Post-apokaliptik bir masal: Peri, Ağzı Olmayan Kız

Peri ve tayfanın hikayesini, filmin yönetmeni Can Evrenol’dan dinliyoruz.

İnsan zihninin en karanlık köşelerine kadar kazınabilen bir etkisi var Can Evrenol filmlerinin. Bir kere gördünüz mü bir daha unutmayacağınız o sahneler sadece korkuyu değil, varolduğundan haberdar olmadığınız başka pek çok hissi de tetikleyebilecek kadar güçlü. Kısa filmlerinin ardından Baskın ve Housewife gibi uzun metrajlı filmlerini izlediyseniz, ne demek istediğimizi (o sahneler eşliğinde) anlamışsınızdır muhtemelen.

Korku türündeki filmleriyle sadece Türkiye’de değil, uluslararası festivallerde de ses getiren bir yönetmenden bahsediyoruz. Haliyle, yeni filmi Peri, Ağzı Olmayan Kız’ı Başka Sinema Ayvalık Film Festivali kapsamında izlemek için salondaki yerimizi aldığımızda göreceklerimizden dolayı çokça tedirgin ve her şeye hazır, garip bir heyecanla beklemeye koyulduk. Peri, Ağzı Olmayan Kız, aslında geçen haftalarda !f Bağımsız Filmler Festivali’nde de izleyiciyle buluşmuştu ama sürprizi kaçırmamak adına hakkında çıkan hiçbir yazıya/yoruma göz atmadan geçtik başına. Ve beklemediğimiz bir yerden vurulduk…

Can Evrenol’un filmografisinde karşımıza çıkmış diğer filmlerden çok farklı, gerçeğe yakın bir distopyada, masalsı bir evrende geçiyor Peri, Ağzı Olmayan Kız. Evet, dört çocuğun başrolde olduğu bir hikaye bu; o diken üstünde beklediğimiz yüksek gerilimli, +18 kıvamındaki şiddetli sahneler Peri’nin maceralarında yok. Ama yine de bu sizi yanıltmasın, arka plandaki hikaye oldukça karanlık.

Tadını kaçırmayacak, spoiler’lara geçit vermeyecek şekilde kısaca anlatalım: Fantastik bir dünyada geçen hikaye, karantina altına alınmış bir kasabada, Perihan ve babasının günlük yaşamlarını anlatarak başlıyor. Büyük bir savaşın yaşandığını ve on yıl önce, kasaba yakınlarındaki bir santralde büyük bir patlama olduğunu öğreniyoruz. Perihan ve babası ise insanlardan uzak, saklanarak yaşamaya devam ediyorlar. Hatta babası Perihan’a, başka insanlarla karşılaştığı anda hemen kaçmasını tembihliyor. Ve daha ilk sahnelerden görüyoruz ki Perihan’ın ağzı yok, yüzünü bir kumaş parçasıyla gizliyor.

Tabii bu görece sakin yaşamları çok uzun sürmüyor ve Peri evini bırakıp orman içinde kaçmaya başlıyor. Yolda ise yine kendisi gibi uzuvları olmayan diğer çocuklarla karşılaşıyor; Kaptan, Yusuf ve Porsuk. Kendileri gibi çocukların peşine düşen avcılardan kaçarlarken bir taraftan da anlatılan hikayelerden duydukları yitik şehri aramaya koyulan bu dört arkadaş (filmde kendilerine ‘tayfa’ diyorlar) kendilerini avcılar, zombiler ve yapayalnız kaldıkları bu dünyayla baş etmeye çalışırken bulurlar.

image2

Az önce dediğimiz gibi, ‘gerçeğe yakın’ distopik kurgusuyla oldukça karanlık bir atmosfere sahip olsa da sadakat ve sevgiyle pekişen dostluk hikayesi insana iyi geliyor. Kusursuzca yazılmış diyalogları, hiçbir detayın atlanmadığı kostümleri ve tüm bunları zirveye çıkaran oyunculuklarıyla Başka Sinema Ayvalık Film Festivali’nin en güzel sürprizlerinden biri oldu Peri ve tayfanın maceraları. Aklımızdakileri bir de filmin yönetmeni Can Evrenol’la konuştuk.

Biraz başa dönelim mi: Hikayeyi kurgulamaya nasıl başladın? Hangi fikirden yola çıktın, ilk neler şekillendi zihninde?

Cem Özüduru’nun Perihan adlı kısa hikayesinden yola çıktık. Cem’in aynı adla, çizgi roman olarak yayınladığı bu hikayedeki ağzı olmayan küçük kız fikrine hayran olmuştuk. Bu fikir üzerinden ilerleyerek bir çocuk macera filmi yapmak istedim; çocukluktan beri hayalimdi. Yer yer naif ve karanlık, soğuk bir masal olsun istedim.

Filmi izlemeden önce hissini bozmamak için hakkında hiçbir şey okuyup araştırmamıştım. O yüzden arkadaşlığın öne çıktığı, masalsı bir hikayeyle karşılaşınca biraz şaşırdım. Önceki filmlerinden alışkanlıkla her sahnede beni aşırı korkutacak ve zihnimden bir daha asla çıkmayacak bir görüntüyle karşılaşmayı bekliyordum 🙂 Anlatım tarzındaki bu yumuşamanın sebebini merak ettim, çocuksu bir macera anlatmaya nasıl karar verdin?

Farklı türler denemek istiyor insan. Ama bu farklı türleri denerken de yine tezat içerik ve anlatımları karıştırma heyecanımdan geri kalmadım. O yüzden hem çocuksu hem de B movie veya arthouse diyebileceğimiz bir tarz yakalamaya çalışmak beni çok heyecanlandırdı.

Bu arada ‘masalsı’, ‘çocuksu’ deyip durdum ama hikayenin arka planı oldukça sertti. Distopyaların gerçeğe en yakın olduğu yerde duruyoruz çünkü. Hem yitik şehirde olup bitenlere benzer olaylar yaşandı dünya tarihinde de. Perihan ve tayfanın yaşadığı bu dünyayı kurgularken aklında neler vardı?

Filistin ile Peter Pan arası bir şeyler…

Aslında tüm filmlerinde incelikle kurgulanmış karakterlerle karşımıza çıkıyorsun ama Peri’deki karakterler biraz daha farklı geldi bana. Sanki çizgi romanlarda görmeye alıştığımız karakterler gibiydiler. Kıyafetlerinden, ağızlarından çıkan cümlelere kadar, onların olduğu her sahne birer çizgi roman karesi gibiydi. Karakterleri nasıl tasarladınız? Ayakkabıları, saç modelleri, yemek yeme şekilleri; hepsi üzerinde çok sağlam bir çalışma vardı belli ki…

Teşekkür ederiz! Bu konuda tabii ki görüntü yönetmeni Meryem Yavuz, sanat yönetmeni Elif Domaniç, müzisyen Deniz Güngören ve senaryoyu beraber yazdığımız Kutay Ucun’un destekleri çok önemliydi. Mad Max Thunderdome, Waterworld, A Boy and His Dog, Book of Eli, Fallout gibi post-apokaliptik hikayelerden, ayrıca çocukken izleyip çok sevdiğimiz Goonies, Stand By Me, Clubhouse Detectives gibi macera filmlerinden ve Reha Erdem’in Hayat Var ve Koca Dünya filmlerinden feyz almaya çalıştık. Bütün bunların başlangıcı olarak da hem fantastik hem çocuk macera hem de post-apokaliptik türdeki çizgi roman Sweet Tooth’u söylemeliyim.

image1

Başka Sinema Ayvalık Film Festivali’ndeki gösterimden sonra, kısa bir söyleşi yaptınız; aslında orada da anlattınız ama ben bir de bizim okuyucularımız için sormak isterim: 18 gün aslında bu kadar ihtişamlı bir filmi çekmek için çok kısa bir süre. Çekim sürecinden biraz bahseder misin? Nerelerde çektiniz bu sahneleri?

İlk hafta Tekirdağ, ikinci hafta Sivas Divriği, son hafta da Şile’de yaptık çekimleri. Kupa finali bir futbol maçının son 10 dakikası gibi müthiş heyecanlı bir telaş hakimdi baştan sona… Bu telaştan güç almaya ve keyfini çıkarmaya baktık.

Filmde gerçekten çok zorlu sahneler vardı. En çok zorlandığınız ve çekerken en çok eğlendiğiniz sahneler hangileriydi? 🙂

Yangın, katırlar, motorsiklet, nehir, ağaçtan asılma, mağara, deniz, ormandaki tekne, şeytan kayalıkları, hayaletler, zombiler ve daha neler neler!

Çocuk oyuncularla ilk kez çalışmıyorsun ama başrolde birkaç çocuğun olduğu ilk filmin bu. Söyleşi sırasında çok güçlü bir diyaloğunuz var gibi gözüküyordu 🙂 Bir yönetmen olarak farklı bir metodun oluyor mu genç oyuncularla çalışırken? Setteki iletişim ve dostluğu nasıl sağlıyorsunuz?

Aslında kısa filmlerimin hemen hepsinde başrolde bir çocuk var. O yüzden alışık olduğum bir histi. Bazen ben de onlarla çocuk oldum, bazen onlar benimle birlikte filmi sırtlarında taşıdılar, gül gibi geçinip gittik. Tek bir küslük veya kavga olmadı. Dördünü de inanılmaz seviyorum. Filmi her izlediğimde sonunda gözlerim doluyor hâlâ…

Peri, Ağzı Olmayan Kız’la ilgili en sık duyduğum yorumlardan biri, ’Türkiye’de alışık olmadığımız tarzda’ bir film olduğuydu. Bu aslında senin diğer filmlerin için de geçerli… Sahiden neden hep aynı türde filmlerin peşinden gidiliyor bu ülkede? Sen izleyiciyle bir araya geldiğinde nasıl yorumlar alıyorsun?

Harika yorumlar alıyoruz. Çok duygulanan ve eğlenenler oluyor. Ama bu garip masal ile bağlantı kuramayıp dışarda kalan izleyiciler de oluyor tabii. Ama bu riski almadan farklı şeylerin peşinden gitmek çok zor.

Bizim sinemamızdaki en iyi yönetmenlerin biçim olarak çok benzer işler yapmalarının belli bir sebebi var. Defalarca maddi-manevi travmalar geçirmiş bir yakın tarihimiz var. Bu her konuya yansıyor. Bizi daha sakin ve ağırbaşlı olmaya itiyor. Ama son zamanlarda bunun kırılmaya ve çeşitlenmeye başladığını görüyoruz. Farklı işlerdeki kalitenin de zamanla artacağına eminim.

image3

Filmlerindeki bazı detaylar, senin ayrıca çok iyi bir film izleyicisi olduğunun da işaretlerini veriyor 🙂 Çalışırken ve ilhamlarını toplarken nelerden etkileniyorsun ve nasıl bir yol izliyorsun?

Her şeyden 🙂 Deep Turkish Web’den tutun, Perihan Maden’e kadar…

Distopyalardan bahsetmişken; şu krizler çağında sen geleceği nasıl görüyorsun? Peri ve tayfanın yaşadığı evrene ne kadar yakınız?

Eskiden Mad Max, değilse de Blade Runner gibi dönemler yaşayalım diye garip bir heyecanım vardı. Korkusuzca. Şimdilerde yaşım büyüdüğünden mi yoksa oğlum olduğu için midir bilmiyorum ama hiç istemiyorum. Onlar filmlerde kalsın, biz gül gibi yaşayıp gidelim diyorum.

Festivaller bitince Peri, Ağzı Olmayan Kız da vizyona girecek. Tam vizyon tarihi belli mi?

Ocak’ta sömestır sinemalarda! Hazır olun!

Sırada başka neler var? Yakın gelecek için belli olmaya başlayan planların neler?

Şimdilik biraz reklam ve klip çekip Uzay’a bebek bezi alıyorum. Ama onun dışında birkaç yeni projem var, kenardan hazırladığım. “Çıplak” diye çok farklı bir iş var, şimdi ilk etapta TN Yapım ile çekmek üzere olduğumuz.

Çok teşekkürler tüm cevaplar için! 🙂

Ben teşekkür ederim!