Saf deliliğin tarifi: Unbreakable Kimmy Schmidt

Kötü bir dünyada yaşıyoruz. Bunu dünyanın politik gidişatına dayanarak söylemiyorum sadece. Günlük hayatlarımızın her anına tahammülsüzlük, sinir harbi ve gıcıklık hakim. Yanı başımızdakilere bile katlanamıyoruz. Sosyal medya da affedersiniz, üstüne tüy dikti: dün övgülere boğduklarımızı bugün tek bir post’la yerin dibine gömüyoruz; bunu uluorta yapmaya çekinsek de bazen içimizde fırtınalar kopuyor. Çılgınlık resmen trend oldu.

Hepimiz yapıyoruz bunu, istisna yok. Bu deliliğe ayak uydurmayan uzay boşluğunda süzülüp gitmeye mahkum yoksa…

Bu koşulların içinde yetiştiğimizden ve bizzat bu koşulları da yarattığımızdan olsa gerek, izlediklerimiz de aynı kafa yapısının peşinden gidiyor. Televizyonda distopyalarla sarıldığımızdan bahsetmiştim geçenlerde paylaştığımız bir yazıda. Dünyayı ele geçiren robotlar vs. “şimdilik” abartı gibi gelse de distopyalar insanoğlunun vicdansızlığının ne seviyelere çıkacağının bir ön gösterimi gibi adeta.

Diğer taraftan dönüp dolaşıp Friends, Will & Grace, How I Met Your Mother gibi dizilere sarmamız da biraz “iyilik” arayışımızdan kaynaklanıyor olsa gerek. Karakterlerinin bazı “kötücüllükleri” üzerinden türlü espriler dönse de (kötücüllük seviyesi=”Joey doesn’t share food!”) sonunda dostluklarıyla, minnoşluklarıyla izleyeni hamur gibi yumuşatan diziler… Güldürürken düşündürmüyor, dertlenmeden gülebilme ihtiyacımızı sonuna kadar karşılıyorlar.

Yine de koşullardan bahsetmiştik; günümüzde artık böyle dizilerin yapılması dünyayı robotların ele geçirmesi kadar distopik neredeyse.

Günümüze yakışır ‘acı’ bir sit-com

Netflix’i dört sezondur saran Unbreakable Kimmy Schmidt ise günümüz şartlarına ayak uydurarak dünyanın yakıcı gerçekleri üzerinden yükselen, eski usül şakaları günümüzün tatsızlıklarıyla yoğuran yeni nesil bir komedi dizisi. (“Yeni nesil” tamlamasının önüne geldiği her ifade çok havalı oluyor, bilginize…) Dizinin Tina Fey tarafından yaratıldığını söylersek durum biraz daha anlaşılır olur belki de: Artık bir klasik sayılan 30 Rock’ın da yaratıcısı olan Tina Fey’in satirik espri anlayışı hikayenin her anına buram buram sinmiş yine.

Diziyi izlemeye başladığınızda yüksek sesle bağıran antipatik karakterlerden nefret edip kapamış olabilirsiniz. (Bizim ev ahalisi sırf kulak misafiri olduğu bu diziyi, saydığım sebeplerden ötürü izlememe çooook karşı.) Ama birkaç bölüm izleyip taşkınlıklara alıştıktan sonra tüm esprilerin nasıl ince ince, zekice işlendiğini görünce aklınızdan vuruluyorsunuz. Bu da bir başka Tina Fey etkisi zaten…

Başa saralım

Yenilmez Kimmy Schmidt, dünyanın sonunun geldiğini iddia eden sahtekar bir rahip tarafından kaçırılıp, kendisi gibi talihsiz üç kadınla birlikte 15 sene boyunca bir sığınağa hapsedilmiş genç bir kadın. İstismarın binlercesine maruz kalmış, muhtemelen tecavüze de uğramış. (Komedi olduğu için bu kısma pek vurgu yapılmıyor ama Kimmy and the Trolley Problem bölümünde rahibin adam kaçırmaktan değil de “cinsel suçlu” olarak hapiste yattığını öğreniyoruz. Daha önce neden düşünememişsem?!)

Kimmy sığınaktan kurtarıldıktan sonra, doğup büyüdüğü Indiana’da kalmaktansa New York’a gitmeye ve orada yeni bir hayat kurmaya karar veriyor ve tabii ki New York, hayatına yeniden başlamak isteyen bekar bir kadına Friends’teki Rachel’a davrandığı gibi sevimli davranmıyor.

Kimmy, uzun uğraşılar sonunda ev bulma konusunda tüm ümidini yitirmiş, yılgın yılgın dolaşırken Lillian adlı ağır kaçık bir kadına rastlıyor. Lillian kiralık bir evi olduğunu ve kiracısı parasını ödeyemediği için yakında evi boşaltacağını söylüyor. Böylelikle Kimmy de hiç ummadığı anda bir ev buluveriyor kendine. Ve bir de diva ruhlu bir ev arkadaşı: Lillian’ın kiracısı Titus’un hiçbir yere gitmeye niyeti olmadığı gibi, parası da olmadığı için Kimmy’yi ve sırt çantasında taşıdığı birkaç bin doları sağlam sömürebileceğini fark ediyor. Minik birkaç manipülasyonla Kimmy’yi kafalıyor ve birlikte yaşamaya başlıyorlar.

Hikayede bir de Jacqueline var. Kimmy’nin “iş vereni”. Hayattaki en önemli meşguliyeti “zengin koca parası yemek”. Hatta bu bir hayat projesi onun için. O kadar hırslı ki ailesini ve kimliğini yok sayıyor; kızılderili bir aileden geldiğini saklamak için saçını sarıya boyatıp mavi lens takıyor, yedi sülale sosyetikmiş gibi davranıyor. Umursamaz ve bencil ama aşırı zeki olduğu için bu projesinde başarılı olmuş. Ta ki kocasının onu aldattığını öğrenene kadar. Bu noktada Kimmy’den de destek alarak kocasını boşayacak ve bir sonraki zengin koca projesini gerçekleştirmeye çalışacak.

İtici Kimmy Schmidt

Farkındaysanız, dizinin ana karakteri Kimmy kimdir, necidir diye anlatmaktan biraz kaçınıyorum çünkü AŞIRI İTİCİ bir karakter. Polyanna’nın Hello Kitty’le yoğrulmuş şeker pembesi bir versiyonu Kimmy. Yürek sıkıştıran iyimserliği, dünyayı daha iyi bir yer haline getirebileceğine olan dayaklık inancı ve iç sıkan kelime oyunlarıyla tatsız mı tatsız.

Tina Fey’in de amaçladığı zaten belli ki bu: Geçmişindeki trajediye inat mutlu olmaya devam edebilen, yılmayan, kötücül olması beklenirken iyilikle dolup taşan ve etrafındaki tüm kötücüllere de iyilik koması yaşatan bir karakter Kimmy. Yenilmezliği de buradan geliyor; her şeye rağmen iyi kalpli kalması onun süper gücü gibi, kimse alaşağı edemez onu. (Ara sıra umudu kırılsa da gerçekten kimse bozamıyor onu.) Tahammül edilemezliği ise biraz da izleyicinin kötü hislerinden kaynaklanıyor belki de.

Kimmy’yle ilgili en güzel şey -bence- onu ekrana taşıyan Ellie Kemper; o kadar iyi bir performans sergiliyor ki tüm kasıtlı iticiliğine rağmen Kimmy’yi karakter olarak izleyiciye benimsetmeyi başarıyor.

Özdeşleşitremediklerimizden misiniz?

Komedi dizilerinin pek çoğunda karakterlerle ve yaşanan olaylarla kendinizi kolayca özdeşleştirebilirsiniz. Zaten sizi en çok güldüren de “ahaha bu benim de başıma gelmişti” dediklerinizdir. Unbreakable Kimmy Schmidt için bu geçerli değil. Seinfeld’de karakterlerin dibi gördüğü anlarda bile kendinizden bir şey bulabilirsiniz ama Kimmy’nin absürtlükler diyarı zaten siz kendinizi özdeşleştirecek bir şey bulamayasınız diye yaratılmış. Diziyi bu kadar sürükleyici kılan da bu; bir sonraki sahnenin ne getireceği, sorunların nasıl çözüleceğine dair en ufak bir fikriniz yok. “Şaşırt ve güldür” politikasıyla Kimmy Schmidt tayfası sizi kolayca ele geçiriyor.

Tabii antipatikliklerine güzellemeler yapmak istediğimiz karakterlerin de bunda payı büyük. (Kimmy hariç.) Kimmy’nin ev arkadaşı, aktörlükte bir türlü dikiş tutturamasa da kendini her daim bir diva gibi hisseden Titus Andromedon, televizyon tarihinin en özgün kişiliklerinden biri. Hatta dizi başlı başına bu karaktere adanabilirmiş bile. Hayat görüşü, vecizeleri ve sorunlarla baş etme tarzıyla örnek alınması gerek. Herkesin hayatında bir Titus olmalı.

Mütevazı mahallesini kentsel dönüşüme kaptırmamak için canla başla çalışan eski hippi Lillian ise dünyanın gidişatı bu şekilde devam ederse hepimizin çok yakında dönüşeceği bir karakter. Mahallede abuk subuk dükkanlar açmaya çalışan hipster’lara karşı verdiği onurlu mücadelesini sonuna kadar destekliyorum!

Zeki kadın Jacqueline de çabaları ve yanlış yere yönelttiği zekasıyla kült olma yolunda hızla ilerliyor. Dizinin ilerleyen bölümlerinde kendisinden beklenmeyecek şekilde “iyi kalpli” bir insana dönüşecek. Jane Krakowski döktürüyor yine…

Tamam, Kimmy’ye verdim veriştirdim ama tüm bu karakterler Kimmy’yle birlikte gelişiyor, evriliyor ve daha yapıcı adımlar atmaya başlıyor. Hatta evet, daha iyi bir insan olma yolunda adım atıyorlar.

Bu iflah olmaz karakterleri bile “iyileştirdiğine” göre, kim bilir belki dünyayı da daha iyi bir yer haline getirir Kimmy.

(Getiremedi…)

Jon Hamm bonusu

Eğer diziyi izlemediyseniz inanamayacaksınız ama dizideki deli rahip rolünü bazı bölümlerde Jon Hamm canlandırıyor. EVET JON HAMM! O kadar yakışıklı ki onun kadınları kaçıran sapık bir rahip olduğunu unutuyorsunuz. Zaten dizide de süreç böyle ilerliyor; mahkemedeki tatlı ve flörtöz halleriyle jüriyi etkileyip hapishaneye gitmekten yırtacak gibi oluyor ama neyse ki hikayeye Kimmy giriyor ve hapsi boyluyor.

Dördüncü sezonda ise Jon Hamm’in geçmişte katıldığı gerçek bir yarışma programına ait görüntüleri kullanıyorlar. O kadar iyi ki!