Mutfakta sporcu disiplini: The Taste Türkiye yarışmasının şampiyonu Simla Çilingiroğlu ile konuştuk

Sportif ruhun, disiplinin, rekabetin mutfağa nasıl yansıdığını onu her izlediğimizde anlıyoruz. Kendini bir adım öteye taşımak uğruna gerçek bir savaşçı o. Hırslı, başarmak uğruna kendi yolundan giden ve cesur. Henüz de çok genç.

Bahsettiğimiz kişi geçtiğimiz günlerde, televizyona sıkça dadandığımız The Taste Türkiye yarışmasının şampiyonu Simla Çilingiroğlu. Eminiz bundan sonra kendisini çok daha fazla göreceğiz ama yarattığı harikaları gördükten sonra bir de biz dadanalım dedik. 

Öncelikle seni tanıyalım. Simla Çilingiroğlu kimdir?

Merhaba, kendimi yemek yapmaya tutkuyla bağlı bir aşçı fakat meslek hayatının yanında hobilerine düşkün, spora, doğaya ve doğal olan her şeye meraklı biri olarak tanımlayabilirim.

Yemekle nasıl tanıştın? Gastronomi okumaya nasıl karar verdin?

Yemek yapmaya, lezzetlerin bende bıraktığı hazzı ve mutluluğu keşfettiğimde, yani çok küçük yaşlarda başladım. Her zaman bayramlarda anneanneme önceden gider yardım ederdim. Dolayısıyla yemek konusundaki tutkum ve heyecanım beni aşçılığı meslek edinme konusunda yönlendirici oldu. Çok şanslıyım çünkü ailem her zaman destek oldu ve bu kararımın arkasında durdu. Ne yazık ki bu mesleği ailesinin engelleri yüzünden  seçmekte zorlanan birçok kişi tanıyorum. Fakat 30 yaşında bu mesleğe başlayanlar da var ve gayet başarılılar. Türk mutfağı çok değerli ve bunu dünyaya göstermemiz için gastronomi alanında enerjik, donanımlı, istekli ve yenilikleri takip eden kişilere ihtiyaç olduğunu görüyorum.

Anladığımız oldukça sportif bir kişiliğe de sahipsin. Kaykay, yoga eğitmenliği, milli rüzgar sörfçülüğünün yanında bir anda mutfaktan bizlere gülümsüyorsun. Sportif yanın mutfağına nasıl yansıyor?

Uzun seneler Türkiye’yi uluslararası müsabakalarda temsil ettim ve bunun verdiği sorumluluk bilinciyle önüme bir hedef konulduğunda ne gibi bir hazırlık sürecinden geçmem gerektiğini, psikolojik olarak kendimi nasıl hazırlayacağımı, disiplini ve azmetmeyi çok fazla deneyimledim. Sporun büyük gücü; insanın sağlığı, sosyal hayatı, iş hayatı ve psikolojisi üzerindeki olumlu etkileri kanıtlanmış. Sporun bana kattıklarını mutfakta uygulamam oldukça işime yarıyor, çünkü mutfak disiplin isteyen bir alan. İkisinde de fiziksel ve zihinsel bir çalışma olduğu için saydığım özellikler hızlı öğrenmemi ve ilerlememi sağlıyor. İkisi için de ciddi ve sabırlı olmak gerekiyor.

Bazen sporcu kişiliğimin verdiği rekabetçi ruhum ve hırslı oluşum mutfakta yanlış anlaşılabiliyor. Fakat bir süre sonra etrafımdakiler bu hırsımın kendimle ilgili olduğunu ve işe olan saygımdan kaynaklandığını anlıyorlar. Bütün bunların sporcu kişiliğimden geldiğini düşünüyorum. Pozitif etkilerini görmek ve yarışmalarda güzel neticeler almak beni çok mutlu ediyor.

The Taste Türkiye ilk yarışman değildi. Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümünü temsil ettiğiniz ve altın madalya ile döndüğünüz Laureate Culinary Cup 2018 macerasından bahsedelim mi? 

Avustralya, Brezilya, Costa Rica, Şili, Panama, Honduras, Meksika, Peru gibi dünyanın dört bir yanından gelen gastronomi okulları içinde World Association of Chefs’ Socities  (WACS) olarak bilinen dünyaca ünlü şefler tarafından değerlendirildik ve yarışmadan altın madalya ile geri döndük. Yarışmanın birkaç ay süren bir hazırlık süreci oldu. Öncelikle bu yarışamaya katılabilmek için ilk iki ay kendi okulumda yapılan ön eleme ve final yarışmalarına hazırlandım. Neticesinde Şili’ye gitmeye hak kazandım ve sonra dört ay boyunca her gün çalıştık. En zor kısım menü hazırlığıydı; çünkü Türkiye damak tadını yansıtan güçlü ve çarpıcı bir menü hedeflemiştik. Bu süreçte takım kaptanı olarak daha disiplinli ve organize olmayı öğrendim. Şeflerimiz David ve Dilistan Shipman menü oluştururken özellikle Osmanlı mutfağından, yöresel lezzetlerden ilham aldı. Kuşkonmaz, ördek, Fransız mercimeği, karides ve çilek gibi kullanılması zorunlu ürünlerle dünya ve Osmanlı mutfağının sentezini yapmış olduk

The Taste Türkiye’ye katılmaya nasıl karar verdin?

Geçtiğimiz birinci sezon heyecanla ve merakla takip edip izlemiştim. Kaliteli bir yarışma ve değerli şefler Ali Ronay, Rafet İnce, Esen Hünal, Hazer Amani yarışmada yer aldığı için onlarla aynı mutfakta olmak, bu yarışmayı deneyimlemek istedim. Yeni mezun biri olarak bilgilerimi sınamak ve kazanmaki hedefiyle başvurdum. Sonucunda birinci olmasaydım da bu kadar mutlu olurdum çünkü şeflerimizle tanışma ve bu mesleğe olan inancımı, isteğimi onlara gösterme fırsatını yakaladım. Türkiye’nin en iyi şefleriyle aynı ortamda çalıştığım için çok şanslıyım.

Yarışma boyunca en zorlandığın konu neydi?

Birbiriyle çok uyumlu olmayan ürünlerle yemek yapmamız istendiğinde ve şeflerin imza yemeklerinde oldukça zorlandım. Hem teknik ortaya koymamız hem de yemeklerimizin yaratıcı, farklı ve lezzetli olması gerekiyor ve bunu zamana karşı yapmak en zor kısımlardan biriydi.

Final yemeğin olan safranlı beurre blanc sos ve pastırmalı, karidesli taze makarna yanında nane aromalı bezelye püresiydi. Açıkçası oldukça iddialı ve şaşırtıcı bir tabak. Bu tabağı hazırlarken ilham kaynağın neydi?

Şeflerimizin en başından beri üzerinde durdukları konu protein, karbonhidrat veya ürünlerin dengesi oldu. Sonrasında katmanlardan söz edildi. Daha birçok önemli kısımlar vardı elbette ama etapların genelinde en çok bu konular ön plandaydı. Bu şekilde inceleyecek olursak tabağımda karbonhidrat olarak yumuşak dokusuyla taze makarna ve protein olarak kıvamında pişmiş karides, ikisini bir araya getiren bir sos, geriden gelen bezelye püresi ve en son pastırma cipsi ile şeflerin istediği bütün katmanları sağladığımı düşünüyorum. Bizden finalin üçüncü etabında kendi imza yemeğimizi yapmamızı istediler, ben de en iyi bildiğim yemeği yaptım. 

Şef Ali Ronay’dan öğrendiğin en unutulmaz şey?

Duruşu ve ciddiyetinden ötürü çok saygı duyduğum, mizah anlayışıyla sizi yer yer güldüren, bilgili, yenilikçi ve vizyonuyla bana ilham veren bir şef Ali Ronay. Bence ödüller, en pestijli işler vs. hayatımızdan gelip geçebilir ama iyi bir insan, iyi bir şef olmak ve hafızalarda yer etmek paha biçilemez. Kendisinden mutfakta çokça teknik öğrendim fakat en çok bende yer eden, kişiliği ve nasıl şef olunduğunu görmek oldu.

Yemek yaparken ilham aldığın bir şef var mı?

Sosyal mecralar sayesinde artık dünyanın her yerinden şefleri takip edebilmek mümkün. Mesela Grant Achatz, Thomas Keller, Massimo Bottura gibi herkesin bildiği şefleri elbette takip ediyorum. Fakat yemeği farklı alanlarla birleştiren şefleri de arıyorum, mesela Guy Turland. Avustralya’nın en iyi restaurantlarında çalışmış, sörfçü, serbest dalgıç, eğitimli bir şef. Kendisi pratik ve sağlıklı tarifler üreten, sürdürülebilirlik konusuna meraklı biri.

Peki ya mutfak kültürü?

Öncelikle kendi yemek kültürümüz bana ilham veriyor çünkü zeytinyağlısından kebabına çok geniş bir alana sahip. Ayrıca dünyadaki bütün yenilikleri ve kültürleri takip ediyorum. Son zamanlarda işlenmemiş, sağlıklı reçeteler oluşturmayı çok seviyorum o yüzden Ella Mills, Ellie Bullen de ilham aldığım kişiler arasında.

Sence en iyi yaptığın yemek hangisi?

Ragu dediğimiz, pişimi saatler süren et ve zengin, aromatik bir sos ile taze makarna, Fransız brioche ekmeği, sufle en sevdiklerim ama vejetaryen yemekler yapmayı da çok seviyorum. Hatta evde kendime yemek yaparken farklı denemelerim oluyor. Balkabağından spaghetti ve mercimekten bolonez sos yapmıştım, oldukça lezzetliydi.

Peki ya en sevdiğin yemek?

Sanki bir yemeği daha çok sevsem diğerlerine haksızlık olucak gibi geliyor. Yemek ayırt etmiyorum, tatlıya düşkün biriyim ama gerçekten sadece bir tane söylemek çok zor!

Türkiye’de gastronomi alanında bir şey değiştirmek istersen neyi değiştirmek istersin?

Önyargıları kırmak… Herkesin alışık olduğu bir yemek zevki var ve bir şeyi değiştirmek istesem bu kesinlikle insanların biraz daha farklı tatlara şans vermesini sağlamaya yönelik olurdu.

Şimdi sırada ne var? Hayallerin, planların, projelerin neler?

Şu anda yüksek lisans yapıyorum. Akademik olarak gelişmeye devam ederken sektörde çalışmaya başlayacağım. Bazı yurt dışı planlarım var. Genç yaşlarımda farklı kültürler tanımak ve iyi şeflerin yanında çalışmak, tecrübe edinmek istiyorum. Türk mutfağını iyi tanımak ve temsil etmek istiyorum.