Modern bir aile tragedyası: Succession

HBO’nun sessiz ve derinden ilerleyen harikalarından biri Succession. Drama ve komedi arasındaki hızlı geçişleri arıza bir aile hikayesini anlatan bu diziyi özgün bir yere taşıyor. Oyunculukları, müzikleri ve dinamik diyaloglarıyla daha ilk sahneden izleyenin zihnini teslim alan Succession yer yer kalbinizi sıkıştırabilir. Ama olsun, sıra dışı anlatım tarzıyla o sahnelerde de zevk verebiliyor izleyene.   

İnce ince göndermelerle güçlendirilmiş diyalogları ve izleyenin vicdanını ezen sahneleriyle en az Game of Thrones kadar acımasız bir dizi Succession. Hatta öyle kıyım sahneleri var ki, Red Wedding’e taş çıkarır. Ama yanlış anlaşılmasın, ortalıkta kan gövdeyi götürmüyor… Yani gerçek anlamda. Daha çok sözlü bir kıyım söz konusu. Karakterler sözleri, hareketleri ve seçimleriyle birbirlerini alt etmeye çalışıyor.

Hem öylesine yolları kesişmiş karakterlerden de bahsetmiyoruz. Aile bunlar. Sert, dediğim dedik, çoğu zaman sevgisiz ve politik olarak aşırı ”incorrect” bir baba ve onun heybetli gölgesinin altında yetişen dört çocuktan oluşan bir aile.

Evet, her çekirdek aile biraz sorunludur. Baba figürünün bu kadar ezici olmasına da gerek yok hem, en sevgi dolu evlerde bile aile içi dinamikler gereği bir noktada bireyler birbirlerine büyük sıkıntılar vermeye başlayabiliyor. Kızının her yaptığını eleştiren anne, küçük kardeşini kıskanan abi, kendisini kısıtladığı için anne-babasına kızan ergen, çocuğuna ”doğru düzgün bir işe gir hayatını kur” diye dırdır yapan baba, hayatı aileyi zora sokmak üzerine kurulu olan küçük kardeş… Çekirdek ailenin günlük yaşantısını şenlendiren o kapı çarpmalı, bağrışmalı tartışmaların orta yerinde olan figürler bunlar. Yalnız her aileye farklı bir versiyonu düşebiliyor işte.

Succession’da da bu ”sıradan” dinamikler hakim ama dizinin merkezindeki Roy ailesi içindeki sıkıntılar çok başka bir boyuta taşınıyor. Çünkü işin içinde para var. Aklımızın alamayacağı bir para. (Para gözümü boyamış resmen…) Bir de tüm dünyaya hükmeden bir holdingin başına geçme hırsı. Para ve iktidar savaşının olduğu yerde huzur olmaz tabii ki. O bol kavgalı çekirdek aile dinamikleri burada ailenin bankadaki dolarlarıyla çarpılıyor, yakıcı hırslarla pekişiyor, babaya karşı dile getirelememiş öfkeyle alevleniyor… Yaşananları siz düşünün! Ama gariptir ki yine birbirleriyle baş başa kalıyorlar. Snobluktan ziyade, bu korkunç karakterlerine kendilerinden başka kimsenin dayanamayacak olmasından ötürü muhtemelen.

HBO’nun hayatımıza kattığı esaslı dramalardan biri Succession. Yeni bir dizi değil ama yaz döneminde yayınlandığından ötürü olsa gerek, popülerliği yavaş ve sessiz adımlarla yayıldı. Waystar Royco adlı DEV bir medya holdinginin kurucusu olan Logan Roy (ABD ve medya; tüm dünyaya seslendiklerini söylemeye gerek yok herhalde), holdingi yönetme işini çocukları Siobhan, Kendall ve Roman’a devretme planları yapmaktadır. Aslında dört çocuğu var: En büyük oğlu olan Connor, elini eteğini çekmiş ama bu işlerden. O daha farklı hırslar ve zevkler peşinde koşuyor. Holding işlerine bulaşmak gibi bir niyeti olmadığını da sıkça dile getiriyor.

Evet, Logan Roy holdingde çocuklarından birini başa geçirmek istiyor ama hiçbirine de söz hakkı tanımıyor. Şirketi yoktan var eden kişi o olduğu için, kendisinin her şeyin en doğrusunu bildiğini iddia ediyor; kimsenin fikrini sallamıyor. Çocuklarını dinlememe sebeplerinin başında bu var; kendi egosununun içine gömülmüş bir kere.

Ama çocukları da çoğu zaman onu haklı çıkarıyor: Olmayacak kararları, raydan çıkmış kişilikleri (ki aslında bunun en büyük suçlusu babaları) ve gözlerini karartan hırsları (babalarının gözüne girme isteği sadece holdingi yönetmek için değil tabii, sevgisizliğinden ötürü gözlerinde iyice büyüttükleri bu adamın takdirini almak onlar için başarının en büyüğü) yüzünden korkunç hatalar yapıyorlar. İzleyeni bile isyan ettiriyorlar.

Aslına bakarsanız bu genel hatlarıyla alışılmadık bir hikaye değil, Succession’da izlediğimiz. Klasik bir aile draması hatta. Hem bu gözler ne entrikalar gördü… (Türk televizyonlarına teşekkürlerimizle…) Diziyi asıl zirveye taşıyan, bu hikayenin anlatılma şekli elbette. Heybetli diyalogları (birbirlerine küfrederken bile şiir gibi konuşuyorlar; her bir cümlenin üzerine makale yazılır), küçücük mimikler ve jestlerle güçlenen oyunculukları (kimi zaman karakterlerin yapısı gereği abartılı bile olabiliyor, doğallıktan kaçmasa da) ve sahnelerin detaycı kurgusuyla neredeyse teatral bir yapısı var dizinin. İzlerken garip bir zevk veriyor. En ”Yok artık daha neler” dedirten anlarda bile…

Absürtlüğü ise en büyük güçlerinden biri dizinin. ”Yok artık daha neler” dedirten sahnelerin yapı taşı bu absürtlük. Gerilim yükseldiğinde bile aşırı saçma bir durumun yaşanmasıyla kendinizi gülme krizine girerken bulabiliyorsunuz. Histen hise savrulurken sinirleriniz iyice laçka oluyor tabii… Coşup ayakta alkışlayacak hale gelebilirsiniz.

Şimdi bir de kişilere saygı duruşunda bulunalım:

Dizinin yaratıcısı Jesse Armstrong: En sıkı iş birlikçileri Sam Bain ve Andrew O’Connor ile birlikte pek çok ‘acıklı’ komediye imza atmış bir yazar Jesse Armstrong. Adını tüm dünyaya duyuran işi ise Peep Show.

Peep Show. İlk anda bakınca Succession’la kesişen hiçbir noktası olmadığını düşünebilirsiniz ama ikisinin de o yüce absürtlüklerini ve iğnelemelerini düşünün… Aynı zihinden çıktıkları çok belli. Bir de tabii bu absürtlüğü pekiştiren kamera oyunları var. Sanki milletin özel hayatını dikizliyormuşuz hissini veren, belgesel vari çekimler zaten PEEP Show’un temellerini oluşturuyor. Succession’da daha sakin bir şekilde hareket ediyor kamera ama o garip hissi yaratmayı da başarıyor.

Bu arada düşününce, Peep Show da Succession kadar sık ”Yok artık daha neler” dedirtiyor izleyene. Of, düpedüz delilik.

Logan Roy’u canlandıran Brian Cox: Malumunuz kendisi Succession’daki bu baba rolüyle Drama dalında En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı, 77. Altın Küre Ödül Töreni’nde. İskoç oyuncu Royal Shakespeare Company ile sahne almaya devam ediyor. Ve her zaman dediğim üzere, sahnede Shakespeare oynamış adamın hali de başka oluyor. Dizideki tüm oyunculuklar aşırı başarılı olsa da Logan Roy sahneye çıktığında biz de titriyoruz. Sanki birazdan bizi de sözleri ve bakışlarıyla dümdüz edecek gibi. O her türlü histen yoksun gibi davranan ama iş celallenmeye geldi mi de sınır tanımayan adamı zaafları ve başarılarıyla öyle iyi canlandırıyor ki… Son derece rahatsız edici bir karakter olsa da sırf Brian Cox’un nasıl döktürdüğünü görmek için hemen onun olduğu sahneler çıksın diye beklerken buluyor insan kendini. Adam oynamıyor, resmen yaşıyor yahu!

Giriş müziklerinin bestecisi Nicholas Britell: HBO ve o efsane dizi açılışları… Televizyon tarihine nice kült dizi kazandıran bu kanalın bence özellikle üzerinde durulması gereken özelliklerinden biri, dizi açılışları konusunda her daim çok özenli davranması. Dijital platformlar artık bu dizi jeneriklerini kısa kesiyor. Hatta ”Girişi atla” seçeneği koyuyorlar. Binge watch’un süratli akışı içerisinde vakit kaybı diye herhalde. Oysa bir diziyi kült yapan taraflarından biridir jenerik.

Succession’ın efsane açılışını zihne kazıyan müziği ise, çok kötü olsaydı bile diziyi izlettirirdi; sırf o şarkıyı dinleyebilmek için.

Dizinin coşkulu ihtiraslarına da çok yakışan bir parça…

Nicholas Britell’in müzikleriyle başka film ve dizilerde de yollarınız kesişmiş olabilir. Zira bestelerini yaptığı yapımların listesi şöyle: The King (Evet, Netflix yapımı olan), Vice, Battle of Sexes, Moonlight, 12 Years A Slave, The Big Short ve daha niceleri…

Succession’ın açılışında ise klasik enstrümanlar ile hareketli beat’leri bir araya getiriyor, nefis bir karışım ortaya çıkarıyor. Of ya üçüncü sezonu bekleyeceğiz ya da şarkıyla gaza gelip iki sezonu baştan sona tekrar gömeceğiz.

succession

İkinci sezonu, dizinin en çok itilmiş kakılmış karakterlerinden biri olan Kendall’ın beklenmedik ve aşırı gösterişli çıkışıyla kapatmıştık. Tadı damağımızda kaldı. Çok da iyi bir hareketti yaptığı. Oh olsun herkese. Gerçi düşük zekalı hareketleriyle sinirlerimizi çok hoplattı Kendall ama yürekli davrandı bu sefer. Yüzüne gözüne bulaştırmaz umarız yine.

Dizi yaz dizisi demiştik. Üçüncü sezonun yayın tarihi henüz kesinleşmemiş olsa da Ağustos için kendimizi hazırlamaya başlayabiliriz.