Film ve dizilerin müzik danışmanı: Susan Jacobs

Yazı: Nazlı Sönmez

Müzikle aranızdaki ilişki büyüdükçe, ne yaptığınız değil de ne dinlediğiniz biraz daha önem kazanıyor. Yapacağınız şeye göre şarkı seçmeye başlıyorsunuz. Yaptığınız ile dinlediğiniz arasındaki uyum da ruh sağlığınız için nefis bir harita ortaya çıkarıyor. Bunu fark etmek veya buna göre yaşamak çok zor. Kendimden biliyorum.  (Bir keresinde sunum yapmak için bilgisayarımı HDMI’a bağladım ve son ses Kahır Mektubu çalmaya başladı.) Bağımlılık yarattığı da bir doğru. Ve ben bunun bir bağımlısı olarak ağlarken “Gözlerinin Hapsindeyim” nakaratlarına eşlik eden ve güneşe gözünü diken, kafamın içinden sürekli seçtiğim bir şarkıyla yaşayan ve odaklanmam gerektiği zaman yine içimden ama bu sefer yüksek sesle şarkı söyleyerek yaşayabilen bir insan olarak, ekranda bana bütünüyle bir karakter anlatılırken, o karakterin bir şarkı seçmesine ve benimle birlikte dinlemesine bayılıyorum. Sanat benim empatimi güçlendirmek için var. Karşıma böyle çıkınca ermiş gibi hissediyorum. Bunu en iyi yapan birkaç örnek:

Big Little Lies (Zoey’in seçtiği şarkılar, Jane’in koşarken dinlediği şarkılar vs.)

C.R.A.Z.Y. (Çocukluktan yetişkinliğe macerasını izlediğimiz Zachary ve babasının şarkıları) (Burada Jean Marc şarkıları kendi seçmiş.)

American Hustle / Yönetmen: David O. Russell (Jennifer Lawrence’ın dans ettiği sahne bile yeter!)

Sharp Objects (Tüm ev halkının kendine ait bir müzik zevki vardı, hepsiyle sevdikleri şarkıları dinledik.)

Yukarıdaki C.R.A.Z.Y. hariç üç projede şarkı seçimini yapan Susan Jacobs’ı araştırdım. Fakat öncesinde Big Little Lies, Sharp Objects, C.R.A.Z.Y. filmlerinin yönetmeni Jean-Marc Vallée üzerinde durmak gerekiyor. Sahnelerdeki duygu yoğunluğunu artırmanın yolunu müzik ile çözüyor. Aşırı müzik seven biri olan yönetmen, karakterleri izlerken fona müzik yerleştirmek yerine karakterlerin müzik dinlediği anları sahnelemeyi daha çok seviyor. O zaman izleyici ile karakter arasındaki bağ da güçleniyor.

Şimdi sırada Susan Jacobs var:

Adını IMDB’ye yazdığınız zaman “music department” adına çalıştığını göreceksiniz. Yani filmlerde, dizilerde çalacak şarkılara karar veren, araştırıp teliflerini ödeyen, bütçeyi toparlayan ve doğru zamanda, doğru yerde şarkıyı duymamızı sağlayan insan. Eski bir veteriner olan Susan Jacobs, tesadüfen bu işe girmiş. Fakat bu işi yapan bir sürü insanın hikayesini dinledim (Jen Malone, Bryan Turcotte vb.) hepsi de tesadüfen bu işi yapmaya başlamış. Bir ortak özellikleri daha var: Hayatları boyunca bulundukları her ortamda aslında “music department” olmaları. Susan, televizyon yerine müziği tercih eden kalabalık bir ailenin çocuğu ve ne dinleyecekleri altı yaşından beri Susan’a bağlı.

Kariyer başlangıcı 

Spike Lee‘nin She’s Gotta Have It filminde çalacak şarkıları seçtikten sonra böyle bir iş kolu olduğunu fark etmiş Susan. Devamı da hiç arkası kesilmeden gelmiş. Aynı anda birkaç farklı projede bile çalışabiliyor. Hem oyuncular hem teknik ekip hem yönetmen ile birlikte vakit geçiriyor. Senaryonun en derinine kadar iniyor ve şarkısını seçiyor. Kısmen senaryoya ciddi bir müdahale olarak da düşünebiliriz.

Müthiş ortaklık

Susan ve Jean-Marc, Wild filminden beri bir arada çalışıyorlar. Susan, Jean-Marc Vallée’nin kendisine neden ihtiyacı olduğunu bir türlü anlayamamış ama ben anlıyorum. Aşırı doğaçlama bir yönetmenliğe başvuranJean-Marc Vallée, şarkı seçimini işin uzmanına bırakmış. İzlerken bunun ne kadar etkili olduğunu anlayabiliyorsunuz. Susan Jacobs bir adet Emmy sahibi. Kendisini sadece Jean-Marc Vallée ile çalışıyor sanmayın. Oscar’larda yeri yerinden oynatan I, Tonya’nın da çılgın 80’ler şarkılarının seçimi Susan Jacobs’a emanetti.

Fakat kendisine en sevdiği soundtrack listesi sorulduğu zaman cevap David O. Russell‘ın yönettiği American Hustle oluyor. Woodstock’ta çalışan bir veteriner olarak 70’ler müziğini neden bu kadar sevdiğine şaşırmamak gerekir.

Sayısız ödül 

Grammy, Emmy, GMS gibi ödüllerdeki adaylık ve başarıları bunun bir iş kolu olarak çok daha ileri gideceği konusunda bana umut veriyor. Bu işi yapmak için çok dinlemek, çok izlemek, çok okumak, aşırı güçlü empati yeteneğine sahip olmak ve en önemlisi şarkıların özünü iyi anlayabilmek yatıyor. Bu işi iyi yapanları görmek de zor değil. Hatta “duymak” diyelim.

Kendisinin en büyük motivasyonlarından biri de genç ve henüz adını duyuramamış sanatçıların şarkılarını kullanmak ve onlara bir şans tanımak. Bu gücü doğru kullanmak da işini başarılı ve etkili kılıyor.