Provokatif, zihin açıcı ve risk dozu yüksek: Performans sanatçısı Ulay’ın ardından

Ulay, 76 yaşında hayatını kaybetti ama arkasında 20. yüzyılın seyrini değiştiren bir dolu iş bırakarak.

Bir odada, bir kadın ve bir erkek karşı karşıya. Kadın elinde yay, adamın elinde ise o yayın ucunda gerim gerim gerilmiş bir ok… Kadına hatta tam kalbine doğru. Neyse ki sonunun kötü bitmediğini biliyoruz da izlerken bir yandan da kendimizi telkin edebiliyoruz: ”Ok yaydan fırlamayacak, ok yaydan fırlamayacak, ok yaydan fırlamayacak” Ama ya fırlasaydı sahiden? Bunu yaşamayı ve yaşatmayı göze almış iki sanatçı var çünkü karşımızda.

Marina Abramović ile Ulay’ın her daim risk seviyesini yukarı çıkaran o performanslarından biriydi anlattığımız. Rest Energy’ydi bu performanslarının adı. Birlikte, ilişkiler üzerine toplamda 14 performansa imza atmışlardı. Evet, riskli olması izleyenlerin feci şekilde kalbini sıkıştırsa da her performans, birebir ilişki kurabileceğiniz anları ve durumları tasvir ediyordu. En somut haliyle… (Burada arabeske düşmek istemiyoruz ama en basitinden, sevdiceğin tek bir kötü sözüyle kalbine oklar saplanmış gibi hissetmenin ne demek olduğunu biliyoruz hepimiz. Neyse, yazının odağından kaymayalım.)

Marina Abramović’in tüm kallavi işleri kapsamlı bir retrospektif sergisiyle 26 Nisan’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde olacak. Haliyle Abramović’in işlerine dair hafızamız çok taze. 2010 yılında MoMA’daki The Artist is Present performansını ise gidemesek de göremesek de internetin nimetleri sayesinde neredeyse deneyimlemiş kadar olmuştuk. 2010 yılında DEV bir retrospektif sergisine yer veren MoMA’da bir masanın başına oturmuştu Marina Abramović, hiç kıpırdamadan, hiç konuşmadan. Müzenin ziyaretçileri de sırayla Abramović’in karşısına geçiyor ve tabiri caizse gözleriyle konuşuyorlardı. Hemen yanı başınızda eserlerini görebildiğiniz bir sanatçıyla böylesi bir iletişime geçtiğinizi düşünsenize… Kesinlikle garip bir mahremiyeti var. 736 saat, 30 dakika boyunca oturmuş o masada Abramović. Ve bu süre boyunca tek bir sefer hislerine yenik düşüyor; birlikte tüm o zihin açıcı işlere imza attığı, eski sevgilisi Ulay, sürpriz bir şekilde karşısına oturunca.

Beklenmedik bir şekilde, birlikte yine ilişkilere dair sağlam bir performansa imza atmışlardı. Ve bu aslında 1981 ve 1987 yılları arasında 22 kere gerçekleştirdikleri Nightsea Crossing adlı performanslarına da bir tür göndermeydi.

İkili 1976 ve 1988 yılları boyunca, ilişkileri devam ettiği sürece birlikte üretmeye devam etti. İlişkileri sonlanırken, bunu da bir sanat eserine dönüştürmenin yolunu bulmuşlardı. The Lovers adlı eserleri de bu ayrılığın tam orta yerinden çıkmıştı. İkili, Çin Seddi’nin iki ayrı ucundan birbirlerine doğru yürümeye başlamış ve tam ortada buluşup birbirlerine veda etmişlerdi.

Ulay (Uwe Laysiepen), dün kanserle upuzun mücadelesinin ardından hayatını kaybetti. Bir sanatçının ölümü, bir tür retrospektif gibi, işlerini peş peşe zihinlerde canlandırıyor. Uwe Laysiepen’in, ”Alman kimliğini kırmak” için gittiği Amsterdam’da Marina Abramović’le karşılaşması, önceleri Polaroid üzerinden anlattığı otobiyografik işlerini de farklı bir yola sokmuştu. 

İkilinin manifestosu sadece sanata değil, hayatın her alanına yayılabilecek güçte.

Sanat hayatidir: Sabit tek bir yerde yaşamadan, sürekli hareket halinde, doğrudan iletişime açık, yerel ile ilişki içerisinde, kendi seçtiği gibi, limitleri es geçerek, risk alarak, hareketin getirdiği bir enerji eşliğinde.