Efsanelerin yılı: 1969

Yunanca’dan çıkmış bir sözcük anemoia; yaşanmamış bir döneme dair nostalji duymak anlamına geliyor. Bu anemoia’dan muzdarip, geçmişe hasret yaşayanların zihninde en çok dönen yıllardan biri olsa gerek 1969. İnsanoğlunun ilk kez Ay’a ayak bastığı bu yıl, popüler kültürün efsanelerine de sahne oldu. Başrolde ise The Beatles ve tabii bolca rock’n roll var.

Rock müziğe sevdalıysanız şu anemoia’ya biraz daha meyilli oluyorsunuz; türün zirveye çıktığı ve en üretken olduğu dönemler yarım asır öncesine kadar uzanıyor çünkü. Hatta belki de daha eskiye… Haliyle nostaljiye meyilli olmanız da yaş aldığınız (‘‘yaşlandığınız’’ demeyelim) veya gündemdeki Kardashian haberlerinden sıkıldığınız için değil; geçmişte üretilenler size her daim daha cazip geldiğinden muhtemelen. Sahnede kanlı canlı Jimi Hendrix dinleme ihtimalinizi düşünsenize? Tamam, abarttık; bu ihtimal o yıllarda yaşayanlar için bile pek uzaktı muhtemelen ama o zaman bir de şöyle bir hayal kurun: Radyoyu açıyorsunuz ve Led Zeppelin diye yeni bir grubun çıktığını duyuyorsunuz… Aralarda da Rolling Stones, The Kinks gibi diğer tarih yazan grupların ‘‘yeni’’leri dönüyor. Bundan daha büyük bir zenginlik olabilir mi? (Evet, anemoia beni de vurdu.)

Coşkulu bir nostalji eşliğinde geçmişe doğru savrulanların dönüp dolaşıp kendini bulduğu bir yıl 1969. Tam 50 yıl öncesi… Bizim özellikle bu yıla takılmamızın sebebi de aslında sadece nostalji değil, popüler kültür tarihine yön vermiş pek çok efsanenin üzerinden tam yarım asır geçmiş olduğunu hatırlamamız. (Belki biraz da Kardashian haberlerinden sıkılmış olmamız…)

Bir yaya geçidinde, dört Beatle

The Beatles’ın kendi gibi efsane albümlerinden Abbey Road, 26 Eylül 1969 yılında yayınlanmıştı. John Lennon ile Paul McCartney arasındaki tansiyonun iyice yükseldiği, dörtlünün bir arada stüdyoya girdiği son albüm… (Grubun on ikinci ve son albümü Let It Be, Abbey Road’dan önce kaydedilip yayınlanmaya hazır hale getirilmişti.)

Geçtiğimiz günlerde, albümü sosyal medyanın zirvesine taşıyan ise, o meşhur kapak fotoğrafı oldu: Dörtlünün, albüme adını veren Abbey Road’daki yaya kaldırımından karşıdan karşıya geçişini gösteren bu fotoğraf, geçtiğimiz 8 Ağustos’ta 50’inci yılını devirdi. 50 yıl sonra, yine aynı yere gidip fotoğraf çektirmek ve bunu sosyal medyadan paylaşmak da grubun hayranları için şart oldu tabii. O taraflarda olsaydım, kesin ben de yapardım.

BRITAIN-ENTERTAINMENT-MUSIC-BEATLES-ABBEY ROAD

İkonik olması bir yana, kendi efsanesini yaratan bir kare bu. O sıralarda yaygın olan ve grubun da küçük ipuçlarıyla beslediği bir söylentiye göre (ki bunun doğru olduğu savunanlar var hâlâ), Paul McCartney 1966 yılında geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti ve kendisine tıpatıp benzeyen başka bir müzisyen onun yerine geçmişti. Evet, gerçek asla açıklanmamıştı ama grubun albüm kapaklarında ve şarkılarında (mesela White Album’deki I’m So Tired’ın sonunda John Lennon’ın mırıldandığı o anlaşılmaz cümlenin, ‘’Paul is dead miss him, miss him, miss him’’ cümlesinin tersten okunuşu olduğu söylenir) Paul’un ölümüne dair semboller üzerinden verilen ipuçları yer alıyordu. Abbey Road’un bu meşhur kapak fotoğrafında olduğu gibi.

abbey road alternatif

Bu teorinin hararetli savunucularının söylediğine göre bu fotoğraf aslında bir cenaze geçidini temsil ediyor. Paul McCartney’nin cenazesinin bir geçidi… Beyazlar içindeki John Lennon tanrıyı, siyah giyen Ringo Starr rahibi, kot takımla yürüyen George Harrison ise mezar kazıcıyı temsil ediyor. Paul McCartney de ölmüş olduğu, haliyle (!) ayakkabı giymeye ihtiyacı olmadığı için çıplak ayaklı… Bu teoriyi farklı versiyonlarıyla da okumuş veya duymuş olabilirsiniz. Paul McCartney’nin geçtiğimiz yıl CNN’e verdiği bir röportajda söylediğine göre aslında her şey çok basit: ‘‘Hava çok sıcaktı ve sandaletlerimi ayağımdan atıp da yürümek istedim. Başka özel bir nedeni yok.’’

‘‘Give peace a chance’’

Başrolde The Beatles var demiştik.

Biraz daha geçmişe gidelim, Abbey Road’un birkaç ay öncesine…

O dönem medyanın büyük ilgi gösterdiği John Lennon ve Yoko Ono çifti, 20 Mart 1969’da, Cebelitarık’ta evlenir. Dünya medyasının tüm ilgisini üzerlerine çekmişken bunu değerlendirip iyi bir amaca hizmet etmeye karar veren ikili, düğünün hemen ardından Amsterdam’daki Hilton’da bir oda tutarak o meşhur yatak eylemini başlatır. 25-31 Mart tarihleri arasında sabah 9, akşam 9 basına açık bir şekilde gerçekleştirdikleri bu barış eyleminde tüm gün yatakta oturarak muhabirlerinin sorularını cevaplarlar, Vietnam Savaşı’nın bu en alevli olduğu günlerde dünya barışına çağrı yaparlar. (Aslında John Lennon ve Yoko Ono’nun bu bir yıl boyunca başından geçenleri yine Abbey Road’daki The Ballad of John and Yoko şarkısından da dinleyebilirsiniz.)

Birkaç gün süren ve klasik oturma eylemlerinden evrilen bu yatak eyleminin ikincisi için New York’a gitmeyi planlarlar ama Lennon’ın ABD’ye girmesi konusunda sıkıntılar çıkar; 1968’te ABD’de üzerinde uyuşturucu maddeyle yakalanmıştır çünkü. Mevzuyu çok da sorunsuz atlatamamıştır. Onun yerine Mayıs ayında Montreal’e giderler ve ikinci eylemlerini başlatırlar. Ve bir de şarkı kaydederler.

Nüktedanlıklarından mıdır, yoksa rock’n roll’un deli dolu enerjisine o dönemler başka anlamlar yüklendiğinden midir bilinmez, (ya da belki de c-hepsi) John Lennon ve Yoko Ono’nun bu yatak eylemleri büyük ilgi görse de basın mensupları tarafından pek ciddiye alınmaz; bol lakırdılı, gülüp geçilecek bir haber gibi görülür. Sonradan Lennon yaptığı bir açıklamada, eğer basın kendilerini gerektiği gibi ciddiye alsaydı eylemlerinin de başarılı olabileceğini söyler. Gerçi 50 yıl sonra bile hâlâ konuşuyorsak bir şey başardıkları kesin…

Led Zeppelin: I ve II

’60’lı yılların sonlarına doğru New Yardbirds adıyla yola koyulan; daha sonra ismini değiştirip bir de Atlantic Records’la anlaşma imzalayan Led Zeppelin, kariyerinin ilk birkaç yılında nice rock grubunun hayallerini süsleyen hatta rock’n roll mitini pekiştiren bir yükseliş yaşar. Sadece ülkeleri İngiltere’de değil, ABD’de peş peşe verdikleri konserler, listelerde hızla yükselen hit’ler, albümler…

zeplin

Kendi adlarını taşıyan ilk albümlerini Ocak 1969’da ABD’de, aynı yılın Mart ayında ise İngiltere’de yayınlarlar. New Jersey’de büyük bir yangın sonucu dakikalar içerisinde kül olan (bu kazadan sonra zeplinler de tarihe gömülmüştü) LZ 129 Hindenburg adlı zeplinin kaza anında çekilmiş bir fotoğrafının kapağında bulunduğu bu albüm (ki grubun adının da nereden geldiğini anlamışsınızdır) sadece 36 saatte kaydedilmişti. Başarısı da bir o kadar hızlı olmuştu. Hem İngiltere’deki hem de ABD’deki listelerde zirveye koşan Led Zeppelin adlı bu albümün neden bu kadar başarılı olduğunu uzun uzun anlatmaya girişmeye gerek yok aslında; sadece albümdeki şu birkaç şarkıyı sıralamak yeterli: Good Times Bad Times, Babe I’m Gonna Leave, Dazed and Confused, Communication Breakdown.

Jimmy Page, Robert Plant, John Paul Jones ve John Bonham’in yine rock’n roll mitini besleyen ve hatta kendi mitlerini yaratan ‘‘çılgın’’ hayat tarzları aynı zamanda çalışıp üretmelerine engel olmuyor neyse ki… Bol eğlence ve konserle geçen 1969 yılında ikinci albümlerini de yayınlıyorlar: Led Zeppelin II. (Bu sonra Led Zeppelin III ve Led Zeppelin IV diye devam edecek; her ne kadar dördüncü albüm, bir ismi olmadan yayınlanmış olsa da, hayranları arasında Led Zeppelin IV olarak anılıyor.)

İlk albüm zirveyi zorlamış olsa da ikinci albüm doğrudan zirveyi görüyor; ABD’de de İngiltere’de de bir numaraya yükseliyor. Sadece müzikal anlamda değil, ticari olarak da büyük başarı elde ediyor. (Evet, çok satıyor, çok para kazanıyorlar.) Yine lafı uzatmadan, albümdeki parçaları sıralamakla yetinelim biz. Kendi kendini açıklamaya yetiyor zira: Whole Lotta Love, Thank You, Heartbreaker, Ramble On, What Is and What Never Should Be.

Bu kadar kısa sürede tüm bunları nasıl çıkarmışlar sahiden? 1969’un sırrı olsa gerek…

50 yıl önce bu hafta sonu: Woodstock

Bir başka rock’n roll efsanesi… Anemoia diye bir şey varsa, onun en büyük sebebi.

400 binden fazla kişinin katıldığı bu festival, her ne kadar merkezine müziği taşısa da Vietnam Savaşı’na karşı başlayan barış hareketlerinin bir tür yansıması, pasifist bir hayat tarzının temsili. 15-18 Ağustos tarihlerinde ‘‘üç gün boyunca barış ve müzik’’ mottosuyla gerçekleştirilen festival (yani bu geçen hafta sonu 50’inci yılına denk geliyor) kitleleri ortak duygularda buluşturduğu için tarihe geçmişti. Ve tabii, The Who, Santana, Joan Baez, Jimi Hendrix, Janis Joplin, Jefferson Airplane, Ten Years After ve daha nice efsane ismi ağırladığı için de…

woodstock jimi

Max Yasgur adlı bir çiftçinin arazisinde (kendisinin Vietnam Savaşı’nı desteklediğine dair söylentiler var, yani Woodstock’ın temsil ettiği her şeyin tam tersi bir noktada duruyor) Michael Lang, Joel Rosenman, Artie Kornfeld ve John P. Roberts’ın güçlerini birleştirerek düzenlediği festival, defalarca kez tekrarlanmaya çalıştı. Hatta bu yıl, 50’inci yılı şerefine çok özel bir festival daha düzenleyeceklerdi. Ocak 2019’da Lang bizzat açıklama yapmıştı. Woodstock 50 adlı bu özel etkinlikte The Killers, Miley Cyrus, Raconteurs gibi bugünden isimlerin yanı sıra, efsane festivalde sahne alan Santana, David Crosby, Hot Tuna (Jefferson Airplane’den evrilen bir başka grup) gibi isimlerin de çalacağı söyleniyordu.

Böylesine büyük ticari planlamalarla kalkışılan bir işin yarattığı karmaşa da büyük oluyor herhalde: Başta finansal nedenler olmak üzere, peş peşe çıkan engeller ve organizasyon için polemikler yüzünden sessiz sedasız iptal edildi Woodstock 50.

woodstock.jpg

Evet, festival asla yeniden düzenlenemedi ama bu onun aynı coşkuyla sosyal medyada anılmasına engel değil. Konser kayıtlarından oluşan ve zamanla festivalin kendisi gibi efsaneye dönüşen toplama albümün kapağındaki, festivalle özdeşleşen o meşhur çift Nick ve Bobbi Ercoline’in izini sürmüş haberciler mesela.

Güzel haber: Çift 50 yıl sonra bile hâlâ birlikte.

woodstock 2

(Bu yazı ilk olarak 18 Ağustos tarihli T24 Pazar ekinde yayınlanmıştır.)