Dadanizm’in genç yönetmenler buluşması

Hira Tekindor ve İbrahim Çiçek. İster sıkı bir tiyatro izleyicisi olun isterseniz de oyunları afişten afişe takip edin, her durumda bu iki isim ve yaptıkları işlerle yolunuz kesişmiştir. Kurdukları arkadaşlıkla Voltran’ı oluşturan ikiliyle konuştukça emin oluyoruz: Onların birlikte sahneye koyacaklarını merak etmeyi önümüzdeki yıllarda da sürdüreceğiz.

Oyunla başlayalım: Kızlar ve Oğlanlar.

Hira Tekindor: Kızlar ve Oğlanlar, Dennis Kelly’nin yazdığı ve ilk defa Royal Court’ta geçen sene sahnelenen, Carey Mulligan’ın oynadığı çok iyi bir metin. Bir kadının bir uçak boarding kuyruğunda hayatının aşkıyla tanışmasıyla başlıyor ve olaylar gelişiyor… Devamını İbrahim anlatsın.

İbrahim Çiçek: O zamana dek iki oyun yapmıştım, Yutmak ve Killology. Kalp’i henüz yapmamıştık ve yoğun oyunculuk çalışabileceğim tek kişilik bir oyun arıyordum. Biz Hira’yla çok yakın arkadaş olduğumuz için her gün neredeyse 1 saat FaceTime yapıyoruz, bir gün konuşurken “Dennis Kelly’nin yeni oyunu Royal Court’ta başlıyor” diye bir haber okuduk, ben daha habere bakmadan “Ben bunu yapacağım” dedim. Sonra Hira gitti oyunu izledi, çok beğendi, “Hemen bunu yap” dedi, haklarına başvurduk ama ben hala oyunu bilmiyorum. Ama beni deneyimli bulmadığı için haklarını vermedi Dennis, o dönemde Kalp’i de yapmak istiyordum ve ona başladık. Kalp’ten sonra da haklarını vermeyince; o noktada yazarların takıldığının aslında deneyimden ziyade tiyatro salonlarının küçüklüğü olduğu ortaya çıktı ama Türkiye’de de tiyatronun ritmini tutanlar küçük sahneler. Onun için bunu anlattım, sistemi anlattım… Bir gün hiç beklemediğim bir anda Dennis’in ajansından mail geldi ve oyunu artık yapabileceğimizi söylediler, onu görünce bir daha da bulamayız bu oyunu dedik ve oyuncu düşünmeye başladık Hira’yla beraber. Sırtlanılması gereken, ağır bir oyun. Oyuncunun adanması ve prova süresi boyunca başka hiçbir iş yapmaması gerekiyordu. Bergüzar’ı aradım akşam 18.00’da, 19.30’da beni geri arayıp “Oyunculuk hayatımda okuduğum en iyi şey bu” dedi. Bir oyuncunun okuduktan 1.5 saat sonra dönmesi… Türkiye’de böyle bir disiplin gerçekten yok. Bergüzar bir gün olsun çok istemekten vazgeçmedi ve onun yolculuğu olarak biz hepimiz ona eşlik ettik.

Sezon neredeyse bitecek, mail gelince hemen yapmak istediniz o zaman…

İbrahim Çiçek: Evet şöyle oldu, Dennis öyle yazınca korktum açıkçası fikri değişebilir diye. Bir de Bergüzar’la anlaştıktan sonra ona “Eylül’e mi bıraksak” dedim, o hemen yapmak isteyince ben de “Tamam o zaman” dedim ve başladık.

Karşımda iki genç yönetmen var, kariyerinizde hep tiyatronun içindeydiniz. Peki tiyatroyla devam mı yoksa yeni planlar da var mı?

Hira Tekindor: Bazı şeyler birbirine bağlıdır. Güzel bir oyun bulduğunuz zaman onu bir anda çevirmeye başlıyorsunuz ya da yönetmeye karar veriyorsunuz. O arada da bir tane kısa film de çekebiliyorsunuz. Ben sinema okudum ama plastik sanatların her alanı beni ilgilendiriyor. Zaten bir şeyleri üretirken de bütün bu alanın zenginliği bana faydalı oluyor.

İbrahim Çiçek: Ben sanırım şu an sadece tiyatro yapacağım.

İbrahim sen tıp fakültesini okudun, değil mi?

İbrahim Çiçek: Evet, kenarda kaldı o öyle. Ben aslında okula gittiğim gün bana göre olmadığını anladım ama geri dönemedim… Benim şansım erkenden doğru insanlarla karşılaşmak oldu, daha okurken zaten ben Craft’a dahil olmuştum. Onun için de çok zorlanmadım “Ne yapacağım ben” diye.

O dönemde vardı yani aklında yönetmenlik.

İbrahim Çiçek: Tabi tabii, asistanlık yapıyordum ben üniversite birinci sınıftayken. Işık odasında sınava çalışıyordum, sabah sınava gidiyordum. Bana da çok şey kattı ikisini birlikte götürmeye çalışmak ama dediğim gibi, kenarda duruyor. Şimdi röportajlarda tatlı bir anı olarak anlatıyorum.

Hira, seni Instagram’da yakından takip edenler iyi bilirler, gittiğin her oyun ve filmi story olarak paylaşıyorsun, güzel bir ajanda oluyor.

Hira Tekindor: Haftada en azından bir oyuna gitmeye çalışıyorum, sürekli oyunlar değişiyor, bambaşka yönetmenlerin, bambaşka yorumlarıyla karşılaşma şansınız oluyor her an. Londra’daki tiyatro dünyası çok zengin olduğu için beni çok besliyor bu çeşitlilik. Story’ler bir nevi kendi arşivim gibi ama başkalarının da yararlandığını biliyorum, bu da hoşuma gidiyor.

Daha önceki bir sohbetimizde çizgi filmlerden de ilham aldığını söylemiştin, döne döne izlediklerin var mı?

Hira Tekindor: Sinemada ilk izlediğim film The Lion King’di 1994’te. Sinemaya hayranlığım zaten animasyonla başladı. Animasyon filmlerdeki o keskinlik, netlik, ifadelerdeki seçilmiş davranış biçimleri, sesler, atmosferler çok kompakt geliyor bana. Bir sürü denemeden sonra bulunmuş o ifadeler ve kurgular benim oyun sahnelerken inanılmaz işime yarıyor, netlik kazandırmak açısından. Döne döne izlediklerim de Aladdin, The Princess and the Frog, Frozen, Finding Nemo, Wall-E… Hangi birini söyleyeyim… The Lion King’i kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum.

Merak ediyor musun yeni versiyonunu?

Hira Tekindor: Çok. Çok güzel olacağına da eminim. Bu filmleri live-action yaparak iyi yapıyorlar.

Senin aran nasıl İbrahim? Çizgi filmler dışında nasıl bir izleyicisin?

İbrahim Çiçek: Film izliyorum bol bol ama oradan besleniyor muyum, bilmiyorum. İyi filmler beni motive ediyor ama ben zaten negatiften motive oluyorum. Övgülere karşı ne yapacağımı bilemiyorum mesela.

Eleştirilerle daha mı iyi aran?

İbrahim Çiçek: Kamçılayıcı oluyor aslında benim için, eleştirilmekten düşmüyorum.

Hira Tekindor: Eleştirel bir cümle sonraki işlerinizde size inanılmaz pencere açan bir uyarı olabilir. Ama kimin eleştirdiği önemli tabii.

İbrahim Çiçek: İkimiz de daha 30 bile olmadık ama internet nedeniyle kim olduğunu bilmediğimiz insanlar tarafından, sadece varlığımız ya da konumumuzdan dolayı yerden yere vurulabiliyoruz. Tabii ki eleştirilebilir ve bir oyunu sevilmeyebilir ama benim kişiliğimle oyunun sevilmemesi arasında bir bağlantı yok.

İbrahim Çiçek & Hira Tekindor

Konuyu birden değiştirip Game of Thrones konuşalım hadi biraz, çünkü hala üstümüzden etkisini atamadık… Hira, sen bütün sezonu çok mu sevdin?

Hira Tekindor: Ben çok memnunum, çok sevdim.

İbrahim Çiçek: Ben biraz kırgınım…

Hira Tekindor: Sen neyine kırgınsın?

İbrahim Çiçek: Mesela Cersei’in ölümüne çok kırıldım, ölüm şekline hiç lafım yok ama ben oyuncuların ön plana çıkmasını istediğim için—

Hira Tekindor: Lena Headey Emmy kazansın istiyor çünkü.

İbrahim Çiçek: Evet ve o kadına final sezonunda nasıl hiçbir sahne yazılmaz? Dizinin en iyi oyuncusu, yazılanı yine çok iyi oynuyor ama bu diziden Emmy alamadı yıllardır…

Hira Tekindor: Cersei ve Jamie’nin öldüğü sahneyi ben çok beğendim. Krallık başlarına çöktü. Koltuğa pek güvenmemek lazım. Böcek gibi gittiler.

İbrahim Çiçek: Ben oyuncuların daha çok görülmesini isterdim. Gerçi finalde Tyrion, Emmy’ye yürüyor resmen ama sezonda sadece Dany vardı, onun sezonu oldu yani. Bu oyuncular ne yapacaklar bu diziden sonra şimdi?

Hira Tekindor: Lost’takilere ne oldu mesela?

Onlar tek tük işler yaptılar aslında, Matthew Fox tiyatro yaptı…

Hira Tekindor: Bittikten sonra yaptı Londra’da sonra yok oldu. Sawyer vardı mesela…

İbrahim Çiçek: Lena bir şeyler yapsın da. İyi bir film çekmek zorunda bence, çok yetenekli bir oyuncu. Peter bey mutlaka yapar, onun Oscar alacağını konuştuk bu sabah. Hangisiyle oyun yapardın? Bir hakkın var.

Hira Tekindor: Söylüyorum… Maisie Williams.

İbrahim Çiçek: Ben Lena’yla yapardım.

Hira Tekindor: Maisie Williams geçen sene bir oyun oynadı Londra’da ama maalesef gitmedim. Çünkü daha Arya, Arya olmamıştı o zamanlar.

Devam ediyor mu oyun?

Hira Tekindor: Bitti…

İbrahim Çiçek: Orada zaten 10-12 hafta oynuyorlar, her gün oynuyorlar ve bitiyor.

Hira Tekindor: Yazın da oynuyorlar, hatta en iyi oyuncuların oynadığı oyunlar genelde yazın sahneleniyor turistik bir dönem olduğu için, keşke burada da öyle olsa.

İbrahim Çiçek: Hiç sorgulamadan yazın tiyatro yapılmayacağını düşünüyoruz ve duruyoruz. Aslında bunu kırmak gerekiyor.

Hira Tekindor: Ve seyirci de olur bana kalırsa. Temmuz’da ya da Ağustos’ta neden oyun olmasın ki İstanbul’da? Tamamen sezonun kapalı olması çok tuhaf bir durum. 3 ay ülkede tiyatro sanatı iptal oluyor resmen.

İbrahim Çiçek: Denemek gerekiyor, birinin öncü olması gerekiyor. Ya da kısa projeler; her gün oynanan ve 20 ila 50 oyunda biten projeler olabilir.

Yeni projeler neler?

İbrahim Çiçek: Hira’nın Fransızcadan çevirdiği bir oyun yapacağız.

Hira Tekindor: Çok iyi bir Fransız yazarın geçen yıl ilk defa Paris’te sahnelenmiş bir oyunu, bir aile draması ve çok iyi bir metin. İbrahim yönetecek bu oyunu, ben de Eylül’de yeni bir oyun yöneteceğim.

İbrahim Çiçek: Kızlar ve Oğlanlar’dan sonra şöyle mesajlar almaya başladım: “Bir oyunun da kimse ölmeden bitebilecek mi acaba?” Hakikaten mutlu son hiç yapamayacağım gibi görünüyor ama en azından az ölümlü oyunlar arayabilirim…

Hira Tekindor: Kızlar ve Oğlanlar’ın fikri çok iyi. Çok yoğun bir oyun. Başladığı gibi gitmeyen, çok sürprizli bir oyun. Bergüzar da çok iyi oynuyor.

İbrahim Çiçek: Metin çok kuvvetli evet, doğru oyuncuyla buluşunda geriye yapacak çok bir şey kalmıyor. Derdi dert edinecek bir oyuncu bulunduğu anda direkt oyuncu ile metin birbirine bağlanıyor ve yönetmen olarak sadece bir şıklık yaratmak, oyuncunun bir şeyi yanlış anlamamasını sağlamak gibi bir görevin kalıyor.

 

Anlamışsınızdır, bir dakika bile boş durmuyorlar, her sohbetlerinde yeni bir fikir doğabiliyor ve içlerindeki üretme isteği öyle güçlü ki biz daha ne diyelim; sadece bu Voltran’ın yeni adımlarını merakla izliyoruz.