun, yapmayın etmeyin” dedi ama kararlı uykusuzlar yeni derginin getirdiği heyecanı bölmek istemedi ve kulak asmadılar. Dergiye mail bile atmıştım “Neeööööolür kapatmayın neeöööolur” diye. Şimdi anlıyorum onları bakın…

Yıllar geçtikçe daha bir sürü “O da olmaz canım” dediğim şeyin başıma geldiğine eminim. Size de gelmiştir, hepimize geldi. Her gün oluyor. Televizyonu açın, olmadık yerler patlıyor, beklemediğimiz insanlar dünyadan ayrılıyor ama biz her akşam yeniden uyanmak için uyuyoruz. Alışıyoruz ve tekrar ediyoruz. Rutin kelimesinin ne anlama geldiğini artık iyi biliyorum ve hayatıma uyguluyorum. Hayatta bir şeylerin de bizim aklımızdaki gibi ilerleyeceğine inanmaya devam ediyoruz. Bunun için bir kanıt arama ihtiyacımız yok, karşı kanıtlar da bizi yıldırmıyor. Umut ediyoruz. Penguen kapanıyor, Uykusuz çıkıyor, onun da her an kapanabileceğini biliyoruz ama bile bile okuyup tadına varabiliyoruz. Her şey oluyor.

(Fotoğraflar http://www.cemdinlenmis.com adresinden alınmıştır.)