Kendimi kontrol edemiyorum: Tam 10 sene sonra Aşk-ı Memnu izlemek için 10 sebep

Bundan iki ay önce çok sevdiğim işimden istifa ettim ve yıllardır hayalini kurduğum o tozpembe boşluğun içine düştüm. Eskiden iş güç derken kafamın içindekileri bile duyamıyorken şimdi boş duvarlara bakarak saatler geçirebiliyor, varoluşsal sorgulamalara kendimi kaptırarak tüm günümü şu soruya cevap arayarak geçirebiliyorum: “Dondurmayı kapta mı yesem, külahta mı?”

Amacım nispet yapmak ya da sizi kişisel dünyamda olan bitenlere doğru sürüklemek değil. Sadece yeni takıntımın sebeplerini açıklamak istiyorum.

Aşk-ı Memnu yayınlanmaya başladığında üniversitedeydim. Televizyonla aram hiç iyi olmadığı gibi reklamlarla uzadıkça uzayan yerli dizilere de tahammül edemedim hiçbir zaman. Ama hep göz ucuyla yakaladım Aşk-ı Memnu’yu. İbretlik diyaloglar, sağlam oyunculuklar, Behlül vs. derken insanı içine çekiveriyordu. İstekliydim peşinden gitmeye ama tüm hafta bir dizinin yeni bölümünü beklemek bana göre değildi pek. (Sonradan Game of Thrones’la belamı gördüm, o ayrı.)

Sonra dizi final yaptı; izlemedim ama internet sağ olsun her sahnesini milyonlarca defa görmüş oldum. Bir de gidip Sims canlandırmasını yaptılar finalin; sanırım bu coğrafyanın çıkardığı en özgün internet harikalarından biriydi. (Yani böyle bir şey yapmak bir insanın aklına nerden gelir ki?)

Finalden bu yana Kanal D düzenli olarak gündüz kuşağında Aşk-ı Memnu’yu yayınlıyor. Ve bir önceki hayatımda benim için özgürlük, gündüz evde otururken (muhtemelen lastiği gevşemiş eşofman altıyla), vicdan azabı ya da suçluluk duygusu çekmeden Aşk-ı Memnu izleyebilmekti. Uzaktan imrenerek baktığım bu televizyon deliliğine kendimi kaptırabilmek, sonunu bilsem bile “Ay acaba ne olacak” diye heyecanlanabilmek ve bu esnada hiç ama hiçbir şey düşünmemekti…

Geçenlerde bir an gözüm karardı ve Google’a şöyle yazarken buldum kendimi: “Aşk-ı Memnu izle.”

Şimdi 25. bölümün ortalarındayım. Türkçede yazılmış en iyi eserlerden birinin uyarlaması olması dışında, Hilal Saral’ın yönettiği bu diziyi izlemek için bir sürü sebep var. İstifa etmek ya da her şeyi bırakıp kendi yolunda gitmek isteyenler için on tanesini seçtim.

1- Muhteşem casting

Şu bir gerçektir ki Adnan Bey’i Selçuk Yöntem, Bihter’i Beren Saat, Nihal’i Hazal Kaya, Behlül’ü Kıvanç Tatlıtuğ, Firdevs Hanım’ı Nebahat Çehre, Matmazel’i de Zerrin Tekindor’dan başkası canlandıramazdı. Nasıl da güzel bir şekilde bir araya getirilmiş bu kadro! O kadar epik ki. Zaten milletin dönüp dönüp tekrar izlemesinin en büyük sebebi bu olsa gerek.

2- Behlül (yani Kıvanç Tatlıtuğ)

Türkiye’de yakışıklı ve güzel oyuncular genelde mimik yapmaktan kaçınırlar. “Karizmayı çizdirmemek”, gülünç düşmemek adına olsa gerek. Kızarlar, öfkelenirler (çünkü erkeklik!) ama onun dışında pek de duygu yansıtmazlar. O yüzden günümüz yerli dizileri boş boş bakarak yüz binlerce duyguyu anlatmaya çalışan dramatik insanlarla dolu.

Oysa Kıvanç Tatlıtuğ öyle mi? Zaten sonrasındaki işlerinden de biliyoruz, Kıvanç Tatlıtuğ kendini rolüne veren bir oyuncu (bkz. Kuzey Güney). Haliyle Behlül rolü, etrafa çapkın ve yakışıklı bakışlar atmasını gerektirdiğinde bunu harikulade bir şekilde yerine getirdiği gibi, gülünç olması ya da kendiyle dalga geçmesini gerektirdiğinde de hiç tereddüt etmiyor. Türlü mimiklerle ve vücut diliyle çok şey anlatıyor.

Günümüzde artık Kıvanç Tatlıtuğ’un neler başarabileceğini çok iyi biliyoruz. Bugünden o zamanki hallerine bakmak o yüzden ayrıca keyifli. Ama saçlarını tekrar ilk bölümlerdeki gibi uzatmaz umarım.

Screen Shot 2018-08-28 at 15.05.35
O takma sakala rağmen her seferinde insanın yüreği dağlanıyor be!

3- Bülent

Bu dizinin en sağlam ve istikrarlı karakteri bence. Nihal’in gerizekalılıklarına en iyi cevabı hep o yapıştırıyor. Kibarlıktan kırılan ev ahalisini de o canlandırıyor. Hayattaki tüm güzellikler onun olmalı.

4- Firdevs Yöreoğlu

Dünyanın en yılan kadını olmasına rağmen kendisiyle sonsuz empati kurabildiğimiz bir karakter. Herkesin hayatta kalabilmek için başvurduğu bazı mekanizmalar var. Firdevs Yöreoğlu da kendi yolunu bulmuş işte. Onun şu kararlılığından, manipülasyon gücünden, entrika sevdasından bizde de bir tutam olsaydı dağları devirirdik.

Screen Shot 2018-08-28 at 15.10.08

5- Sabah kahvesi

Aşk-ı Memnu anlayamadığım bazı gereksiz detaylarla dolu bir dizi. Herhalde süresini uzatmak için kasmışlar. Mesela bazı bölümlerde beş dakika boyunca tüm karakterlerin birbirlerine iyi geceler deyip uyumaya gidişlerini izliyoruz. “İyi geceler babacım”, “İyi geceler Behlül”, “İyi geceler Süleyman Efendi”…

Bir de böyle sabah kahvesi ritüeli var. Birileri birilerinden kahve getirmesini istiyor, diğeri kahve pişiriyor, kahveler yudumlanıyor; misafir geliyor, ona kahve içer misiniz diye soruluyor ve inanır mısınız, o kahve sahne bitmeden gelip misafirin önüne konuluyor.

Sabah kahvesi sanki sadece zenginlere özel bir şeymiş gibi hissediyor insan bir yerden sonra. Haliyle kendimi ayrıcalıklı hissediyorum ben de…

6- “Mic drop” yaptıran diyaloglar

Evet, senaryo sağlam bir eserden uyarlama olduğu için 35-0 önden başlıyor ama ekip buna sırtını dayamamış, bu eserin etrafında muhteşem diyaloglar kurgulamış. Az önce bahsettiğim, Bülent’in Nihal’e salladığı cümleler, Firdevs Hanım’ın Bihter’i dolduruşları, Adnan Bey’in etrafı döven beyefendililiği, Matmazel’in cool’luğu ve Bihter’in “Ölüyorum anlasana”yla efsaneleşen tiradları(!)… Bunlar hep muhteşem yazarlıkların eseri.

7- Genç kız kalbi

Mesela Bihter, Behlül’ün sarı saçına mavi gözüne tutulmadı. Bunu biliyoruz. (Zaten yanlış hatırlamıyorsam kitaptaki karakter Kıvanç Tatlıtuğ gibi yakışıklı değil.)

Kitapta kusursuzca anlatılan bu yürek kaymasını ekrana taşımak gerçekten zor olsa gerek. Ama yönetmen de kadın olduğu için herhalde, bu geçişi o kadar incelikli ve yalın bir şekilde anlatmışlar ki… Bihter’i çok iyi anlıyor insan. Bir bakış, başkasına yazılmış ihtiraslı bir aşk mektubu, aynı şekilde sevilebilme ihtimali… İşte bunlar hep ergenlik…

8- Arsen Hanım

Adnan’ın ablası. Firdevs Yöreoğlu’nun anti-tezi, aşırı anaç eski bir İstanbul hanımefendisi. Şunu biliyorum ki, onun gibi oturaklı, ihtiyacım olduğunda başımı omzuna yaslayabileceğim birinin hayatımda olmasını isterdim. Airbag gibi bir karakter; en zor anınızda sizi kurtarmak için orada.

9- Müzikler

Özellikle de gerilim anlarında çalan, alaturkanın ne kadar tekinsiz olabileceğini kanıtlayan o melodi… Bazen aklımda çalıyor, efekt misali…

10- Bi’ garip nostalji

Aşk-ı Memnu ilk kez 2008 yılında yayınlanmaya başlamıştı. Çok uzun zaman önce değil, hepi topu 10 sene önce. Ama dizide gördükleriniz, o zamandan bugüne ülkece geçirdiğimiz değişimi en sert haliyle önümüze seriyor. İçilen şaraplar, öpüşmeler, çılgın dekolteler, sadece ima üzerinden olsa da yatak sahneleri… Türk televizyonları ne kadar seri bir şekilde kapanmış, anlayamamışız.

İştahı kabaranlara son bir not: Dizinin tüm bölümleri Kanal D’nin sitesinde mevcut. Aslında Google’a sadece şunu yazmanız yeterli; “Aşk-ı Memnu izle”.