Ve yeni Wes Anderson filmi The French Dispatch’ten ilk fragman

Önce her penceresinden farklı bir karakterin baktığı posteri, ardından bu posterin kafamızda canlandırdığı fikirleri gerçeğe dönüştüren görselleri ve son olarak da kalp atışlarımızı hızlandıran fragmanı geldi… İşte karşımızda The French Dispatch ve hakkında bilmemiz gereken her şey!

Merakla beklenen ve bu sırada hakkında, masum izleyicinin saf ve temiz duygularıyla oynayan pek çok söylentinin çıktığı (yok güya, dört küsur saat falan olacaktı) yeni Wes Anderson filmine dair, yürek yakan bilgiler gelmeye devam ediyor. Tabii her biri ayrı güzellikteki görseller eşliğinde.

Önce filmin arşivi düşmüştü gündemin orta yerine. Şuna bakın…

the french dispatch

Üstündeki isimlere ve onların efsane çizimlerine kendimizi kaptırmadan önce küçük bir açıklamayla lafa girelim. Gördüğünüz gibi poster, bir tür dergi kapağı gibi tasarlanmış. En tepesinde yayın bilgileri ve fiyatı yazıyor. Javi Aznarez’in illüstrasyonlarından oluşan bu özel tasarımın bir sebebi var elbette: Film, The French Dispatch adlı bir derginin etrafında gelişen hikayeleri konu alıyor. Yani başrol aslında bizzat bu dergiye ait… Timothée Chalamet, Frances McDormand, Saoirse Ronan, Willem Dafoe, Jason Schwartzman, Bill Murray, Léa Seydoux, Kate Winslet ve Elisabeth Moss gibi isimlerin canlandırdığı karakterlerin yanında. Tilda Swinton, Christopher Waltz ve Adrian Brody de kadroya dahil.

Zaten çoğunu binanın pencerelerinden dikizleyebilirsiniz. Adrian Brody paralarını sayıyor, Timothée Chalamet küvette, Benicio Del Toro resim yapıyor, Owen Wilson nedense evde bisiklete biniyor, Léa Seydoux da kestiremiyoruz ama silahına ve copuna bakıyor; belli ki bu filmde bir polis memurunu canlandırıyor. En üst katta ise Tilda Swinton, Frances McDormand, Bill Murray ve Jeffrey Wright çok ciddi ve düşünceliler. Belli ki bir işle meşguller. Galiba derginin ofisi tam da burası.

Posterin ana tasarımını The New Yorker’ın 1946 tarihli bir kapağına benzetenler de var ki, hiç de haksız bir benzetme sayılmaz bu da.

Bu posterden ilhamla, Jacques Tati’nin 1950’ler Paris’inde geçen, estetiği yüksek filmi Mon Oncle’a selam çakan yorumlara da rastlamak mümkün. Evet, iki film de 50’li yıllarda ve Fransa’da geçtiği için çağrışımlar kaçınılmaz ama iki yönetmenin de stilleri bambaşka elbette. En büyük ortak noktaları ise ikisinin de anlatım tarzları ve estetik anlayışlarıyla daha ilk andan izleyicinin zihnine kazınacak güçte olmaları.

Posterin ardından ise filmden tadımlık ilk görseller de yayınlanmış bulunuyor.

Heyecanınız arttıysa size bir de henüz pek taze olan fragmanı takdim edelim.

Yine de heyecanınıza çok kaptırmayın kendinizi; filmin kendisi için 24 Temmuz’a kadar beklemek gerekecek.