Yeni stil Beach House

İlk müzik yazımı on yıl önce Bant için yazmıştım. Beach House hakkındaydı. Daha doğrusu, 2008 tarihli ikinci albümleri Devotion hakkındaydı. O zamanlar, Beach House’un yarı hülyalı tınlayan müziği, popülerliğinin zirvesindeki indie müziğine kendine has bir tazelik getirmişti.

Evet, bu kulaklar dream pop’u ilk kez duymuyordu ama Beach House onu sarıp sarmalayıp 2000’li yıllara getirmiş, özgün bir uyarlamayla yumuşacık, kucağımıza bırakıvermişti. Daha fazlasını duymak için merak ve bir tür umut uyandırmıştı dinleyende. Kendi adlarını taşıyan 2006 tarihli ilk albümleri sessiz sedasız gelmişti ama Devotion’la birlikte, Baltimore’lu ikilinin buralara sağlam yerleşeceği de kesinleşmiş gibiydi. Nitekim öyle de oldu…

Artık bundan sonrası kişisel…

Beach House hayran kitlelerini her yeni albümle birlikte daha da genişletse de ve hatta indie aleminin en büyük gruplarından biri haline gelse de, benim küçük dünyamda, Fleet Foxes’la birlikte 2008’de bir yerlerde kaldı. İlk buluşmalarımız kalp atışlarımı hızlandırmıştı ama bir türlü yolda beraber ilerleyemedik. 20’li yaşların tatlı bir flörtü gibiydi benim için Beach House. Geleceğe taşınan fazla bir anısı kalmadı. (Hayranlarına not: İlk taşı günahsız olan atsın.)

Sınırları dream pop’la çizilen bir grubun beni fazla şaşırtmasını beklemiyordum tabii ki ama yine de kendimce beklentilerim vardı işte. Oysa Beach House’un her yeni albümü bir öncekinin farklı bir versiyonu gibi dönüp duruyordu kafamın içinde. Hatta bununla övünmüyorum ama 2015 tarihli Depression Cherry albümünü merak edip bir kere bile dinlemediğimi söyleyebilirim. (Albümün adı da bunda etkili olmuş olabilir, bilemiyorum.)

Kaçınılmaz son: yaşlanma edebiyatı

2008, indie müziğin belki de zirvede olduğu yıldı. Farlı tarzlara uzanan o kadar çok grupla tanıştık ki 2008’de ve öncesindeki ve sonrasındaki birkaç yıl içerisinde… İstanbul bile bu verimlilikten o kadar çok faydalandı ki her hafta yeni bir konser haberiyle kendimizden geçer olmuştuk. Indie grupları getiren yeni mekanlar Beyoğlu’nda sıra sıra boy göstermeye başlamıştı. Serde bir de üniversitelilik vardı. Değerini o zaman da iyi bilmiştim 2008’in ama 2018’in şu sıkıcılığının da bünyede yarattığı etkiyle on sene öncesine baktığımda, keşke daha çok suyunu çıkarsaymışım o yılların diyorum.  (Yaşlanma edebiyatı vol. 2347372) 2008’in üzerinden tam ON sene geçmiş olduğunu ise çok fazla düşünmemeye çalışıyorum. (Yaşlanma edebiyatı vol. 2347373)

Beach House_7
“7” çünkü yedinci albüm.

“Geçenlerde yine ne varsa eskilerde var” diyerek ve otuz yaş bunalımımı da yanıma katarak Beach House’un 7 adlı yeni albümünü dinlemeye koyuldum. Sanırım ilk şarkı Dark Spring’i dinlediğim anda vuruldum mu ne, garip bir şey oldu. Bu albümü Devotion’dan hemen sonra yayınlasaydın hâlâ birlikte olurduk be Beach House.

“Hayırdır, nedir bunun sebebi” diye etrafa bakınırken albümün prodüktörlerinin adını gördüğüm anda her şeyi anladım: Spacemen 3’nin kafası kırık adamı Peter Kember ya da nam-ı diğer ve hem Animal Collective hem de solo yaptığı her işi fanatiklercesine sevdiğim, “Bana yeni albüm için acil para lazım koş bankaya” dese ailemin tüm rızkını hesabına havale ettireceğim Panda Bear, yani Noah Lennox. İkisinin de varlığını albüm boyunca buram buram hissediyorsunuz. Ve biraz düşününce, gerçekten de bir Beach House albümüne en iyi bu iki isim yakışırdı.


Yedi kere yedi

7, elbette ki yine dream pop’un o isli puslu diyarlarında dolanıyor ama bu sefer daha çeşitli enstrümanlar kullanarak çok sesli, çok katmanlı şarkılar yaratmış Beach House. Evet, aradığımı bulmuştum artık. Victoria Legrand’ın dingin vokallerini de aramızda her ne yaşanırsa yaşansın sevmişimdir. Yine sevdim… Merak ettiyseniz…

Geçen kayıp yılları telafi etmek için oturup tüm Beach House albümlerini peş peşe baştan sona dinleyeceğimi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Ama olsun, 7’yi uzun bir süre döndüre döndüre dinleyeceğim ve artık bir sonraki Beach House albümünü merakla bekleyeceğim şimdiden kesinleşti.