Gaspar Noé hareketlerinin tamamı: Climax

Gaspar Noé’nin yeni filmi Climax’in Cannes Film Festivali’ndeki prömiyerinde pek az insanın salonu terk ettiğini okuduğumda şaşırdım ve filmi daha da merak ettim ve haftalar sonra Filmekimi’nde izleme şansı buldum.

Filmin başında birtakım dansçılarla yapılan görüşmelerin kaydını izliyoruz. Dansla olan ilişkileri, uyuşturucu hakkındaki düşünceleri ve başka kişisel sorulara cevap veriyorlar. Bu sayede çok fazla karakteri, kısa bir süre içinde tanıyoruz. Bu sekans bittiğinde yarısının bile ismi aklımda kalmamıştı ama bu konuya tekrar döneceğim. Hemen arkasından başlayan dans sekansı -sanırım bu konuda herkes hemfikir- gerçekten çok iyi. Bu performansla, prova sona eriyor ve bütün dansçılar sangria içip partilemeye başlıyor. Film boyunca fonda hep bir parti olduğundan, soundtrack’siz bir an yok gibi ve müzikler de en az koreografi kadar iyi. Baştan sona dadanmalık bir soundtrack kesinlikle. Ama hepsi bu kadar. Filmin geri kalanında başka hiçbir numara yok.

Dönen kameralar, kuşbakışı çekimler, uzun sekanslar, filmin sonunu başa koyma gibi, tipik Gaspar Noé hareketlerinin hepsi mevcut. Uyuşturucu, seks, şiddet gibi Noé temaları da tamam. Parti başladıktan kısa süre sonra, birinin sangria’ya asit kattığı ve herkesi zehirlediği anlaşılıyor. Asidin yarattığı etkiyle karakterlerin bilinçaltları serbest kalıyor. Perdede tam bir id patlaması yaşanıyor.

climax-noe

Rahatsız edici şiddet sahneleri ve eril diyaloglar olduğu doğru. Hamile olduğunu söyleyen kadına şiddet uygulanması, kadınların arkasından döndürülen cinsiyetçi konuşmalar, dansçılardan birinin çocuğunu elektrik kontrol panellerinin olduğu bir odaya kitlemesi, çocuğun film boyunca çığlıklar atması koltuğumda bir sağa bir sola oynamama sebep oldu, doğru. Bir rahat oturamadım oturduğum yerde kabul ediyorum. Yine de Irreversible’deki veya Enter the Void’daki gibi karnım bağırsaklarıma düğümlenmedi, başım dönmedi, midem bulanmadı.

Bunu, Noé’ye bağışıklık kazanmış olabileceğime bağladım ama sanırım başka bir sebebi daha var. Bir kere çok fazla karakter var. Baştaki o videokasetten izlenen görüşmelerden hepsini hatırlamaya imkan yok. Sonrasında herkes birbirinin arkasından konuşurken, kimin kim olduğunu anlamaya başladığımız noktada, asidin etkisiyle herkesin karakteri zaten bambaşka bir hal alıyor. Herkesin içinden başka bir karakter çıkıyor. Tanıyıp, takip etmekte zorlandığımız karakterlerle herhangi bir bağ kurmamız da zorlaşıyor. Karakterlerin bilinçaltlarında ne olduğunu bilmediğimiz ve onları yalnızca dışarıdan gözlemlediğimiz için, davranışlarındaki motivasyonlar da belli değil.

Enter the Void’da esas karakterin dünyayı nasıl algıladığını görüyorduk örneğin. Burada pek çok karakterin o anda ne gördüğünü, neyi ne zannettiğini çok merak ederek izledim. Bu merak güzel bir araç aslında. Ancak Noé bu merakımızı ve dikkatimizi elinin tersiyle itiyor. Buradan sonra seyirciyi götürmek istediği hiçbir nokta yok. Sadece gizli bir kamerayla bu insanlara ne olduğunu izliyoruz. Peki ama neden? Herkesin çok sarhoş olduğu bir ev partisinde bugüne kadar pek çok insan, “şuraya bir kamera koysak ne acayip şeyler çıkar” diye düşünmüştür. Noé’nin partisi bu kadar sıradan değil evet, şiddet dozu daha yüksek ama yine de “neden izledik ki bunu” sorusundan da kaçamıyor. Herkes kendi sarhoşluk hikayesinin veya askerlik anısının en ilginç olduğunu zanneder ama dinleyenler hep sıkılır ya. İşte bu film de öyle. İsminde vaat ettiği  “climax”e varmadan bitiyor film.