Büyük Ev Ablukada ile başlayan, Bartu Ben’le biten bir garip nostalji

Nereden başladı, nerelere gitti bu yazı…

Dün gece Babylon’da Büyük Ev Ablukada konseri vardı. Şu an tam olarak sayamıyorum; galiba dördüncü veya beşinci kez izliyorum kendilerini sahnede. 2010’da Krek’te, camın arkasında verdikleri ikili konserleri de izlemiştim; daha büyük bir ekiple, daha büyük sahnelerde çaldıkları “Full Faça” konserleri de… Her seferinde konserlerinin sonrasında biraz sersemlemiş (salaklaşmış da diyebiliriz) hissediyordum kendimi. Hem sürekli, hiç alışık olmadığımız formüllerle sahneye çıktıkları için hem de çok sağlam çalıp söyledikleri için. Tabii biraz da çok sevdiğim için. Dün akşam da öyle oldu fakat bu defakinin hissi başkaydı sanki.

Herkesin Büyük Ev Ablukada’sı kendine ama ben en çok kelime oyunlarıyla ince ince işlenmiş, iyi yazılmış şarkı sözlerine vurulmuştum. Türkçe müzikte özlediğim bir şeydi. Bir de Canavar Banavar’ın yorumlarıyla o sözler insanın zihnini daha beter ele geçiriyordu. Bil’i ilk duyduğum anı hatırlıyorum. “Ne dedi ya, kek gibi mi” diye birbirimize bakakalmıştık.

Bu hasretliği çeken tek ben değilmişim ki kısa süre içinde Büyük Ev Ablukada’nın konser biletleri haftalar öncesinden tükenir olmuştu. 2011’in ilk aylarıydı, çok iyi hatırlarım. Babylon’da çalacaklardı yine, Asmalımescit’teki yerinde. Hatta galiba üst üste birkaç gün konser vereceklerdi. Ona rağmen bir türlü bulamıyorduk bilet. Benim kendi küçük keşfim sanıyordum, ne ara bu kadar tanınır hale gelmişlerdi takip edememiştim.

Tabii genç kuşak müzisyenleri de etkilemeye başlamıştı Büyük Ev Ablukada. Bir-iki yıl içinde aynı onlar gibi üç kelimeli isimlere sahip, günlük hayattan hikayeler anlatmaya çalışan, bol gitarlı gruplar türemişti. Özgün ve samimi değillerdi, hiçbirini sevemedim, ayıptır söylemesi…

Kronolojik olarak ne kadar doğru anlatıyorum bilemiyorum fakat, internet üzerinden yayınladıkları, konserlerde çaldıkları parçalarını 2012 yılında Full Faça albümünde toplamışlardı. Artık büyük gruplar arasındaydılar. Festivallerde falan çalıyorlardı.

Sonrasında sanki kayboldular. Belki konser vermeye devam ediyorlardı da yeni parça çıkarmıyorlardı. Bir tür anı haline gelmişlerdi benim için. Arada özledikçe dinliyordum. Bir taraftan da “Bu kadardı herhalde” diye düşünmeye başlamıştım. Zaten daha ne yapacaklardı. O kadar büyümüşlerdi ki, kendi kendilerini tekrar edecek bir iş yapsalardı bayağı hüsran yaratabilirlerdi. Hele bir de etraf zaten onların yaptıklarını tekrar eden genç gruplarla doluyken…

Bir gün durup dururken bir video yayınladılar. İzleyince zihnim canlanmıştı.

Doğru duyduğumdan emin olamadığım için sonunda çalan şarkıyı bir-iki kere geriye sardım. Cayır cayır elektronikti işte. Daha önce kendilerinden hiç duymadığımız bir şekilde…

Tam da bu yüzden hayranım Büyük Ev Ablukada’ya. Tutmuş bir formülün peşinden gitmedikleri için, her şeyi sil baştan yeniden yarattıkları için… Hem bunu bir “strateji” olarak yapmadıkları da ortada. Hakikaten doğru anı, doğru sesi beklemiş gibiydiler.

Dün geceki konserde de ona şaşırdım. Full Faça ve Fırtınayt arasında müzikal anlamda dağlar kadar fark olsa da hiç sorgulamadan, yadırgamadan kalbimize basmışız. “Aman ben elektronik sevmem” diyen olmamış belli ki. Ya da bunu sevip öncekilerden pek hazzetmeyen. Herkes ezbere söylüyordu şarkıları. Stadyumda maç izler gibiydi benim için. Öyle bir duygu birliği ve coşma hali… Evet, Fırtınayt dans ettiren bir albüm; o yüzden şaşırmadım gördüklerime de, millet bir yandan da sözlerle tribe giriyordu. Ne mimikler, ne jestler gördüm… Önümde yaşadılar şarkıda anlatılanları. Keşke gruptakiler kendi konserlerini bir gün izleyici arasına girip izleyebilse. Çok çok acayip şeyler oluyor.

Bir de gerçekten görsel olarak izlediğim en iyi konserlerden biriydi. Bartu Küçükçağlayan’ın yerinde durmak bilmeyen hallerinden bahsetmiyorum (ki aslında bahsetmek lazım, onun yerine siz gidip görün) o ışıkların sahnede yarattığı görüntüler inanılmazdı. Işıkçılarını ayakta alkışlamak istiyorum. Hele Korhan Futacı’nın sahneye çıktığı anda, nefes almadan izledim sanırım (bir de story çektim, kaçıramazdım, sori.)

Aslında konser yazısı yazmak niyetim yoktu hiç; ama az önce Bartu Küçükçağlayan’ın yazdığı ve Tolga Karaçelik’in yönettiği Bartu Ben dizisinin minik videosunu gördüm, yine Bartu Küçükçağlayan’ın Instagram hesabında. Heyecanlandım. Hemen bilgisayarın başına koştum. Bir bakmışım nostalji yapıyorum.

O yüzden laf kalabalığı ettiğime bakmayın da şu teaser’ı izleyin. Bir de Fırtınayt konserlerine gitmediyseniz elinizi çabuk tutun. Biletler yine çok hızlı bitiyor.