Eda Dürüst’ün dijital hayal gücü

Onu, Instagram hesabında gördüğünüz CNN’e açıklama yapan Night King paylaşımı ya da Netflix için yaptığı The OA tasarımlarıyla tanıyor olabilirsiniz ama konuştukça anlaşılıyor ki Eda Dürüst, dijital sanatçı kavramının içini çok daha fazlasıyla dolduruyor.

Çevremde kime Eda Dürüst’le röportaj yapacağım desem, herkes ismen seni biliyor, hemen hepsi de Instagram’daki işlerini hatırlıyor. Ama sen fotoğraf, illüstrasyon, video gibi birçok alanda da üretiyorsun. Detaylara inmeden önce sen biraz kendini anlatır mısın?

İlk olarak University of the Arts London’da grafik bölümüne girdim, dört senenin ilk senesi hazırlık, ikinci sene tamamen grafik görüyorduk ve son iki sene bir alana odaklanmak zorundasın. Ben video ve animasyon ağırlıklı moving image alanını seçtim. Çok da keyif aldığım bir bölüm oldu; çekiyorduk, kurguluyorduk, animasyon yapmayı öğrendik, bir yandan çizimimizi kuvvetlendirdik. Ondan sonra bir sene İstanbul’a geldim ve freelance çalışırken önüme bir master fırsatı çıkınca Londra’ya geri döndüm, animasyon master’ı yapmaya başladım. Yaparken çok keyif aldım evet, ama tüm gün bilgisayarın karşısında oturup 7/24 animasyon yapabileceğimi görmedim kendimde. O sırada yeni bir şeye başlamak istedim ve şimdi Instagram’da gördüğünüz tasarımları yapmaya başladım. Tamamen hobi olarak başladı, sonra işe döndü. Çok eğlenceli bir dönemdi.

Instagram: @edadurust

Artık bu tasarımları birçok markayla iş birliği yaparak da üretiyorsun, en güncel olanını ele alalım; Netflix ve The OA ile süreç nasıl gelişti?

Netflix’ten bir mail aldım, bir örüşme gerçekleştirdik, kendimi ve neler yapabildiğimi anlattım. O esnada da küçük bir projede yer alacağımı sanıyordum. Sonra “Seninle The OA için görüşüyoruz” dediler. Beni Amerika’ya göndereceklerini söylediler, The OA’in çekimlerine gittim. Dünya çapında 8 sanatçı seçilmişti. Set o kadar profesyonel, o kadar içten ve özenliydi ki…

Benim en büyük sorunum mezun olduktan sonra nereye odaklanacağım konusundaydı. Ama aslında bir taneyle yetinmemek gerekiyor, her işin üstüne biraz diğerinden koyarak denemeli sanatçı.

Peki senin motivasyonun neydi o kararsızlık sürecinde?

Video mu çeksem, animasyon mu yapsam, fotoğraf mı çeksem diye düşünürken bir gün Levent Erden’le sohbet ederken bana şöyle dedi: “Neden çorbanı sadece domatesli yapasın ki? Sebzeli yap, her şeyi içine koy.” Bugün örneğin bir fotoğraf çekimi için çağrıldığımda gidiyorum ama ertesi gün yine aynı talep geldiğinde “Hayır ben bugün animasyon yapacağım” deme lüksüne sahip oluyorum. Her alandan aldığımı başka bir yere aktarabiliyorum, sonuçta hepsi birbiriyle bağlantılı işler ve hep zincirleme ilerliyor.

Instagram: @edadurust

Geçenlerde The New Yorker’ın efsane çizerlerinden Saul Steinberg’in bir sözüne rastladım. Her insan için ama özellikle de her sanatçı için “kaçıp gitmenin” en önemli şey olduğunu; ancak evinden, ana akımdan, kültüründen kaçıp uzaklaştıkça yeni bir şeyler üretebildiğini söylemiş. Ne düşünüyorsun? Senin yeni bir işe başlarken kendince yapman gerekenler var mı?

Kesinlikle öyle. Londra’da yaşarken okulum iki gündü, işlerimi tamamladıktan sonra süpermarkete giderdim. En fazl ilham aldığım yer orasıydı. Gidip dolaşıp fotoğraflar çeker, sonra eve dönüp çalışmaya başlardım.

Şimdi oldu, işlerinin bazılarında popüler kültür ürünlerine rastlıyoruz: Nusret, McDonald’s, Trump… Demek hepsi süpermarketten doğmuş…

İlk başlarda yemek yapıyordum, aslan sütü yaptım, brokoliden çiçek yaptım. İşte o dönem süpermarket dönemi.

Peki Instagram’ında da yazan “dijital sanatçı” tanımı doğru ve kullanılan bir tanım mı?

O durum aslında oradaki alana kalabalık bir şekilde fotoğraf, animasyon, illüstrasyon vb. koymamak adına “Bunların hepsi dijital, bari dijital sanatçı yazayım” dememle gelişti. Bence mantıklı da oldu çünkü o kadar dijitalleşiyoruz ki, günümüzde öyle bir kavram oluşmaya başladı.

İşinle ilgili bir tutkun var mı?

Geçen haftalarda Adobe’nin bir konferansına katıldım, orada ilk gün Caroline Di Bernardi Luft adında bir psikologun sunumuna girdim. Bu kadın İngiltere’de bir üniversitede sanatçıların yaratırkenki beyin hareketlerini inceliyor. Ve bize, bir sanatçı için en tatmin edici anın, yeni bir fikir bulduğu saniye olduğunu söyledi. Öyle bir an varmış gerçekten. Düşünüp düşünüp bulamıyorsun ama bulduğun an beyinde mutluluk hormonları salgılanıyormuş. Bence tutku, işte o saniye.

Senin bundan sonraki planların neler?

Bir süre Türkiye’de nasıl ve ne yapacağımı bilemedim ben. Londra’da kendimi geliştirdim, okulum bitti ve buraya geldim, çalışmaya devam ediyorum ama asıl soru işimi bitirdikten sonra ne yapacağımla ilgili. İş birkaç saatimi ya da birkaç günümü alabilir, peki geriye kalan günlerde ne yapacağım? Spor yapmaktan ya da bir hobi edinmekten bahsetmiyorum; iş anlamında ne yapacağım? Freelance olarak 9-18 bir düzenim olmadığı için o boşluklarda ne yapacağım önemli. Bugüne kadar yaptıklarımı planlamadan yaptım, takdir edildi ya da edilmedi, önemli değil, sonuç olarak bir şeyler yaptım. O yüzden planlamadan ilerlemeyi seçiyorum. Şu an yaptığım şeyleri yapmaktan hoşlanıyorum ama yarın neyi yapmaktan hoşlanacağımı bilmiyorum. Bu sebeple yarın olduğunda ve başka bir şeyden hoşlandığımda “Evet, biraz buradan ilerlemek istiyorum” deme lüksüne sahip olmak istiyorum; kendime bir kriter koymamak daha özgürce geliyor.