Harlem’in kralı geliyor

Sadece kötülere karşı değil, Afro-Amerikan kimliğiyle toplumun önyargılarına karşı da mücadele eden Luke Cage, Netflix yapımı dizisinin ikinci sezonuyla yeniden Harlem sokaklarında boy gösteriyor.

Yazı: Seden Mestan

Netflix’in Marvel dünyasıyla yollarını kesiştirdiği ilk dizi Daredevil olmuştu. Kimyasal bir kaza sonucu görme duyusunu yitirse de bunun dışındaki tüm duyuları insan üstü bir seviyeye ulaşan Charlie Cox, gündüzleri avukatlık yapıyor, geceleri de süper kahraman kostümünü giyip kötülere karşı savaşıyordu.

Daredevil’den hemen sonra ise Jessica Jones geldi. Onun mücadelesi Daredevil’dan ve aslında bildiğimiz tüm diğer süper kahramanlardan oldukça farklıydı: Bir kadın olarak kendisini kontrol altına almaya çalışan herkese ve tüm değerlere karşı bir savaşı vardı. Jessica Jones’un güçlü semboller üzerinden anlatılan bu hikayesinin en can alıcı karakterlerinden biriydi Luke Cage. İzleyici onun sağlam (her anlamda) ve sahici karakterini o kadar sevdi ki, Netflix’in bir sonraki Marvel transferi o oldu.

İyiler ile kötüler arasında

Luke Cage bir süper kahraman değil. Aslında bir anti-kahraman da değil. Kendini insanlığa daha iyi bir gelecek sunmaya adamadığı gibi, kusurlarına rağmen “kötü” bir profil de çizmiyor. Evet, olağan üstü bir gücü olabilir; yine de Harlem’de yaşayan her Afro-Amerikalı gibi, günlük hayatta beladan uzak durması gerektiğini biliyor ve buna göre basit bir hayat sürmeye çalışıyor. Ta ki “büyük güçlerin getirdiği büyük sorumluluklar” onun da kapısını çalana kadar: Luke, ya etrafı saran, sevdiklerine bulaşan belaya karşı savaş açacaktır ya da sırtını dönüp olan biteni görmezden gelecektir. Seçim yapmakta pek zorlanmasa da karşılaşacağı durumlar bu kadar kolay olmayacaktır elbette.

Screen Shot 2018-07-12 at 15.28.07

Gücünü sembollerden alan bir kahraman

1972 yılında yaratılan Luke Cage’i hem dizi izleyicileri hem de çizgi roman okuyucuları için özel kılan, günlük hayata yakın karakteri. Luke sadece “kötü adamlara” karşı değil; Afro-Amerikan kimliğiyle, toplumdaki önyargılara karşı da savaşmak zorunda. Başkalarının iyiliği için mücadele etse de polisin gözü sürekli üzerinde. En ufak bir hatasında bile hapsi boylaması an meselesi. Teninin rengi ve kimliğiyle en baştan “suçlu” olarak kodlananlardan çünkü… Tek bir yumrukla düşmanlarını alaşağı edecek kadar güçlü olan Luke Cage’in diğer süper gücü de polis şiddetine ve ABD’nin Afro-Amerikan tarihine bir gönderme yapacak şekilde kurgulanmış: Luke, kurşun geçirmiyor. Başta Malcolm X ve Martin Luther King Jr.’ın ölümlerine bir atıfta bulunan bu süper gücü onu polis şiddetine karşı da korunaklı bir hale getiriyor.

Luke Cage’in dizide giydiği kıyafetleri ise ABD toplumunun, Afro-Amerikanları görme şeklinin bir yansıması. Yollarımızın kesiştiği diğer pek çok süper kahramanın aksine Luke Cage’in afili bir kostümü yok; üstünde sadece siyah kapüşonlu bir sweatshirt varken görüyoruz onu hep. “Kapüşonunu geçirmiş, elleri ceplerinde yürüyen siyah adam” imajının yarattığı tekinsiz hislerin altını çizen bu kıyafeti, toplumun tüm önyargılarını üstünde topluyor.

0249_TIARA_201_Unit_00299R

Mike Colter’ın Luke Cage’i canlandırdığı Netflix dizisi, tüm bu sembolleri de yanına katarak ikinci sezonuyla yeniden ekranlarda. Bir önceki sezonda adını temize çıkaran Luke, artık Harlem sokaklarının sevilen bir siması. Göğsünü gere gere, mutlu mesut bir şekilde sokaklarda dolansa da büyük sorumlulukların onu tekrar bulması çok uzun sürmeyecektir elbette. Neyse ki Luke’un nelere muktedir olduğunu biliyoruz; bu sefer de iyiliğin kazanacağına dair inancımız onun kadar sağlam.

*Bu yazı ilk 8 Temmuz 2018 tarihli Cumhuriyet Pazar ekinde yayınlanmıştır.