Geç kalmış bir kaşifin (!) notları

Podcast 101. Geç olsun, güç olmasın.

Yazı: Ilgaz Gökırmaklı

“Başımıza yeni yeni icatlar” diye iç geçirdim ilk duyduğumda. Arkadaşım bu ‘büyük büyük hala’ söylenmelerime pek takılmamış olsa gerek ki ısrarla anlatmaya ve her gün bir başka podcast programı önerisiyle WhatsApp’imi aşındırmaya devam etti.

“Twitter var, Instagram var hepsini geçtim YouTube var yahu! İnsanlar neden izlemek yerine dinlemeyi seçsin ki?” gibi sorular sordum. (Aslında ilk kez duyan herkesin aklına gelen sorular bunlar ama ben birkaç yıl kadar geriden gelmişim, neyse) Bu arada podcast’lerin ABD ve İngiltere’de yaklaşık 18 yıl önce yayılmaya başladığını da not düşeyim, Türkiye’de de son birkaç yıldır popülerliğini arttırıyor. Sahi insanlar neden podcast dinlesin ki, diğer sosyal mecralarda olmayan ne vardı? Podcast ve geleceği hakkında yazılan araştırmaları okuyunca herkesin benzer soruları sorduğunu ve en sonunda da dinlemek için ortak nedenleri olduğunu gördüm. Beni sıkı bir podcast takipçisi yapan nedenleri kısaca açıklayayım.

Eğitim, spor, güncel konular, kurgusal hikayeler, teknoloji, kültür, sanat, edebiyat, müzik gibi geniş bir yelpazesi var podcast yayınlarının. “Radyonun istediğin an, istediğin konuda yayın yapanı” diyebiliriz kısaca. Neredeyse her konu hakkında bir podcast kanalı var. Size listemdeki son iki podcast yayınını söyleyeyim, konu çeşitliliğine siz karar verin. İlki biranın tarihçesi ve günlük hayatımızdaki etkisi. Diğeri ise big data, dijitalleşme ve dijital dönüşüm. Yarın da renkler ve anlamlarıyla ilgili bir yayın dinlemeyi planlıyorum. Kısacası Podcast dinleyicilerinin ellerinin altında çok geniş bir içerik kütüphanesi ve alabildiğince özgürlük var.

-Beni en çok cezbeden neden geliyor!-

Aynı anda iki işi yapmak mı? En sevdiğim ama bir o kadar da en zor olanı. Çoğu zaman vakitsizlikten ve hiçbir şeye yetişememekten şikayet eden milyonlarca dünyalıdan biriyim. İşte podcast sevenlerin bir diğer ortak noktası da bu. İşe giderken yolda, yemek yerken, trafikte, sonu gelmeyecek banka kuyruğunda sıra beklerken, offline olarak indirirseniz metroda, uçakta, yolculuklarda, kısacası her yerde podcast dinleyebiliriz. Spotify’dan bu kadar verim alabileceğimi hiç düşünmezdim. Özellikle yeni şeyler öğrendiğinizi düşündüğünüz bir yayın dinlediyseniz 20 dakikalık minibüs macerası bile dünyanın en verimli yolculuğu oluveriyor. Sanki Kadıköy’e değil de kendi dünyanızı kurtarmaya gelmiş bir kahraman oluyor, kendinizi iyi hissediyorsunuz. Zamanınızı daha iyi kullanma konusunda da bir hayli motive edici.

Tüm bu yararlı yayınların yanı sıra inanılmaz eğlenceli içerikler de var. Türkiye’de henüz çok yaygın olmasa da kurgusal içerikler dünyada oldukça popüler. Bir HBO dizisi gibi, sezon sezon anlatılan ve binlerce takipçisi olan öyküler mevcut. Podcast için ihtiyacınız olan tek şey videoya göre çok daha az miktarda bir kota. Dediğim gibi sonsuz bir özgürlük alanı var.

Bu kadarı benim için yeterliydi. Neticede yeniliklere kapalı biri değilim ama yirmi dakikalık Kadıköy- Karaköy hattında moduma göre şarkı dinleyip, kendi çapımda klip çekmeye alışmıştım bir kere. Rutinim değişsin istemiyordum. Ancak bir gün yukarıda bahsettiğim nedenleri açıklayan bir makale okuduktan sonra “Neler varmış bakalım” diyerek podcast alemine hızlı bir giriş yaptım. Ta ta tam! Artık ben de bir podcast dinleyicisiyim. Bu aleme benim kadar geç giren var mıdır bilmiyorum ancak kısa süre içinde çevremdekilere önerecek seviyeye gelen bir podcast dinleyicisi olup çıktım. Markete gitmeye üşendiğim anlarda “Yolda yayını dinlerim” diye bahaneler üretirken yakaladım kendimi. Benim kadar geç keşfetmeyenler çoktan favori kanallarını bulmuştur ancak geç kalan bir kaşif edasıyla dadandığım podcast kanallarını paylaşmak isterim.

podcast2

MedyaPod

Özellikle İngilizce kanalları dinlemeye çalışıyorum. Bir nevi ‘listening’ çalışması gibi geliyor. Ancak Türkçe yayın yapan podcast kanallarının sayısı da günden güne artıyor ve Medyapod, bu mecralar içinde açık ara favorim. Kanalı, teknoloji, kültür medya, spor ve siyaset alanında farklı programlar üreten bir podcast ağı şeklinde tanıtabilirim. Yaklaşık yirmi dakikalık programlarda gündeme dair önemli isimleri konuk ediyorlar. Gazetecilik için daha önce alışkın olmadığımız yeni ve özgür bir mecra olması nedeniyle benim için çok kıymetli. Gün geçmiyor ki Twitter hesaplarından aralarına yeni katılan birbirinden önemli isimlerin duyurusunu yapmasınlar. Büyük bir merakla, takipteyim!

The Daily

New York Times’ın podcast kanalı The Daily, bu yayınlarının dünya genelinde gazetecilik çalışmaları için ne kadar önemli olduğunu anlamama vesile oldu. Nasıl mı? Aslına bakarsak podcast yayınlarının belirli kuralları var. Örneğin ortalama bir podcast yayını yirmi dakika sürüyor. Rutin bir düzenle her hafta yayın yapan programlar olsa da araştırmalar iki haftada bir yayınlanan programların daha yoğun ilgi gördüğünü söylüyor. Son yıllarda podcast kültürünün yayılması ve bilgiye ulaşma hızımızın baş döndürücü boyutlara varmasıyla bu kurallar da değişmeye başladı. The Daily bu değişimin önemli örneklerinden biri. Kanal bir ana haber programı gibi her gün yayın yapıyor. Bildiğimiz haber programlarından ayrılan özelliği ise alanında uzman insanlara anında ulaşması. Yani çağa ayak uydurarak baş döndürücü bir hıza sahip. Bu özelliği sayesinde gündem getirdiği ya da boyut atlattığı olayların sayısı hiç de az değil. Programın sunucusu gazeteci Michael Barbaro. Gazetenin yenilikleri takip ederek yayını desteklemesi de içimden “Oradaa bir köy var uzakta” şarksını mırıldanmama vesile oldu, neyse. Gündemi uluslararası basından takip etmek isteyenlere bir de benim gibi ‘dinledikçe daha iyi anlıyorum, İngilizcem gelişti be!” diyenlere şiddetle tavsiye ediyorum.

Balank Check

“Neler varmış bu podcast yayınlarında biraz daha bakayım” diyerek keşfettiğim bir başka program, Balank Check. Griffin Newman  ve David Sims, sinema ve filmler üzerine eğlenceli sohbetler ediyorlar. İkili yalnızca filmler üzerinden değil, bazen sahneler üzerinden bile derinlemesine sohbet ediyorlar. Derinlemesine sözcüğünü tamamen gerçek anlamda kullanıyorum çünkü program alıştığımız podcast yayınlarının tersine iki saate yakın sürüyor. Dinlerken gerçekten odaklanmak ve bunun için zaman ayırmak gerekiyor. Ki bu da yukarıda bahsettiğim nedenlere uymuyor. Ancak programın içeriği ve sinemayı ele alış tarzlarını çok sevdin. Gerçekten sevdiğim ve ne düşündüklerini merak ettiğim filmler için vakit ayırmaya çalışıyorum.

İlk Sayfası

Mirgün Cabas ve Can Kozanoğlu’nun sunduğu İlk Sayfası adlı yayın, yirmi altıncı bölümüyle veda etse de yayın sırasında sık sık belirttikleri gibi arkasında bir ‘yazar atölyesi’ bıraktı. Her bölümde Türkiye’nin önemli kalemlerini ağırlayan ikili, konuklarının yazma serüvenlerini öğrendiğimiz bir yolculuğun kapısı da aralamış oldu. Hakan Günday, Alper Canıgüz, Sevin Okyay, Ayfer Tunç gibi isimlerin de aralarında bulunduğu konuklar, kitaplarının ilk sayfasından başlayarak yazma serüvenleri ve alışkanlıklarını anlattılar. Tadı damağımda kalan program verimli bir yazı atölyesi olarak kalbimde yerini koruyacak.

Şimdilik dinlediğim, dinlemeye devam ettiğim –ve muhtemelen edeceğim podcast programları bunlar. Hakkında düşünmediğimiz, aklımıza dahi gelmeyen ama dünyamızı şekillendiren neredeyse her konunun koşulduğu bölümleriyle dikkat çeken 99%invisible, Amerikanın fenomen haline gelen programı Serial ve kurgusal podcastlerinin öncüsü sayılan Flashforward programları da takip listemde.

Siz siz olun vapurda kulağında kulaklık kahkaha atan ya da duyduklarını harıl harıl not etmeye çalışan birini görürseniz şaşırmayın. Muhtemelen favori podcast kanalını dinliyordur. Ya da kendini müziğin ritmine kaptırmış, klip çekiyordur. Siz yine de şaşırmayın.