Gözyaşı Çetesi ve anı yakalayan “sesli fotoğrafları”

Gözyaşı Çetesi’nin müziğinde insanı farklı diyarlara sürükleyen bir şey var… Vokaller mi, sözler mi; enstrümanların birbirleriyle uyumlu akışı mı, c) hiçbiri, d) hepsi mi bilmiyoruz ama bir şekilde peşine takılıp gitmekten garip bir his duyuyoruz. ”

İstanbul müzik sahnesinin gediklisi Gözyaşı Çetesi, canlı performanslarıyla yıllarca estirdikten sonra 2016 yılında ilk albümü Garip Davam’ı yayınlanmış, biz daha şarkılarla meselemizi çözememişken ikinci albümle çıkagelmişti. 2018 tarihli Karar, Gözyaşı Çetesi’nden duymaya alışık olduğumuz seslerle dolu olsa da bu sefer daha farklı hikayeler yayılıyordu şarkılardan. Tabii ki yine vurulmuştuk!

Gözyaşı Çetesi, 20 Temmuz’da One Love Festival’da sahne alacak. Biriktirdiğimiz sorularımızla çaldık kapılarını.

İlk albümünüz Garip Davam’ı 2016 yılında yayınladınız ama aslında grup olarak hikayeniz çok daha eskiye dayanıyor. Başa saralım mı: Gözyaşı Çetesi olarak ilk ne zaman yollarınız kesişti ve birlikte çalmaya nasıl karar verdiniz?

Pınar: 2000’lerin başından beri Gözyaşı Çetesi vardı aslında. O zamanlar bilgisayardan sequencer’lar yollayıp yarı canlı bir müzik yapıyorduk. Dinlemekten zevk aldığımız elektronik bazlı parçaları cover’lıyorduk, arada demo’lar yapıp onları çalıyorduk. 

Daha sonraki yıllarda Umut ile Kadıköy’de bir stüdyo açtık. Buraya gelen müzisyen dostlarınızla sohbet eder gibi doğaçlamalar yapmaya başladık. Sinan’ı yıllar önce Post Dial grubundan tanıyorduk. Bizim stüdyoda beraber takılmaya başladık. Umut ve Sinan aşkı burada doğdu. Buna davul ve basın mükemmel uyumu da diyebiliriz. Faruk bizim çok eski dostumuz. İnsanı gitar çalışı ve tonlarıyla hiç bilmediği yerlere çeken, sürprizlerle dolu bir adamdır. Yine takılmalarınızda Barış’la tanıştık. Onun da duygusallığını synth’lere, gitara, vokale aktarabilmiş bir insan olduğunu anlayınca “Neden beraber çalmıyoruz” dedik. Daha sonra perküsyonlarda Anıl ve çağlamada Volkan ile Çete daha da genişledi.

Umut: Aslında çalmaktan büyük keyif aldığımız bir müzisyen arkadaşımız daha var: kendi alanında çok başarılı perküsyoncu Seçil Kuran da fırsat buldukça bize katılıyor. Hollanda’da yaşadığı için denk getirebildiğimiz bütün konserlere dev kardoyla çıkıyoruz. 

Peki 2016’ya kadar beklemenizin sebebi nedir? Ya da şöyle soralım: İlk albüm için stüdyoya girmeniz gerektiğine nasıl karar verdiniz?

Pınar: Biz o döneme kadar beklemedik aslında. Konserler verdik, çaldık. İyice piştiğimizi hissettiğimizde stüdyoya girmeye karar verdik. Hücum kayıdının da espirisi bu aslında: o anda canlı canlı çalabilmek. O yüzden birbirini sindirmek için belli bir zamana ihtiyaç oluyor.

Albüm kayıt sürecinde harikalar yarattığınızı biliyoruz. Mesela Garip Davam’ı bir hafta gibi kısa bir sürede kaydetmişsiniz. İkinci albümünüz Karar’ı ise dört günde… Öncesinde uzun bir hazırlık sürecinden geçerek mi stüdyoya giriyorsunuz yoksa her şey doğaçlama, anlık olarak mı ilerliyor sizin için? 

Pınar: Stüdyoya girmeden önce temalardan oluşan demo’lar üstünden ilerliyoruz. Karar albümünü kaydederken Yan Yana dışında, az da olsa parçalar hakkında bir fikrimiz vardı. Bu fikirler stüdyonun ortamına ve duyuma göre değişkenlik gösterdi. 

Yan Yana’nın kaydı ise bizim için unutulmaz bir deneyimdi. Stüdyoya girmeden üç hafta önce Kabak Koyu’nda doğaçlamalar yaptığımız bir kaydı dinledim ve üstüne söz yazdım; bizimkilere yarım yamalak bir demo olarak yolladım. Çok yoğun bir dönemdi ve prova yapamıyorduk ama herkes bir şekilde bu parça için ümitliydi ve stüdyodaki son saatlerde bu parçayı çaldık. Üçüncü çalışımızı albüme koyduk. Bizim için de şaşırtıcı bir durumdu. 

Umut: Kayıtları birkaç gün içinde yapmamızın nedeni aslında stüdyoda konforlu hissettiğimiz anda üzerine düşünerek, tartışarak ilk ortaya çıkan enerjiyi kaybetmeden kayıt altına almayı tercih etmemizden. Bu iki albümü sesli fotoğraflar gibi düşünün; o anı olduğu gibi kaydetmeye çabalıyoruz. Poz verseydik daha yakışıklı çıkar mıydık? Belki evet. Ama hatasıyla, günahıyla o sıcaklığı ve samimi hissi kaydetmeye çalıştık. Aylar süren kayıt süreçlerinden sonra genelde gruplar kendi parçalarından bıkkınlık duyarak stüdyodan ayrılırlar. Kendimize de bunu yaşatmamış olduk. Her şey olduğu gibi ilk heyecanıyla kaydedildi.

Müzikal olarak aynı temeller üzerine kurulmuş olsalar da Karar, Garip Davam’da duymadığımız seslerin peşinde gidiyor. Şarkıların hipnotize edici etkisi daha da artmış gibi. Hem süreleri de daha uzun… Bu iki albüm arasında geçen süreçte neler değişti sizin açınızdan? Müziğinize sizce neler etki etti?

Pınar: Beraber çaldıkça daha çok deneyim kazandık. Deneyim kazandıkça sadeliğin gücünü keşfettik. Notaları, armoniyi, teknik becerileri bir kenara bırakıp hislere, seslerin lezzetine odaklandık. Ritmin tekrarından keyif aldık. Dinlediğimiz dünya müzikleri, Afrika müzikleri, techno bizi bu yönde etkilemiş olabilir. Müzikal kaygılardan uzaklaştıkça da zaman algısı değişiyor. Bir parçayı sindire sindire hiç sıkılmadan 55 dakika çalabiliyorsun. 

Umut: Bir bakıma sektörün beklediği kalıplarda bir albüm yapmak yerine, kendi beklentimizi karşılamak önceliğimiz oldu. Zaten Karar bir beklentiyle yapılmış bir albüm değil, tek beklentimiz ortaya güzel bir iş çıkarmaktı ve bunu kendi istediğimiz gibi yapabilmekti. 

gozyasi_cetesi (2)

Karar’daki şarkılar bir aradayken sanki bir konsept albümmüş gibi hissettiriyor. Bu bütünlüklü hissi nasıl yarattınız? Albümdeki şarkılar nasıl ortaya çıktı ve aralarındaki bu sürükleyici uyumu nasıl yakaladılar?

Pınar: Şarkılar içgüdüsel ortaya çıkıyor. Sanki onlar bir yerde bizi bekliyor ve onları bulmak için yola çıkıyoruz gibi. İşin en güzel tarafı da o yolda ilerlemek ve oraya ulaştığımızda yaşadığımız coşku. Parçaları birleştirdikçe bütüne ulaşıyoruz. 

Umut: Aslında albümü bir dönemimizin olgunlaşmış bir meyvesi gibi düşünürsek konsept olarak bir bütünlük oluşturması da doğal bir sonuç olarak ortaya çıkıyor. Garip Davam başka bir dönemdi, Karar bu dönemimiz ve hayat hikayemiz ilerledikçe bizim de şu an bilmediğimiz başka yerlere doğru serüven devam edecek.

Hipnotize edici demişken; sözlerin de bunda payı büyük sanki. Müziğe paralel olarak sözlerde anlatılanlar üzerinde kafa patlatmaya başlayınca apayrı bir yere doğru süzülürken buluyor insan kendini… Hayata dair her mesele şarkılarınızda yer ediniyor gibi ve her parçada duyanın zihnini açan bilge bir taraf var. Şarkı sözlerini nasıl yazıyorsunuz? Önce sözler mi geliyor, yoksa melodi mi? Sonunda bu ikisi nasıl buluşuyor?

Pınar: Vokal ve sözler benim için müzikteki diğer enstrumanlardan farklı değil. Önce müzikal bir tema yakalıyorum ve onun bana hissettirdiği şekilde melodiler oluşuyor kafamda. Daha sonra bu melodileri sözlerle tamamlıyorum. Konular genelde yaşadıklarımdan edindiğim çıkarımlardan oluşuyor. 

Karanlık demeyelim ama Karar’daki parçalarda, griliklere savrulan hisler de hakim. Neler tetikliyor bu hisleri? Günlük hayatın veya bu coğrafyanın dinamikleri müziğinize nasıl yansıyor sizce?

Pınar: Günlük hayat ve yaşadığımız coğrafya tabi ki hepimizi etkiliyor ama biraz da evrensel düşünmeyi seven insanlarız. Müzik yapmaktaki amacımız her şeyden sıyrılıp gerçeklik duygusuna ulaşmak ve orada buluşmak. Buraya ulaştığımızda neşeyi, hüzünü, onlarca duyguyu paylaşabiliyoruz.

Umut: Grup arkadaşları olarak o kadar çeşitli müzikler dinliyor ve hayatta farklı farklı şeyler deneyimliyoruz ki, bu etkileşimlerle ortaya adını koyamadığımız bir harman çıkıyor.

Canlı performanslarınız da çok sürükleyici! Altı kişilik bir ekip aslında kalabalık sayılır ama sahnedeyken konuşmasanız bile sürekli bir iletişim halindesiniz; herkes aynı anda birbirinin yaptığını görüp takip ediyor gibi. Bir izleyici olarak sahnede böyle bir enerji tanık olarak çok keyifli gerçekten. Nedir sizi bu kadar uyumlu kılan? Sahnedeki bu enerjiyi nasıl yarattınız zaman içerisinde?

Pınar: Konuşmadan iletişim kurabilmekteki en büyük etken, müziğe ve müzik yaptığın insanlara karşı saygı duymak ve dinlemek. O sırada söyleyecek bir şeyin yoksa susmak, şov olsun diye laf salatası yapmamak. O anda kalmaya çalışmak. 

Umut: Her konser öncesi kuliste öyle heyecanlı oluyoruz ki içimiz gıdıklanıyor. Az sonra neler olacağını bilmeden sahneye gidiyor olmak, bu kadar belirsizlik içinde birbirimize o kadar güveniyor olmak tarif edemeyeceğim bir heyecan. Seyirci ile de etkileşimin başladığı, onların da bütün bu belirsizlik içinde kendilerini konforlu hissetmeye başladığı anda olanlar oluyor. Hemen hemen her konserimiz mekanın kapanış saatine, son dakikaya kadar saatlerce süren büyük bir serüvene dönüşüyor. Bunu tekrar yaşamak için gün sayıyoruz.

Bu arada her iki albümün kapağından da ayrı ayrı söz etmek gerek aslında… Bu iki çalışmadan da bahsedebilir misiniz? Görselliğin sizin müziğinizdeki yeri nedir?

Pınar: İki kapak da Halil Vurucuoğlu’nun eserleri, o yüzden ikisi de bir biriyle paralellik gösteriyor. Halil bilinçaltına kağıtları oyarak ulaşabiliyor. Katman katman ve üç boyutlu organik çalışmaları bizi çok etkiledi. Sonuçta bizim müziğimiz de organik katmanlardan oluşuyor. Hem bütünlükte hem de detaylarda kaybolabiliyorsunuz.

Instagram hesabınızın da kalbimizdeki yeri büyük… Aşırı eğleniyoruz 🙂 Kimler ve nasıl bir emek var arkasında?

Umut: Instagram hesabımızı Kaan Sezyum’un yönettiğinden şüpheleniyoruz. Arkasında da çok bir emek var gibi durmuyor aslında. Arkadaş arasında eğleniyoruz hepsi bu. Siz yine de admin’i trigger etmeyin, aman kalpler kırılmasın 🙂

Yaz konserlerle geçecek gibi gözüküyor sizin tarafınızda. Gündeminizde neler var? Yakın dönem için belli olan planlarınızdan veya tasarılarınızdan bahsedebilir misiniz?

Umut: Önümüzde 20 temmuz One Love festival var. Onun dışında Pınar, ben ve bir grup arkadaş Muğla Dalyan’da köpeğimiz Nazo adına müzik yapabileceğimiz Nazo’s adında bir mekan açtık. Şu an alışma sürecindeyiz, daha önce böyle bir işle uğraşmamıştık. Çok yakında burada da konserler yapmaya başlayacağız. Yolu düşen herkesi buralara da bekleriz. @nazossocial Instagram hesabını takip ederek buradaki gelişmeleri de takip edebilirsiniz. Sevgiler ve güzel sorular için teşekkürler!

View this post on Instagram

seslere bakıyorum 🧸

A post shared by Nazo's (@nazossocial) on