Büyü bozulduğunda: Bir hayata kaç kariyer sığar?

Güvenli ve başarılı bir yolda ilerleyen kariyerlerini tek bir hamlede bambaşka bir yöne sokarak tutkularının peşinden gitmeyi seçen ya da iş hayatının çokyönlü kişiliklerini tek bir alanda sınırlamasına razı olmayarak kendileri alternatiflerini yaratan; bir kariyere iki iş sığdıran adamlar…

Aslında pek çoklarının gözünde yaptıkları cesurca sayılabilir; düzenin o tatlı rahatlığını bozmak büyük zorlukları da beraberinde getiriyor neticede. Yine de birazdan hikayelerini okuyacağınız adamların hiçbirinin bu konuda şikayetleri olmadığını göreceksiniz. Kararlılığın ve bu kararları gerçekleştirmenin verdiği o tatmin hissi, günümüzde bir tür lüks değil de nedir?

“Büyüyünce ne olacaksın” sorusuna verilen cevap, çocukluktan yetişkinliğe ilerleyen yıllarda, astronotluktan mimarlığa doğru sert bir dönüş yaparken araya bir de sınavlar giriverir, anne-baba söze karışır ve işler değişir. Etraftakilerin beklentileri, çocukluk hayallerini teşvik ya da un ufak ederken o bir türlü çözemediğiniz matematik sorusu önünüze binlerce kişiyi geçirir, sizi de hiç ummadığınız bir yere doğru savuruverir. Nerede olduğunuzu, kim olduğunuzu ve ne yaptığınızı anlamanız ise yıllar alabilir…

Mesela Can’ın bu sorulara cevap vermesi, tam on yılını almış. 33 yaşında bir avukat olan (aslında artık değil) Can Eriş, 2008 yılında başladığı mesleğini ailevi nedenlerden ötürü seçmiş sayılır. Hem annesi hem de babası avukat olduğu için, bu meslekte pek çoklarına göre birkaç sıfır önde olacağını düşünerek atmış kariyer adımlarını. Gönlünde yatan bilgisayar programcılığı olsa da…

Sil baştan

Üniversite sınavında birinci tercihini, kendisine bilgisayar konusunda yol açacağını düşündüğü bir bölümden yana yapmış olsa da şans bu ya, ÖSYM onu hukuk fakültesine layık görmüş. Dünyası yıkılmamış ama günün sonunda mantıklı gözüken bu seçiminin onu ileride mutsuz edeceğini anlaması fazla uzun sürmemiş. “Yine de devam ettim, çünkü bana avantajlarla gelen bir meslek oldu avukatlık” diyor. “Aile mesleği olduğu için, kısa zamanda kendi ofisimizin yöneticisi oldum ve kısa sürede sağlam bir deneyim edindim. Evet, her gün ayaklarımızı sürüye sürüye ofise gidiyordum ama bir taraftan da genç yaşta ne kadar çok para kazanırsam, ileride bir gün, istediklerimi de daha rahat bir şekilde yapabileceğimi düşünüyordum, maddi kaygılarım olmadan… Kendi kendime bir tür telkin yöntemi geliştirmiş gibiydim.”

Dediği gibi, kişisel gelişim kitaplarında göreceğimiz cinsten bir telkin yöntemi olarak kalabilirdi “ileride bir gün, istediklerini rahat rahat yapabilme” fikri. Ta ki bir gün, yine ofisten eve gelmiş bilgisayar başında kod yazarken o kararı verene kadar: “33 yaşındaydım ve mesleğimle ilgili en büyük motivasyonum, ofiste de kullandığımız hukuk programının kodlarını yazmaktı. Fark ettim ki bu tutkumun peşinden gitmeliydim, daha da geç olmadan…

Bilgisayar okumak için yurt dışına gitmeyi düşündüm ama orada üniversite alımlarında yaş ve özgeçmiş önemli sayılıyor. Burada ise, her ne kadar eksikleri olsa da görece daha adil sayılabilecek bir sistem var; neticede kaç net yaptığına bakar. Ve denemekten ne çıkar diyerek altı ay kala üniversite sınavına hazırlanmaya başladım.”

Can şu an Bilgi Üniversitesi’nde Bilgisayar Mühendisliği birinci sınıfta okuyor. Hem  de yüzde 25 bursla. 18 yaşında sınavlara hazırlandığı haliyle şimdiki düşünce yapısı arasında dağlar kadar (ve koca bir ergenlik kadar) fark olduğu için altı ay gibi kısa bir sürede olsa da son derece verimli çalışabilmiş. Tabii artık elindekinin de kıymetini biliyor, hiç devamsızlık yapmadan okula gidiyor, not alıyor ve kendinden tam on üç yaş küçük arkadaşlarıyla birlikte ödevler yapıyor. “Sınıf arkadaşlarım 1998 doğumlu. Hatta 2000’liler de var. 2000’li!”

Kurumsaldan silkinmek

Milenyaller esasında bir süredir (“Ben milenyal değilim” demeyin, 1981-1996 yılları arasında doğanlar bu tanıma dahil ediliyor; eh, az bir süre değil), bir şeylerin yolunda gitmediğinin farkında. İleride yaşanacak sistem krizinin ön gösterimi midir bilinmez, iş dünyasının bireylere yüklediklerine karşı ilk karşı çıkanlar da milenyaller oldu. Hatta iş dünyası, kendi kendinin kuyusunu kazdı diyebiliriz: Çalışanların çok yönlü ve her koşulda çözüm üretebilecek kapasitede olmaları gerektiğini vurgulayan sistem (bazen tatlı tatlı, bazen de sopasını sallayarak) pek çok farklı konuda yetkinlik sahibi olan bireyler yetişmesini sağladı. Haliyle iş dünyası milenyallere dar geldi; onlar da kendi yollarından gitmeyi tercih ettiler. 

“Bizim jenerasyonumuzun en büyük sorunlarından biri kurumsal hayatın ebeveynlerimize harika pazarlanmış olması” diyor 32 yaşındaki Alihan Aker. Dolayısıyla iş hayatına büyük bir bankada başlayınca ailesi çok sevinmiş. Yakın arkadaşlarının profesyonel hayata çoktan adım atmış olmalarının da etkisi olmuş bu kararında.

Bilgi Üniversitesi’nde Medya İletişim bölümünde okurken televizyon haberciliğinde yan dal yapmış Alihan. Üniversite üçüncü sınıfta Erasmus programıyla İsveç’e gitmiş ve okul bittikten sonra da yine buraya dönerek siyaset biliminde yüksek lisans eğitimi almış. Bankada başlayan ve farklı ajanslarda ilerlettiği kariyeri çok eskilerden gelen bir tutkuyla apayrı bir yönde seyretmeye başlamış.

“Lise ikinci sınıftan beri öyle ya da böyle fitness ile ilgileniyorum. Okul hayatım boyunca da, iş hayatım boyunca da hep ve çok antrenman yaptım. Antrenman yapmak beni hep zinde tuttu. Aklıma bu işten para kazanabileceğim ise hiç gelmemişti. Çünkü iş demek kurumsal bir firmada 9-6 (yersen) çalışmak demekti. En azından öyle öğretilmişti. Ben ise mutlu olmadığım yerde duramayan, beni beslemeyen işi yapamayan bir karaktere sahibim. Urban Riders’taki eğitmenlik kariyerime 29 yaşında başladım. Ait olmadığım bir dünyada her şey yanlış gidince sistemin dışına çıkmak istedim ama çalışmayı hiç bırakmadım. Hep denemeye alternatiflerimizi değerlendirmeye devam ettim. Sonunda karşıma tam benlik bir fırsat çıktı ve onu hayatımın şansına çevirdim.”

Radikal kararların zindeliği

Malum, radikal kararlar, son derece kişisel olsa bile, etraftakilerle çarpışmayı da gerektirir. Hele ki ilk kararında ailesinin hislerini gözeterek ilerleyen biri için bu ayrıca güç olmalı diye düşünüyor insan ama Alihan, “Önemli değil” diyerek anlatmaya başlıyor, “Çünkü radikal prim yapmaz, radikal rezistans görür. Bu sebeple önce kişinin kendisinin nasıl karşıladığı önemli. İlk günkü adanmışlık ve yapıcı çalışma azmi ile hedeflere ulaşılıyorsa başarı gelir. O zaman çevre hakkında konuşmaya başlayabiliriz. Çünkü o zaman sağlıklı yorumu yapabilirler. Başta yapacakları yorum ister istemez ‘korku’ içerecektir; ‘Eyvah, işsiz kalacak’ gibi.”

“Benim işim performans” diye tanımlıyor, Urban Riders’taki işini. Urban Riders’a cycle dersine gelen katılımcıları yaptıkları antrenmana, hayatlarına, sevgiye, özgürlüğe motive ettiğim bir işim var. Bunu yaparken tepemde bir spotlight var. Yani keyfim yerinde diyebilirim.” İşlerini büyütmeleri ise hem kendi hem de ekip arkadaşlarının başarılarının bir kanıtı niteliğinde. “Hayatımın en üretken noktasındayım. Şu an yaptığım her şey bundan sonraki hayatımı belirleyecek. O yüzden sevmediğim işte yaptığım mesainin kat kat fazlasını ve kalitelisini yapıyorum.”

Kahve kokusunun peşinde

Benzer bir hikaye de, daha üçüncü dalga kahvecilik İstanbul’da tüm sokaklara yayılmamışken Balat’ta ilk dükkanını açan Coffee Department’ın kurucusu Metin Benbasat’a ait.

Üniversitede işletme okuduktan sonra, University of Massachusetts Boston’da muhasebe yüksek lisansı yapmış Metin. Çalışma hayatına da, aldığı eğitime paralel olarak, ailesinin ve hocalarının da etkisiyle Fransa asıllı bağımsız bir denetim şirketinde başlamış. Hatta burada çalışırken birtakım sınavlardan geçip serbest muhasebeci mali müşavirlik ruhsatı almış. Tüm bunlar devam ederken kafasında başka planlar da dönüp duruyormuş.  

Üniversite yıllarından beri ticarete hep ilgi duydum. Hatta Amerika’da yüksek lisans yaparken Türkiye’de bulunmayan ürünleri yılbaşı ve yaz tatillerinde Türkiye’ye geldiğimde beraberimde getirip çeşitli kanallardan satıyordum. Gerçekten gönlümde yatan işin buna benzer bir şey olduğunu ve bunu da profesyonel olarak yapmak istediğimi de 30 yaşımda keşfettim. Ve bunu da en büyük zevklerimden biri kahve ile yapmaya karar verdim.”

Başarı getiren fedakarlıklar

Tabii planların gerçeğe dönüşmesi kolay olmamış. Önce ailesi karşı çıkmış, hatta onun tabiriyle “şok geçirmiş”. Bunun üzerine kendi imkanlarını kendi yaratma peşinde arabasını satmış, kredi çekmiş ve esas onu heyecanlandıran işin peşinden gitmiş. “O zaman 30 yaşındaydım. ‘Evli değilsin, çocuğun yok, sorumluluğun yok, ya şimdi ya da hiç’ diye düşünerek almış bu kararı. Artık geri dönüş yoktu.”

İlk bakışta Metin’in Coffee Department’ta yaptığı iş basit bir ticaret gibi gözükebilir: yurt dışından ithal ettiği kahveyi Balat’ta kavurup hem kendi kafesinde hem de farklı lokasyonlarda satmak… Onun için ise görünenin de ötesinde bir anlama sahip kahvecilik.

“İlk günden bu yana nitelikli kahvenin kültürünü yaymaya çalışıyorum. Bir işin tutkuyla gerçekleşebileceğini ilk bu işe başladığımda hissettim. İlk adımım Rusya’da kahve kavurma eğitimi oldu; ardından Specialty Coffee Association’ın eğitimi ve elbette sınırsız pratik…”

Coffee Department’ı kurduğu ilk iki sene günde ortalama iki saat uyuyormuş Metin. Fedakarlık gerektiren yollardan geçmiş olsa da o dönem kahvecilik anlamında bu denli rekabet olmaması onun için bir avantaj olmuş. Yine de agresif büyümeyi, yeni şubeler açarak zincire dönüşmeyi hiçbir zaman tercih etmemiş. “Zaten bu kadar butik bir işin hızlı büyümesi çok zor” diye anlatıyor. “Kapasitemiz genişleyince büyük bir kahve kavurma makinesine geçmiştik ve bu bizim için ilk büyük vites değişikliğiydi. Şu günlerde ise, tam beş yılın ardından, ikinci şubemizi Nişantaşı’nda açmaya hazırlanıyoruz.”

Kreatif mesleklerin yaratıcı zorlukları

Vadettikleriyle sınırlı kalmak ya da çalışanların umutlarını besleyememek sadece kurumsal işlere özgü değil. Daha kreatif alanlardaki mesleklerde ise başka engellere takılıyor insan. Bu alandaki imkansızlıklar bütçe kısıtlamalarıyla birlikte kör düğüm haline gelebiliyor: Bütçe olmayınca yeni imkanlar yaratılamıyor, yeni imkanlar olmadığında da fark yaratacak projeler kurgulanamıyor ve bütçe sağlayacak adımlar atılamıyor… Bütçeli işler ise kendi daimi düzeni içerisinde bir döngüye kapılabiliyor, çalışanın kendini geliştirmesini sağlayacak yeni kapılar açmakta yetersiz kalıyor.   

30 yaşındaki Özgür Çıtır, Sabancı Üniversitesi’nde sosyoloji eğitimi almış ve okulu bitirdikten sonra hem İngilizcesi iyi olduğu hem de evden çalışmayı tercih ettiği için çevirmenlik yapmaya başlamış. Sonrasında da İngiltere Konsolosluğu Vize bölümünde çalışmış. Müzik ise bu süre boyunca hep hayatında olmuş; pek çok farklı albümün kayıtlarında gitarıyla yer almış.

Yeni bir karar, yeni bir uzmanlık

Esas kırılmayı ise bundan üç sene önce yaşamış: “27 yaşındaydım, yaptığım işlerde yükselmenin çok fazla zaman ve emek alacağını fark ettim; bir yandan da müzikle daha fazla uğraşmak istiyordum. Dayım gemi denetim, ekspertiz ve danışmalık işiyle uğraşıyor ve işini bana devretmek istediğini söyledi. Önce gemicilik hakkında hiçbir fikrim olmadığı için pek sıcak bakmadım ama kendi işim olması ve her gün işe gitmek yerine proje bazlı çalışmak çekici geldi ve kabul ettim.”

Aldığı eğitimden ve özgeçmişinden farklı bir alana doğru geçiş yapmadan önce işin eğitimini almaya karar vermiş Özgür. Yıllar sonra üniversite sınavına tekrar girip Gemi İnşa bölümünde okumaya başlamış. Yaklaşık bir senedir de tersanelere ve gemilere giderek gemi denetimi, gemi ekspertizi ve gemicilik sektörü hakkında bilgi ve deneyimlerini geliştiriyor.

Onun çevresinde ise verdiği karardan ötürü tepkiler daha farklı olmuş. “Ailem ve eşim maddi kazancı önceki işlerime göre daha fazla ve düzenli olduğu için oldukça sevindi. Arkadaşlarım ise sözel konulara hep daha yatkın olduğum için biraz şaşkınlıkla karşıladılar.”

Özgür hem müzik hem de gemi denetim ve ekspertiz işleriyle uğraştığı için bazen bölünmüş gibi hissetse de eski işlerine göre müziğe daha çok vakit ayırabildiğini söylüyor. Ayrıca aileden biriyle çalıştığı için iş hayatının stresi de üzerinde yok. “Bu yüzden mutluyum ama bir yandan da mühendislik ve makina öğrenecek olmak biraz gözümü korkutuyor.”

Meslek değil, yaşam biçimi

Kariyerini orta yolda kesip farklı bir yol seçen bu anlattığımız adamlardan farklı bir hikayesi var, 24 yaşındaki matematik öğretmeni Utku Aytaç’ın. İki tutkusunu da paralel olarak sürdürmenin formülünü bulmuş. İkisinden de eşit derecede zevk alacak şekilde…

Mezun olduğu Saint-Joseph Fransız Lisesi’nde öğretmenlik yapan Utku’nun hayatında bilgisayar ve internet hep merkezde olmuş. “Bir şey yapıyorsun ve eğer yaptığın şey gerçekten değerliyse tüm dünyaya anında ulaşabiliyorsun, bu muhteşem bir şey. Ben de gelecekte bu alanda çalışmak istiyordum.”

“İlkokul hayatımın neredeyse tamamı boyunca aynı sitede oturduk. Bütün günümüz top peşinde geçerdi. Şöyle bir an hatırlıyorum: Benden yaşça küçük, futbola yeteneği olan birkaç arkadaşım vardı, onlara futbol hakkında bildiklerimi aktarırdım. Bu, hafızamda ‘bildiklerimi aktardığım’ ilk an. Lise son sınıfta karşıma, üniversiteden sonra Saint-Joseph’te öğretmenlik yapma fırsatı çıktı. Ben de bunu değerlendirip öğretmenliği seçtim. Bu tercihi yaparken tek kriterim ‘hayatı nasıl yaşamak istediğim’di. Şunu söyleyebilirim ki o fırsat karşıma çıkmasaydı öğretmen olmak aklımın ucundan geçmezdi.”

Hayatı nasıl yaşamak istediğini sorgulamaya başladığında bir yol ayrımıyla karşı karşıya kaldığını anlatıyor: “Bilgisayar alanında çalışmayı seçseydim özel sektörde yoğun çalışıp, maddi açıdan daha yüksek standartta bir hayata sahip olabilirdim. Öğretmen olmayı seçersem, daha az para kazanacağımın farkındaydım fakat bana ‘yaşamak’ için daha çok zaman kalacaktı.”

Utku’nun tercihi ise zamandan yana olmuş. Evet, bir nevi rahatlığı seçmiş olsa da bundan kastının “aylaklık” olmadığının da altını çiziyor: “Hayalimdeki projeleri yapabilme rahatlığı benimkisi… Bana kalan zamanın çoğunu çalışarak ve araştırarak geçiriyorum. Bilgisayar alanında bir şirkette çalışıyor olsaydım, günün daha az bir kısmında çalışıyor olurdum. Benim tercihim, bir meslek tercihinden ziyade yaşam biçimi tercihiydi.”

Öğretmenlik ve bilgisayar mühendisliği farklı dinamiklere sahip iki meslek. Hele ki öğretmenliğin ayrıca sorumlulukları var. “Sınıfa girdiğiniz anda yüksek verimde olmalısınız. ‘Şimdi bir kahve alayım, 15 dakika sonra başlarım’ gibi bir lüksünüz yok. Öğrencileriniz de 14-18 yaş aralığındaki insanlar. Bir taraftan da şöyle bir durum var, iki meslek arasında: Çok iyi bir bilgisayar mühendisi olmak sizi iş hayatında saygıdeğer biri yapabilir fakat çok iyi bir matematikçi olmanız sizi sınıfta saygıdeğer yapmaz. Öğrencilerin dilinden konuşup, onları anlayabilmelisiniz.”

Bu çokyönlülük sayesinde farklı bakış açıları ve disiplinler arası düşünebilme yetisi kazandığı için durumdan pek de şikayetçi değil Utku ama ikili temponun zor tarafları olduğunu da itiraf ediyor: “Benim gibi biri için yapabileceğin proje ne kadar çoksa dağılma ihtimalin o kadar artıyor. Şu anda aklımda girişim, tasarım, matematik, eğitim, sanat, yazılım alanlarının her birinde birçok proje var. Bunun sebebi de kesinlikle çok farklı alanlara ilgim olması ve o alanlardaki problemleri çözmek istemem. Seçenek arttıkça seçmek de zorlaşıyor. Gerçekleştirmekte olduklarıma odağımı kaybetmem çok daha kolay hale geliyor. Bu konuda kendimi disipline etmeye çalışıyorum.”

Hayattan ne istediğini bu kadar iyi bilen biri olarak, bu dediğini başarmak da zor olmayacak muhtemelen.

(Bu yazı ilk olarak GQ Türkiye Mart 2019 sayısında yayınlanmıştır.)