“Trompet bu grubun solisti”: Barıştık Mı yeni albümü Fail Play’i anlatıyor

Bu coğrafyanın kendine has müziklerinin yanı sıra caz, ambient, rock ve avant-garde seslerini de müziğinde buluşturan, trompetin bünyeye yaydığı tüm hislere şarkılarında yer açan Barıştık Mı, yeni albümü Fail Play ile karşımızda. Barış Demirel yani nam-ı diğer Barıştık Mı, trompet odaklı ve daha çok enstrümantal ağırlıklı T.E.A.R. albümünü 2014’te yayınlamış ve bizi de müziğinin peşinden götürmüştü. Şimdiyse Fail Play’in kendine has diyarını keşfe çıkıyoruz.

Hayatta kalma ve hayata tutunmayı sürdürme yöntemi olarak müzik yapmayı seçen Barış’ın hikayesini dinlerken, gelecekte Fail Play’i plak olarak da çıkarmayı düşündüğünü öğrendik. Albüme dair keyifli, trompet sesli bu röportajı okurken, sizler için albümü de yazının sonuna bırakıyoruz.

Seden Mestan: Barış merhaba! Seninle yıllar, yıllar, yıllar önce Viya projeniz kapsamında röportaj yapmıştık. Çok güzel bir gruptu. Hâlâ aklıma geldikçe dinlerim. Peki o zamandan bu yana neler değişti, Barıştık Mı? olarak neler gördün geçirdin?

Merhaba! 30 yaşıma geldim. Barışamadım. “Kim bu” diye soruyorum her gün ama bir avuç tuzla da oradan oraya koşmuyorum. Hayırlısı bakalım…

Senem Kahraman: Aslında yaptığın müziği tek bir kategoriye, türe sığdırmak çok zor. Biz de tanımlamaya çalışırken bir şeylerin eksik kaldığını düşündük: “Trompet odaklı rock” demek geliyor bizim içimizden ama… Sen nasıl tanımlarsın yaptığın müziği?

Ben de tam onu diyorum. Yani aslında bu memleketin coğrafyasındaki geleneksel sesler olsun, hip hop, caz, ambient ya da progresif müzik gibi tarzlar olsun; beni ve grup arkadaşlarımı etkileyen ve müziğimizi de şekillendiren, ilham olan bir sürü müzik var. Günün sonunda ortaya çıkan müzik; rock. Trompet de grubun solisti. Bu albümde Trompete çok daha fazla ağırlık verdim. Vokalin eser miktarda olduğu, çoğu şarkıda neredeyse baştan sona trompetin çalındığı bir albüm oldu. Bir sonrakinde bunu seyreltmeyi düşünüyorum.

Senem Kahraman: Fail Play henüz çok taze. Hayırlı olsun! Nedir bu albümün hikayesi? İlk fikirler ne zaman ortaya çıktı, nasıl şekillendi? T.E.A.R.’da mesela adlarının baş harflerini albüme verdiğin müzisyenlerle çalışmıştın. Şimdi kimler eşlik etti sana? Kayıt süreciyle birlikte biraz bahsedebilir misin?

Son beş-altı yıldır, artık hiçbir şeyin şaşırtmadığı, kendini güncelleyen ya da aklın almadığı bir olaya başka bir olayın daha eklendiği, büyüdüğü bir loop’a girmiş gibiyiz. Hele ki 2016, deli bir yıldı. Memleketin ahvalinde sürekli fırtınalar kopuyordu (sanki şimdi çok farklı), sen de o ara hayatta kalmaya ve seni hayata tutunduran şeyleri sürdürmeye gayret ediyorsun. Kişisel olarak da benim için hiç kolay bir yıl değildi. Hepimiz kafayı yedik. Bir gün Kerem Görsev’i soundcheck sırasında piyano çalarken bir kenara geçmiş izliyordum. Durdu. “Bu tip ne oğlum? Kertenkeleye benzemişsin” dedi. Yanına çağırdı, muhabbet etmeye başladık ayaküstü. Konuşmanın bir yerinde “Hayatta ölüm, ayrılık, korkular, özgüvensizlik gibi sair durumlar olsa da biz çalmaya devam etmeliyiz” gibi bir şey demişti. (Kelimesi kelimesine hatırlayamıyorum.) Bunu hep aklımın bir yerinde tutmaya gayret ediyorum. Çok çabuk unutuluyor, değişiyor her şey. En can sıkıcısı da sonrasında alışıyorsun o hale, yalan dolan ama idare etmeye çalışıyorsun.

Barıştık-Mı-Barış-Demirel

Albümdeki şarkıların hepsinin ilk fikirlerinin ne zaman çıktığını hatırlıyorum. Mesela “Kanadıkırık” 2013 sonbaharında çıkmıştı. “Babamgil” 2014 sonunda salonda arkadaşımla rakı içerken… Böyle böyle fikirler bir şekilde toparlandı. Taslakları kabaca düzenlemeleriyle grup arkadaşlarıma sundum. Sonra Emre Yenson sağ olsun bize stüdyosunu kullanmamız için izin verdi.

2016 yazı boyunca belli periyotlarda provalar yapıp düzenlemelerini bitirip toparladık albümü. Gerisi Hayyam Stüdyoları’nda kayıt aşaması… Benim getirdiğim bestelerin dışında Akale (Geçmiş Olsun) ve Eftibato.html grubun birer parçası; sıfırdan hep beraber yaptık. Nene, Davulcumuz Tibet’in bestesi. Sözlerini de Sevda Hamzaçebi yazdı. Onun da düzenlemesini beraber yaptık. Dere‘yi Efe ile doğaçlama çalıp kaydettik. Albümün sürprizi oldu, çok beğendim çıkan müziği. Gitarda Efe Demiral, bas gitarda Tolga Tohumcu, davulda Tibet Akarca var. Albümün neredeyse bütün süreçlerinde birlikteydik, beraber yaptık yani her şeyini.

“Plak en güzeli. Bir kenarda dursa bile orayı güzelleştiriyor, kendiliğinden bir estetik katıyor. Plak dinleyen bütün albümü dinliyor, parçalar arası zıplamıyor, yeniden dinleyebilmek için tertemiz bakıyor ona.”

Senem Kahraman: Albümde pek çok duyguyu bünyesinde barındırıyor. Single olarak çıkan Babamgil’den önce, “Çok derinlerde o kadar mutluyum ki” şarkısını dinlemiştik ve hüzünlenirken bulmuştuk kendimizi. (“Bu benim kendi hüznü kuruntum da olabilir”) İlk vurulduğumuz parçalardan biriydi bu. Peki bu parçanın sendeki hissiyatı nedir?

“Çok derinlerde o kadar mutluyum ki” beş yıl evvel yayınladığım bir performans videosuydu. Çok sevdiğim için mutlaka bir gün bir albümümde ona da yer vermek istiyordum. Hayalimde o parçayı yaylılara teslim edip, üzerine trompetle sadece solo kısmını çalmak vardı ama belki bu haliyle daha iyidir. Neyse, o ara içli olduğum bir dönemdi. Kelek yemiştim. Taşasın var ama kendini de kontrol etmeye çalışırken “tedirginlik show”a dönüşürsün ya, öyle… Loop pedalı almıştım. Çaldığın sesleri üst üste kaydediyor. Takılırken ilk çıkan şey o oldu. Hâlâ o ilk hali kayıtlı durur.

Seden Mestan: Bir şarkının çıkış noktası nedir senin için? Ya da şöyle soralım: Önce şarkının hikayesi mi doluşuyor zihnine yoksa doğaçlama seslerin peşinden mi gidiyorsun?

Aklıma bir melodi ya da bir ritm geliyor, onu telefonun ses kaydedicisine mırıldanıyorum. Enstrüman çalarken bir şey bulduğumda da öyle. “Ritm 1”, “ritm 2 yeni”, “riff yeni”, “yeni melodi oynak”, “hızlı 2” gibi isimler veriyorum, daha sonra dönüp bakayım diye.

Sonra ona bir bas yürüyüşü düşünüyorum ya da gitarla akorlarına bakıyorum kendimce. Git gide toparlamaya çalışıyorum. Ama Fail Play sürecinde bütün fikirler arkadaşlarımın da devreye girmesiyle takla attı; provada iki-üç saat içinde parçalar bambaşka yerlere gitmeye başlıyordu. Bazen çıkan müzik kendiliğinden duygusunu da yanında getiriyor. O parçanın duygusuna hizmet edecek bir geliştirme, ilerleme hali başlıyor. Genelde hikaye sonradan çıkıyor, hikayesi varmış gibi de oluyor.

Senem Kahraman: İlk albümde Sigur Ros ninnisi vardı, bu albümde de Micheal League’e selam göndermişsiniz Eftibato.html ile. Senin için bu selam göndermelerin önemi nedir?

İlk albümde “bium bium bambalo” vardi. Bir İzlanda ninnisi ama ben ilk Sigur Ros’un “Evrenin Melekleri” adlı film için yaptığı soundtrack ile duymuştum. 2011’den itibaren konserlerde çalmaya başlamıştık. Sonra albüme koymak istedim. Sevdiğim, özleyeceğim birinin anısına ithaf ederek Türkçe sözler yazmıştım.

Eftibato.html ise bizim grupla yaptığımız ortak bestemiz. Albüme çalışırken o parçayı en sonlara bıraktık. Efe’nin bulduğu bi melodi vardi (en başta çalan) onu ekledi. Sonra Tibet, “E bu Shofukan’a (Snarky Puppy parçası) benziyor” dedi. Micheal League hem müzisyenliğine hem de çalışkanlığına hayran olduğumuz bi üstat. Grupça da Snarky Puppy dinlemekten çok keyif alıyoruz. O nedenle bir selam çakmak istedim. İsmine ‘.html’ (hail to Micheal League) ekledim. ‘Eftibato’ ise Efe, Tibet, Barış, Tolga anlamına geliyor. Aynı zamanda Fail Play’i oluşturma aşamasında bir grup formu yakalamamıza da kalıcı bir selam olsun dedim. Burdan Micheal League’e sesleniyorum; ‘Abi parçayı dinlemediysen bi’ dinle, çok seviniriz.’

“Yani aslında bu memleketin coğrafyasındaki geleneksel sesler olsun, hip hop, caz, ambient ya da progresif müzik gibi tarzlar olsun; beni ve grup arkadaşlarımı etkileyen ve müziğimizi de şekillendiren, ilham olan bir sürü müzik var. Günün sonunda ortaya çıkan müzik; rock. Trompet de grubun solisti.”

Senem Kahraman: En başta söylediğimiz gibi, müziğinde pek çok farklı tür, pek çok farklı ses bir arada. Bu albümü yaparken özellikle neler dinledin?

Hiç hatırlamıyorum. Genelde birbirinden çok alakasız, tarz fark etmeksizin müzikler dinliyorum. Grup olarak da ortak dinlediğimiz ve sevdiğimizin dışında müzikler de dinliyoruz. Bu elbette albüme de yansıdı.

Senem Kahraman: Dijital platformlarla aran iyi gibi bir hisse kapıldık. Müziğin dijitalleşmesi daha ortalarında bile değil bizce. Sen neler düşünüyorsun, müzik dinleme alışkanlıklarının bu evrimi hakkında?

Artık çoğu evde CD yok. Olsa da evde çakmak, bozuk para gibi bir kenarda duruyor. Sanki tüketilecek, kullanılıp atılacak gibi bir şey hissediyorum. Plak en güzeli. Bir kenarda dursa bile orayı güzelleştiriyor, kendiliğinden bir estetik katıyor. Plak dinleyen bütün albümü dinliyor, parçalar arası zıplamıyor, yeniden dinleyebilmek için tertemiz bakıyor ona. CD ise yaptığın albümün fiziksel olarak elinde olması için minimumda en makulü gibi gözüküyor ama şu zamanda gereksiz işte… Dijital formatlar ise ulaşılabilirlik açısından en pratiği. Birkaç saat içinde bir sürü dinleyici, şans eseri ilk defa albümünü dinliyor olabilir. Plak demişken, eğer ki şartlar uygun olursa Fail Play’i bu sene içinde plak olarak da çıkarmayı çok istiyorum.

Barış Demirel - FAIL - PLAY - 6000x6000

Senem Kahraman: Fail Play daha çok taze ama sormak şart, yakın gelecek için şekillenmeye başlayan, ufukta gözüken planların neler?

Birkaç ay içinde bir EP için çalışmalara başlamayı planlıyorum. Çok fazla fikir var ve bunların birleştirilmesi, nitelikli bir bütünlüğe ulaşması gerekiyor. Vokalime de biraz alan yaratmak istiyorum. Onun dışında eşlik ettiğim albüm çalışmaları var, onların çıkışını heyecanla bekliyorum. Müziğimizi hem yurtiçinde hem de yurtdışında turnelere çıkıp çalmak istiyoruz. Festivallere çıkıp yeni dinleyicilere ulaşmak ve kaydedildikten neredeyse iki yıl sonra çıkan bu albümü arkadaşlarımla sahnede icra etmenin biraz keyfini sürmek istiyorum. Bir de tarzlar arası değişik projelerde çalmak gelişimime önemli katkı sağılıyor.

Senem Kahraman: Peki son günlerde, en çok dinlediğin beş şarkıyı paylaşır mısın bizimle?

Nilipek – Biz bize yeteriz

Alper Yılmaz – xx

Jacop Collier – With the love in my heart

Gökhan Türkmen – Dene / Yaşamak İstemem

Acoustic Ladyland – Cuts and Lies