Seri katillerin peşine düşen Netflix dizisi Mindhunter iptal edilebilir (ama edilmeyebilir de)

Netflix’in seri katillerin zihnindekileri anlamanın peşine düşen dizisi Mindhunter, iki sezonun ardından, belirsiz bir süreliğine ‘beklemeye’ alındı. Yani iptal de değil… Belli ki onlar da karar veremedi ne yapacaklarına. Gergin bekleyiş sürüyor…

-Azıcık spoiler var.-

‘Seri katil’ diye bir tanımlamanın henüz olmadığı bir dönemde başlıyordu Mindhunter. 70’lerin sonundayız. Peş peşe bir sürü cinayet işleyen katiller var ama bu durumun genellenebilir psikolojik bir soruna işaret ettiğini fark eden henüz yok. (‘Psikolojik sorun’ tamlaması burada ne kadar hafif kaldı değil mi?) Aynı katil, tekrar tekrar bir sürü cinayet işliyor ama altında ne tür sebepler var? Bu katiller hangi konularda birbirine benziyor, hangi konularda ayrışıyor? Cinayet işleme sebepleri ne? Nasıl bir döngü izliyorlar? İşte bu noktada, lugatımıza ‘seri katil’ ifadesini sokacak iki FBI ajanı devreye giriyor ve bu soruların peşinde, tüm ABD’yi boydan boya kat etmeye başlıyorlar. Bu ünlü katillerin olduğu hapishanelere gidiyorlar, onlarla baş başa ürkütücü görüşmeler yapıyorlar.

Gerilim dozu en çok buralarda artıyor. Çünkü karşılarında su katılmamış psikopatlıkta katiller var ve onlarla aynı odada, kelepçesiz, zincirsiz, son derece kişisel sayılabilecek konularda muhabbetlere giriyorlar. Zaten genç bıçkın FBI ajanımız Holden Ford bu gözü karalığı yüzünden ilk sezonun sonunda ayvayı yiyordu. Aynı evde, aynı akşam sekiz hemşireyi öldüren Richard Speck’le hastanedeki konuşmaları sırasında feci şekilde ödü patlayan Holden (adam kendisini bağlayan zincirleri etkisiz hale getirebilecek kadar iri ve psikopat, teneke kutu gibi eziverir elinde Holden’ı) oracıkta panik atak geçiriyordu. (Bu hemşire cinayetlerini belki American Horror Story’nin ilk sezonundan hatırlayabilirsiniz ama sıkça işlenen bir konu zaten. Wikipedia’dan okurken bile insanın tüyleri diken diken oluyor.)

Dizinin ikinci sezonu da tam da buradan itibaren anlatmaya başlamıştı hikayeyi ve birinci sezona göre çok daha güçlü bir anlatıma sahipti. Artık karakterler gözümüzün önünde şekillenmişti ve bu seri katillerin paralelinde, bağımsız iki majör hikaye daha anlatmıştı. Hatta bu hikayelerden biri henüz tamamlanmış da değildi. İlk sezondan bu yana, gözümüzün önünde büyüyen ve şekillenen bir hikaye izliyorduk arka planda. Bir seri katilin zirveye çıkışını gösteren ufak ufak anlardı bunlar. Tam bu gördüklerimizin ne olduğunu anlayacaktık ki, ikinci sezon bitti.

Mindhunter’ın daha ilk çıktığı andan itibaren dikkat çekmesinin en büyük sebebi arkasında David Fincher’ın olmasıydı muhtemelen. ”David Fincher’ın yapımcılığını yaptığı dizi” diye lanse edilmişti. İlk bölümünü de Fincher yönetmişti. Hatta yapımcılar arasında Charlize Theron da vardı.

Zamanla hızını alan ve sadık bir izleyici kitlesi yaratan Mindhunter’ın devam edip etmeyeceğine dair bazı soru işaretleri düştü en son gündeme. TV Guide’ın açıklamasına göre dizinin üç başrol oyuncusu Holt McCallany, Jonathan Groff ve Anna Torv’un (evet, o da var ekipte, iki ajanımıza destek olmak için gelen bir akademisyen) geçtiğimiz haftalarda biten sözleşmeleri yenilenmemiş. Ayrıca üçüncü sezonun çekimlerine başlanacağına dair hiçbir haber veya gelişme yok.

Dizinin reytingleri düştüğü için diyemeyiz, zira ikinci sezon, birinciye göre daha çok ilgi görmüş ve izlenmişti. Yorumlar da fena değildi.

Netflix tarafından yapılan bir açıklamaya göre ise, David Fincher şu anda başka projelerle uğraştığı için (Netflix için çekeceği yeni filmi Mank ve Love, Death & Robots’ın ikinci sezonu üzerine yoğunlaşmış) Mindhunter’ı şimdilik askıya almış. Elbet bir gün geri dönebilirmiş ama o gün ne gün olur, belli değilmiş…

Hmm, pek ikna edici bir açıklama olmamış ama…

Bu arada tabii, izleyici tarafında merak, isyan ve tutku ateşini alevlendirmek için güzel bir strateji de olabilir bu; ”dizinizi elinizden alıyoruz” gibi hayranları tek yürek olacak bir şekilde isyan ettirmek, sonra da yeni sezonu hediye etmek büyük coşku yaratabilir. (Ya da bu tamamen bizim fesatlığımız da olabilir.)

Neyse belki de hikayenin daha nereye gidebileceğini bilemediler. Neticede seri katil profili çözülmedi mi: Beyaz, erkek, genç ve psikopat?