Bohemian Rhapsody filmi ve tren gibi çarpan etkisi (Duygusalız işte, ne yapalım)

Eğer müziği seviyorsanız, en sevdiğiniz müzik türü rock’sa, bir de üstüne dev bir Queen hayranıysanız sizden şanslısı yok. Cayır cayır bir film var karşınızda. 

Tarihte bazı karakterler vardır; sadece başardıkları işler değil, sıra dışı kişilikleri sayesinde de haklarında çekilen her film, yazılan her roman insanın soluğunu kesen bir serüvene dönüşüverir.

Mesela Lady Diana… Bir proje olarak tüm hayatı bir kurmacaya dönüştürülen, medyanın her fırsatta kapana sıkıştırmaya çalıştığı ama sonrasında medyayı bizzat ele geçirerek hayatına hükmetmeye çalışan herkese karşı bir silah olarak kullanan ve acı bir şekilde bu silah tarafından yok edilen bir kadın… Politik veya hayat görüşü olarak İngiliz kraliyet ailesiyle nasıl bir ilişki kurarsanız kurun, Lady Diana hakkında yazılan, çizilen her şeye kendinizi kolayca kaptırabilirsiniz.

Freddie Mercury de bu karakterlerden biri, şüphesiz. Sahnedeyken on binlere; ne on bini, yüz binlere kendini teslim etse de özel hayatını gözlerden uzak tutmak için büyük özen gösteren, farklı formülleri ustaca bir araya getirerek rock tarihinin en ünlü şarkılarını yazan, bugün bile müziğiyle herkese kafa tutmayı başarabilen bir adam… Haliyle hakkında çekilen her film anında görsel ve işitsel bir şölene dönüşebiliyor. Bir kere soundtrack baştan sonra Queen şarkılarıyla dolu. Daha ne olsun!

bohemian

Başa saralım

En baştaki Lady Diana çağrışımımız da boşuna değil; o meşhur Live Aid konseriyle açılan filmin ilk sahnesinde Lady Diana ve Prens Charles’ı Wembley Stadyumu’na girerken görüyoruz. Tarih o an orada seri yazıma geçmiş belli ki.

1985 yılında, şampiyonlar ligine adını yazdırmış efsane isimlerin (Pink Floyd, David Bowie, The Who, Paul McCartney… Daha sayalım mı?) geçit yaptığı Live Aid organizasyonu sadece müzik tarihinde değil, Queen’in geçmişinde de özel bir yere sahip. Stadyumdaki 72 bin kişiye aynı anda tempo tutturup şarkı söyletmeyi başarabilen tek grup o gün Queen oluyor. Hatta hem organizatörlerin hem de o gün sahne alan müzisyenlerin de sonrasında belirttiği üzere, o gün en büyük şovu Queen yapıyor.

Film kısacık bir an Freddie Mercury’nin peşinden Wembley sahnesine doğru koşarak açılsa da hızlıca geçmişe, Queen’in ilk adımlarının atıldığı yıllara dönüyoruz. Freddie’nin adının Farrokh olduğu, iş olarak Heathrow Havalimanı’nda bagaj taşıdığı yıllara…

Rock müziğin tüm ihtişamı

Bohemian Rhapsody o yıllardan başlayarak, meşhur Live Aid konserine kadar geçen zaman dilimini anlatıyor. Ön planda Freddie Mercury ve Queen var ama detaylandırırken Freddie’nin özel hayatından anlar da anlatılmış. Çok aşırıya kaçmadan, kendisinin görse rahatsız olmayacağı şekilde…

Queen, biliyorsunuz, rock tarihinin en gösterişli grubu. Sahne şovları, stadyumları inletmeye muktedir ihtişamlı müziği ve hikayesiyle rock’ın ne kadar gösterişli olabileceğinin en büyük örneği. Bohemian Rhapsody filmi de bu gösterişi, tatlı bir espri anlayışı, oyunculukları ve müziğiyle (kaçınılmaz olarak) çok iyi yansıtıyor izleyiciye. Zaten bence filmi bu kadar incelemek yeterli. Bir biyografi bu, önemli bir sinema eseri olmak için yola çıkmamış. Hem muhtemelen, son birkaç Star Wars filminden daha etkileyici ve sürükleyici…

 

Rami Malek ve makyajı

Tabii ki takıldığım yerler oldu. Freddie Mercury de biliyorsunuz, rock tarihinin en gösterişli müzisyenlerinden biri. Yükseklere, en yükseklere çıkabilen sesi, sahne kıyafetleri, duruşu, fiziksel görünüşü… Ama aynı şekilde Rami Malek de öyle. Fiziksel görünüşünün zihne bu kadar çok kazınıyor olması bir oyuncu için lanet gibi bir şey olabilir, her daim aynı kişiyi izliyormuşuz gibi hissettirebileceği için, ama Mr. Robot’tan da bildiğimiz üzere Rami Malek çok iyi bir oyuncu. Mr. Robot’ta gözleri ne kadar boş ve deli deli bakıyorsa Freddie Mercury rolünde o kadar canlı ve hayat doluydu. Amma velakin, işte bu kadar gösterişli bir adama, başka gösterişli bir adama dönüşmesi için yapılan makyaj, aşırılık yaratmış. Başka ne yapacaklardı bilmiyorum ama Rami Malek ve Freddie Mercury makyajını her gördüğümde (ve emin olun film boyunca ÇOK gördüm) irkildim. (bkz: Levent Kırca makyajı) Bir tür parodi hissi yaratıyordu maalesef. Filmde aslında ilk olarak Sacha Baron Cohen oynayacaktı Freddie Mercury’yi. Kabiliyet değil, fiziksel olarak düşününce, sanırım o daha iyi durabilirdi… Yine de Rami Malek canımızdır deyip, şu an şurada susuveriyorum. Yok pardon, susamadım, şunu da ekleyeceğim: Bir kere bile Mr. Robot’u izliyormuşum gibi hissetmedim. Freddie Mercury’di karşımızdaki. Bu kadar belirgin bir rolle akıllarda yer eden bir adamın, o rolden silkinebilmesine de alkış!

bohemian-rhapsody-freddie-mercury-rami-malek
Bilmem anlatabildim mi?

Bir diğer takıldığım yer ise (keşke her filmde böyle güzel şeylere takılabilsem), filmin sonundaki Live Aid sahneleriydi. Konserden gerçek görüntüleri koymak yerine neden tekrar çekmişler anlamadım. Yani neden o konseri Rami Malek ve diğer oyuncular playback yaparken izledik şimdi biz, gerçeği her şeyden daha güzelken? Hadi ilk şarkıyı çektiniz, niye 20 dakika devam ettiniz? Bilemiyorum, belki de Pepsi’nin ürün yerleştirmelerini göstermek içindi…

Alkış!

Yanlış anlaşılmasın, şikayetçi değilim; Queen dinlemek için her bahane kabulümdür. Film bittiğinde, tüm salon alkışladı zaten. İlk kez bir filmin bitişinde, tüm salonun alkışladığını gördüm bu arada. Tamam, yönetmen ve oyuncuların olduğu gösterimlerde yapılır da bunda hiçbiri yoktu tabii ki. Freddie ve o ölümsüz şarkıların anısına alkışlandı sanırım. Hem malum bir de Queen şarkıları bünyeyi ateşliyor… Ve ilk kez bir filmde, herkesin kapanış jeneriğinin sonuna kadar kaldığını gördüm. Çünkü Queen çalıyordu ve konser kayıtları geçiyordu jenerikte. Tabii Show Must Go On çalmaya başlandığında böğrüme bir şey saplanır gibi oldu. Kesinlikle tüm zamanların en üzücü şarkısı…

Bohemian Rhapsody bu hafta cuma vizyona giriyor. Yüzde 75’i gerçek olaylardan yola çıkarak yazılan, geri kalanı ise gerçekle benzeşse de kurmaca olan bir film. (Mesela Mike Myers’ın Bohemian Rhapsody’yi geri çeviren müzik adamı karakteri gerçekte olan biri değil ama Queen’in başından yarı benzer bir olay geçiyor.) 

Eğer müziği seviyorsanız, en sevdiğiniz müzik türü rock’sa, bir de üstüne dev bir Queen hayranıysanız sizden şanslısı yok. Cayır cayır bir film var karşınızda.