Ah ne filmsin sen Midsommar!

Öyle bir film düşünün ki bir süredir biyografi veya düz filmler izlemekten sıkılmış izleyiciyi harekete geçirip, 2019 yılına seviye atlatıyor. Ayrıca bunun yanında prodüksiyonundan kostümüne, görüntü yönetmenliğinden ses kurgusuna kadar her şeyi ile korku ve gerilim filmlerinin dünyasına yeni bir soluk kazandırıyor… İşte, o film karşınızda: Midsommar

İlk önce şu yanlışlığı düzelterek başlayalım. Film (IMDB bile böyle özetlerken) bir grup arkadaşın İsveç gezilerinde başlarına gelenleri anlatmıyor. Daha doğrusu buna odaklanmıyor. Önemli olan “başlarına gelenler” kısmı. Yani klasik bir gerilim filmi gibi şip şak olay bitmiyor. Her bir olayın bir bağlam noktası, bir sebebi var. Zaten Ari Aster da bunu çok iyi biliyor ki filmden çıkan kaliteli sanattan boğulmayın diye film esnasında bu olaylar üzerine düşünmenizi istiyor. Yani anlayacağınız 90’lar korku filmlerinden fırlamış gibi karşımıza gelen bu özet, bu kadar kurgusal bir film için seviye düşürücü boyutta kalıyor.

Şimdi bu yeni bakış açımızla oturup tekrar fragmanımızı izleyelim bakalım…

Artık ortadaki tüm problemleri kaldırdığımıza göre hem izleyenlerin kafasında bazı şeylerin oturması hem de yeni izleyecek olanların bir tık hazırlıklı gitmesi için bu büyük ve geleneksel töreni baştan sona inceleyebiliriz.

Öncelikle bu etkinliğin sık kullanılan ismi “Midsummer”; “yaz gündönümü” anlamına geliyor. İsveçlilerin çoğu için Noel’den bile daha önemli olan bu kutlama genelde 16-26 Haziran arasındaki bir cuma ve cumartesine denk geliyor. Cuma arife ve cumartesi de bayramın ta kendisi.

Bu yazın ilk günlerinin kutlandığı geleneksel festivale hazırlık olarak herkes yerel kıyafetlerini giyiyor ve yaptıkları çiçekten taçlarını takıyor. Ardından doğurganlığı sembolize etmek için hep beraber çevresi çiçeklerle kaplı büyük bir direk dikiyorlar ve sonrasında da çevresinde dans edip türlü oyunlar oynuyorlar. Tabii bu seremoniler, yemeklerle, eğlencelerle akşama kadar devam ediyor.

Ve akşam da benim en sevdiğim kısım başlıyor; yatmadan önce yedi farklı türden çiçek toplayıp yastığınızın altına koyuyorsunuz ve gece rüyanızda evleneceğiniz kişiyi görüyorsunuz. Ay nerede böyle batı inanç, ritüel, ilginçlik var ben hemen ordayım…

Bu festival çok merak edildiği için olsa gerek İsveçliler ismi “Aptallar için Midsummer” adlı bu muasır medeniyetler seviyesindeki videoyu yapmışlar. Benim de bir hoşuma gitmedi değil. Buyrunuz, siz de izleyip kültürleniniz.

Artık bu güzel İskandinav geleneğini de tüm hatlarıyla öğrendiğimize göre filmimize dönebiliriz.

Bir filmi tanımak önce yönetmeninden başlar diyoruz ve biraz Ari Aster’ın kariyerine yöneliyoruz. Yedisi kısa, ikisi uzun metrajlı dokuz filmin yönetmen koltuğunda oturan bu Amerikalı yönetmen özellikle görüntü yönetmenliğiyle övgüleri topluyor. Ayrı ayrı tüm filmleri, görsel sanatın en iyi örnekleri arasında gösterilebilecek olan Aster bu konudaki ustalığını çoktan kanıtladı artık. 

Sizin için bazı kısa filmlerini şuracığa bırakalım dedik:

Gelelim Midsommar’a… (“Bir türlü gelemedin” dediğinizi duyar gibiyim.)

Yönetmeninden sonra bir de oyuncularından bahsedelim. Film hakkında düşünürken ”birazcık” şüphe ettiğim tek konu buydu. Çünkü filmi hem izlerken hem de izledikten sonra “Acaba hikaye ve kurgu oyuncuları taşımış mı” diye düşünmeden duramadım. Çünkü zaten ortada çok ciddi tasarlanmış, en ince ayrıntısına kadar kurgulanmış bir eser varken ve bu eser çok ciddi bir oyunculuk içermezken bunu düşünmemek bence elde değil.

Prodüksiyon ve kostüm tasarımına diyecek hiçbir şey bulamıyorum. Resmen şaheserler yaratılmış bence. Zaten bu filmin genel formülü “görüntü + kurgu + ortam = midsommar” olmalı. Bu üçünün birbirini kusursuzca tamamlamaları bence bu filmi özellikle izlenmeye değer yapan kısım zaten. Bu arada prodüksiyon ve kostüm demişken, filmdeki dekorların benzersizliği (ve garipliği) de özellikle dikkat edilmesi gereken konulardan…

Filmdeki sesler ise EF-SA-NE… Hem ses hem müzik de olarak ayrı ayrı göklere çıkarılmayı hak ediyor.  Olay ve ortamların ilginçliğine bağlı olarak seçilen müzikler (veya sesler) o kadar iyi bir etki yaratıyor ki siz görüntülerden dolayı sanatta boğulurken bir de derinlere çekilmeye başlıyorsunuz. (Metafora bak be…)

Kurgunun yaratıcılığı bir yana, anlatılan hikayenin en küçük ayrıntıya kadar düşünülmüş olması sayesinde filmde hiç boş yer bırakılmıyor; hiçbir olay film esnasında cevapsız kalmıyor. Cevapsız kalabilen soruları ise sonrasında şöyle bir araştırıp öğrenince hayranlıkla tezahürat ederken buluyorsunuz kendinizi.

Spoiler vermemek adına, genel hatlarıyla geçip önünüze bırakıyoruz filmi. Biraz taraflı yazdığımı fark etmişsinizdir; çünkü bence kafadan üç Oscar adaylığı falan gerekiyor. Ama şimdi büyük konuşmayalım, Akademi sevmez böyle filmleri…

Yalnız son olarak küçük bir uyarı yapmak gerekirse, filmdeki bazı sahnelerin ”bazı kişiler” için uygun olmayacağını hatırlatır, gideceğiniz kişiyi doğru seçmenizi öneririz…

https://giphy.com/gifs/a24-midsommar-jRwB0oosqEplHmCwsq/links