Politika, Z kuşağı ve Londra: Thurston Moore ile İstanbul konseri öncesi bir röportaj

Sonic Youth’un kurucularından Thurston Moore 21 Şubat akşamı Salon İKSV sahnesinde olacak. Konser öncesinde yeni albümü Spirit Counsel’dan politikaya oradan da Londra’daki Selda Bağcan konserine uzanan bir röportajda yollarımız kesişti.

Bundan tam 40 yıl önce rock müzik sahnesinin orta yerine bir grup düştü: Sonic Youth. Öyle bir gürültü kopardı ki etkisi bugün bile devam ediyor; kendisinden çok sonra gelen jenerasyonlar üzerinde bile. Rock müziği melodik ve eğlenceli olduğu yerden çıkarıp çok daha deneysel bir yere taşımışlar, gürültünün ne kadar şiirsel olabileceğini herkese kanıtlamışlardı. Hele ki indie rock’ın kendilerine olan borcu sonsuz.

Ama tabii 40 yıl diyoruz; müzikal anlamda etkileri baki kalsa da grup tarafında çok şey değişti. Bir daha asla bir araya gelemecek şekilde yolları ayrıldı mesela (bu noktada magazine gireceğimizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz), hepsi solo üretimlerine ve farklı projelere yönlendiler. Hayranları için üzücü ama tesellisi olmayan bir durum değil neyse ki; zira hepsi ful fors üretmeye devam ediyorlar.

Thurston Moore’un son 10 yılda yaptıkları ise grubun müziğinden bağımsız olarak da övgüleri toplamayı hak ediyor. Beck’in prodüktörlüğünü yaptığı Demolished Thoughts 2011’de yayınlandığında büyük ses getirmişti. Hem hayranların hem de eleştirmenlerin tarafında… Thurston Moore’un elinde gitarların bu kadar yumuşak tınlamasına alışık değildik, gafil avlanmıştık. 2014 tarihli The Best Day, bambaşka bir yerdeydi. Sertti, yere sağlam basıyordu, gümbür gümbürdü. Rock n Roll Consciousness ise gitarlarla ince ince işlenmiş, adının hakkını veren bir rock albümüydü. Rock ile ufacık da olsa bir ilişki kuranların kalp atışlarını heyecanlandıracak tarzda.

Thurston Moore’un son albümü Spirit Counsel ise hâlâ çok taze sayılır. Geçtiğimiz Eylül ayında yayınladığı bu albümde deneyselliğin peşinde gidiyor ünlü müzisyen. Kimi zaman bir saati bulan şarkılar eşliğinde… Aslında ”şarkılar” derken, albümde yalnızca üç şarkı olduğunu belirtmemiz konseptini anlatmak açısından daha iyi olabilir.

Her şarkıda farklı bir hikaye anlatıyor Thurston Moore. Mesela Alice, Moki, Jayne sırasıyla caz ustası Alice Coltrane, müzisyen Moki Cherry ve şair Jayne Cortez’e ithaf edilmiş bir parça. Bu üç kadını bu şarkıda buluşturan ise dehalarının, yıllar boyunca kendilerinden daha ünlü eşlerinin gölgesinde kalmış olması. (Yine sırasıyla, John Coltrane, Don Cherry ve Ornette Coleman) Tamamen doğaçlamalarla ilerliyor ve bu üç kadının yaratıcı dünyalarında inişli çıkışlı bir yolculuğa çıkıyor. Bir saat üç dakika boyunca… Diğer parçalardan 8 Spring Street’i ise Thurston Moore, akıl hocası ve yol göstericisi olan ünlü besteci Glenn Branca’ya adamış. Hatta 8 Spring Street Branca’nın ev adresi…

Thurston Moore, Spirit Counsel’daki parçaları da yanına alarak 21 Şubat akşamı bir konser için Salon İKSV’de olacak. Ayrıca süper ötesi grup Konstrukt da Thurston Moore’a eşlik etmek için sahnede olacak. Birlikte doğaçlama çalacaklarını söylüyor Thurston Moore; o an orada olanların zihnine kazınacak bir performans olacak belli ki. Düşüncesi bile yeter.

thurston_moore_istanbul_konseri_röportaj-

Rock n roll’un sert seslerini takip eden The Best Day ve Rock n Roll Consciousness gibi albümlerinizin aksine, Spirit Counsel çok daha deneysel bir yerden tınlıyor. Albümün ortaya çıkış sürecinden bahsedebilir misiniz?

The Best Day gruptaki İngiliz üyeler Deb Googe (kendisi My Bloody Valentine’da da basları çalıyor) ve gitarist James Sedwards ile kaydettiğimiz ilk albümdü. Londra’da vakit geçirmeye yeni yeni başlamıştım ve benim için gerçekten heyecan verici bir dönemdi. Sanırım şarkılara da yansıdı bu.

Rock n Roll Consciousness albümünü de muhteşem bir kilisede kaydettik. Kilisenin içindekiler şarkılara da dokunmuş gibiydi. Spirit Counsel için stüdyoya girdiğimizde ise birkaç yıldır birlikte çalışan ve turneye çıkan bir ekip olmuştuk artık o yüzden bu albümün şimdiye kadarki en iyi kaydımız olduğunu düşünüyorum. Kolektif ruhumuzu temsil ediyor çünkü.

Albümdeki şarkılar klasik formata göre ‘‘biraz’’ daha uzun. 30 dakika ile bir saat arasında değişiyor parçaların süresi. Şarkıların bu yapısı nasıl şekillendi?

Spirit Counsel ile birlikte, olabildiğince evrensel bir iletişim formülü yaratmaya çalıştık, o yüzden sözlerin yerine uzun keşiflere çıktığımız müziği koyduk.

Söylediğiniz gibi, bu albümde hikayelerinizi sözler olmadan anlatıyorsunuz. Sözleri dahil etmemeye hangi aşamada karar verdiniz?

Şu aralar konuşmak, özellikle de İngilizce çok ucuz geliyor bana. O yüzden sadece müzik üzerinden konuşmak iyi oldu.

İstanbul konserinizde size KONSTRUKT da eşlik edecek. Yollarınız ilk kez kesişmiyor… Bu sefer için neler planlıyorsunuz?

Konstrukt’la sahnede doğaçlama yapmaya bayılıyorum, ki yine öyle yapacağız. İstanbullu çok özel bir topluluk. Birkaç yıl önce de birlikte çalmıştık, tekrar buluşmak için sabırsızlanıyorum.

İçinde bulunduğumuz zamanlar çok garip hakikaten. Müzik hakkında konuşuyor olsak bile her muhabbet eninde sonunda buraya geliyor: politik çalkantılar, depremler, hastalıklar… Sizce içinde bulunduğumuz bu zamandan en iyi şekilde kurtulmanın formülü ne? Umutlu mu olmalıyız yoksa gidişat fena mı?

Greta Thunberg ve Autumn Peltier bana gerçekten büyük umutlar veriyor. Çevre dostu modern mimari içinde pek çok güzelliği ve idealizmi barındırıyor. O yüzden ilham verici hikayeler sunan ve sürdürülebilirlik adına çözümler yaratan bu tür teknolojileri yakından takip ediyorum.

Z kuşağı gerçekten herkes için merak konusu: Politik konularda büyük farkındalıklara sahipler ve dijital medyanın tüm dinamiklerine de hakimler. Sizce bu yeni gençlik kültürünün topluma etkisi ne yönde olacak?

Politik anlamda olup bitenler söz konusu olduğunda şeffaflaşmanın mümkün olduğu düşünülüyor ama iktidardakiler, bilmemizi istemedikleri mevzuları örtbas etmeye ve bilgi akışını kontrol etmeye devam edecekler. Umudum ise hangi politik hareket iktidara gelirse gelsin, gençliğin her daim AKTİF olması. Telefonlarının başında şunu like’layıp bunu like’lamayayım diye takılmaktan memnun gibi duruyorlar ama bunun kimseye bir faydası yok.

Sonic Youth üzerinden aslında sizi bizzat New York’la özdeşleştirmiş gibiyiz. Şu aralar Londra’da yaşıyorsunuz. Londra ve Avrupa’nın kendine özgü kimlikleri müzikal üretimlerinize nasıl yansıyor sizce?

Londra ve New York’un benzerlikleri çok olsa da Londra’nın evim olmasını seviyorum. İş yapış ve iletişim kurma şekilleri bakımından Londra’dakilerin kendilerine has bir üslubu var. Çok daha kibarlar.

İngiliz etiketinin değerini bildiğim bir yaştayım artık. Avrupa’da özel hayatıma daha çok saygı duyulduğunu hissediyorum. Buradaki gazeteciler sanat, müzik ve kültür ve daha da önemlisi işim hakkında sorular sorma konusunda çok daha meraklı. Nedense Amerika sanatçıların kişisel ve özel hayatları hakkında daha takıntılı ve bu bazen çok kaba ve uygunsuz bir hal alabiliyor.

İstanbul da New York ve Londra gibi çokkültürlü bir şehir. Biz de bununla çok övünüyoruz aslında 🙂 Bu İstanbul’a ilk gelişiniz değil. Müzikal anlamda buraya geldiğinizde neler ilginizi çekti ve bu şehir sizde neler çağrıştırıyor?

İstanbul’a gelmeyi hep çok sevdim. İzleyiciler sıcakkanlı ve orada edindiğim dostluklar yıllar içerisinde daha da tatlı bir hal aldı. Londra’da Türklerin olduğu bir bölgede yaşıyoruz ve geçenlerde Selda bizim semtin parkında bedava bir konser verdi. Selda benim en sevdiğim müzisyenlerden biridir ve onun konserinin olması gerçekten çok özeldi benim için. İnsanlar onu çok seviyor ve hem verdiği mesajlar hem de müziği beni İstanbul müzik sahnesine aşık ediyor.