Ne güzel bir abimizsin sen Keanu Reeves

2019’un bu sahici star’ına en içten güzellemelerimizle…

John Wick’ten haberdar olduğum ilk anı çok iyi hatırlıyorum. Değil filmi izlemek, fragmanını bile görmeden önce, sırf afişine bakarak, “Koskoca Keanu Reeves, yaşlanınca salla pati vurdulu kırdılı filmlere kaldı” diye geçiştirmiştim aklımdan. Tükürdüğünü yalamak, 30 küsur yıllık hayatımın bir özeti. Söz konusu Keanu Reeves olunca pek keyifli oldu bu kez.

The Matrix üçlemesi, ergenliğinin tam orta yerine düşmüş biri olarak, Keanu Reeves’le kurduğum ilişki de hep bir başka oldu. Sonra onun popüler kültür tarafından pek görülmeyen meziyetleri konuşulmaya başladı sahne arkasında.

Mesela The Matrix’in çekimleri sırasında hardkor emek harcadıkları için, tüm dublörlere Harley Davidson motor hediye etmesi. En alçakgönüllü halleriyle Hollywood starlarınkinden uzak bir hayat yaşaması (metroda yolculuk ederken kendi halinde çekilmiş çok fotoğrafı var). Kendi motorsiklet markasını kuracak kadar motora sevdalı olması. Yolda kendisiyle karşılaşan hayranları ile yine aynı alçakgönüllülükte muhabbetler etmesi. Kazandığı milyon dolarları hayır kurumlarına bağışlaması (ve bundan hiç bahsetmemesi). Genç yaşta en sevdiği kankasını (River Phoenix); yıllar sonra da çocuğunu ve sevgilisini birer birer yitirmesiyle gelen o yarı kederli halleri… Yine de metanetle, muhabbet şinas ve espirili bir adam olabilmesi… Ve 55 yaşında olmasına rağmen, yaşıtı olan Brad Pitt’lere, Jonny Depp’lere taş çıkaran ”çabasız” yakışıklılğı ve karizması… (Instagram’daki bir Keanu Reeves paylaşımımızın altına bir takipçimiz, ”Ver artık şu karizmanın zekatını be adam” diye yazmıştı, çok yürekten bir haykırış olduğu için aynen burada da yer vermek istedik.)

Keanu Reeves mi John Wick, yoksa John Wick mi Keanu Reeves?

Ama kabul edin; benim kadar gönülden bağlı bir fan girl olmasanız bile, Keanu Reeves’in son bir yılda giderek artan popülerliğinden çıkarılacak çok hikaye var. Hollywood starı sahteliklerinden uzak bu adamın sıradan ve samimi halleri bir noktada insana iyi geliyor belki de. ”O da bizim gibi bir insan işte” derken bir taraftan da bu kadar görkemli işler yapmasını seyretmek garip bir haz veriyor gerçekten. John Wick’teki karakteri hakkında söylenen o söz (”John Wick is a man of focus, commitment, sheer will”) kendisi için de söylenebilir çünkü pekala: Keanu Reeves odaklanmanın, adanmışlığın ve katıksız iradenin üstün bir örneği gibi… 

”Vurdulu kırdılı” diyerek burun kıvırdığım John Wick filmlerini peş peşe izleyince daha da iyi anladım ben, şahsen, bizzat kendim.

Filmleri izlememiş olsanız da muhtemelen duymuşsunuzdur: Keanu Reeves bir tür dans gibi, kusursuz estetiğe bürünen ”dövüş” sahnelerinde dublör kullanmıyor; bizzat kendisi, o takım elbisenin içinde eğiliyor, kalkıyor, zıplıyor, şpagat açıp üçlü salto yapıyor. Aylarca süren bir hazırlanma sürecinin ardından gerçekten kendini adayarak ve katkısız bir iradeyle sete giriyor. Filmdeki o meşhur siyah takımı gibi, adeta üstüne dikilmiş bir karakter zaten John Wick. Centilmenliği, adalet duygusu ve özgürlüğüne düşkünlüğüyle bir noktada John Wick ile Keanu Reeves iç içe geçiyor, hangisi hangisidir karıştırmaya başlıyoruz. Filmin en güzel taraflarından biri de aksiyon filmlerinin o yorucu maskülenliğinden uzak olması. Bünyeyi yoran küfürler, arzu nesnesine dönüşen kadınlar veya buram buram akan delikanlılık şovları yok. Bu dünyada herkes eşit, herkes deli.

Keanu Reeves efsanesi reloaded

John Wick filmleriyle sağlam bir geri dönüş yapmasaydı, Keanu Reeves cephesinde işler nasıl ilerlerdi pek kestiremiyorum. Evet, ne yapsa ağzımız açık bakıyoruz hayranları olarak ama The Matrix ve John Wick arasındaki süreçte yaptığı tüm bu işleri ”o” içinde olduğu için sahipleniyorduk. Zira The Lake House veya Generation Um gibi filmlerin övülecek pek tarafları yok… 90’larda ve 2000’lerin ilk yıllarında yarattığı ve efsanelerle güçlenen personasından ibaret kalabilirdi günümüzdeki varlığı. (Yazık olurdu, hakikaten.)

Aslında kendi içinde keskin hatlarla belirli dönemlere ayrılıyor Keanu Reeves’in kariyeri. 80’lerin başında Coca-Cola reklamıyla başlayan oyunculuk serüveni, 90’lara doğru Bill & Ted gibi komedilerle hız kazanmış; 90’ların ilk yıllarında da Gus Van Sant, Bernardo Bertolucci ve Francis Ford Coppola gibi yönetmenlerin filmleriyle daha da özgün bir yolda seyretmeye başlamıştı. Büyük bütçeli, anlı şanlı yapımlara geçişi de sağlam oldu: Speed ve The Devil’s Advocate sayesinde artık bir star olarak anılıyordu. The Matrix de bu star kimliğiyle önüne gelmişti. (Bu noktada gözünüzde dolar işaretleri belirmeye başlayabilir.)

Tabii The Matrix’teki Neo karakteri o kadar büyüktü ki, sonrasında gelecek her proje onunla kıyaslanmaya mahkumdu. Ama The Matrix sonrasındaki kariyerinin gidişatını yarı telaşlı bir halde izlememizin tek sebebi bu değildi elbette. Yukarıda da dediğim gibi, önüne gelen projeler Keanu Reeves’in starlığından beslense de gişede veya seyircinin kalbinde yer etmekten biraz uzaktı. (Hele benim için çok uzaktı.)

John Wick’le dönüş yaptığında önce seriye burun kıvırmamın sebebi de ümidi biraz kesmiş olmamdan. İnadımı kırıp o vurdulu kırdılı filmleri izlediğim için çok mutluyum ve beni buna ikna edenlere bir teşekkür borçluyum.

Şu ara Keanu Reeves’in gündemi sadece John Wick: Chapter 3 – Parabellum vizyona yeni girdiği için yoğun değil. Geçtiğimiz haftalarda rol arkadaşı Alex Winter’la birlikte yayınladıkları bir videoda Bill & Ted’in 20 küsur yılın ardından yeni bir filmle geri dönüş yapacağını açıklamışlardı. Hayranları için heyecan zirvelere tırmanmaya başlamıştı. Bir de bu hafta Nahnstchka Khan’ın Netflix filmi Always Be My Maybe ile sosyal medyayı salladı: Bu romantik komedideki kısa sayılabilecek rolü için Keanu Reeves yine Keanu Reeves’i canlandırıyor ama Hollywood starı klişelerine bürünmüş aşırı itici bir versiyonuyla. O övdüğümüz hallerinden eser yok; gerçek bir dallama olarak yazılmış bu rolü. O da hiç gocunmadan, layıkıyla üzerine geçirmiş. (Fan girl’lüğüm yine devreye girdi.) Ve tabii şu ara ona aşık olan sosyal medya da kendisini övgü yağmuruna tutmaya başladı. John Wick gibi karizma roller dışında da çok iyi olduğunu, aslında Bill & Ted filmlerinde olduğu gibi, absürt ve komik işlerde de sağlam döktürdüğünü herkese hatırlattığı için biraz da.

John Wick’in dördüncü filminin çekileceği de müjdelendi. Ama biz daha fazlası için de sabırsızlanıyoruz. Her güne bir Keanu Reeves haberiyle veya meme’iyle uyandığımız şu güzel günlere fena alıştık çünkü.