Panikle raflara saldırmak: Çünkü koronavirüse karşı kontrolü ele geçirmemiz lazım!

Marketlerde boşalmış raflar, evde üst üste yığılmış tuvalet kağıtları ve makarnalar… Seni bugün olmasa bile yarın bir şekilde yeneceğiz korona!

Tablo dünyanın her yerinde aynı: Boşalan rafların o umutsuzluk veren görüntüsü İstanbul, Sydney, Seattle veya Singapur fark etmeden; din, dil, ırk ayrımı yapmadan her yere yayılıyor. Kimseyi tedbirli olmak istediği için suçlayamazsınız elbette. Hele ki her gün daha kötü sonuçlar getiren bir virüs söz konusu olduğunda. Bir sonraki aşamada neler olacağını kestirmek güç. Çözüm de pek yok; kalabalık ortamlardan kaçınmamız gerektiğini feci şekilde anladık; tokalaşmayı ve yanaktan öpüşmeyi de bıraktık (sahi biz millet olarak ne çok öpüşüyormuşuz yahu, koronavirüs sayesinde daha iyi gördük). Elleri sık sık yıkıyoruz, pürelliyoruz hatta neredeyse Cif’liyoruz. Yine de dünyanın farklı ülkelerinden koronavirüs teşhisi konan insanların sayılarının giderek arttığına dair haberler gelmeye devam ediyor. Bu hain virüs daha da güçlenerek sahalara inebilir hem. O zaman ne pürel işler ne arap sabunu.

26th Annual Screen Actors Guild Awards, Arrivals, Shrine Auditorium, Los Angeles, USA - 19 Jan 2020

Tom Hanks ve Rita Wilson’a da koronavirüsü teşhisi konulmuş 🙁

İşler karıştığında ise neler olabileceğini bizzat deneyimlememiş olsak bile çok iyi biliyoruz. Evlerden çıkmaya korkuyoruz bir kere; haliyle bolca erzak depolamak lazım. Çoğu şirket home office uygulamasına geçti bile, bu bir noktada işlerin yavaşlayabileceğine ve hatta üretimin durabileceğine de bir işaret; haliyle bolca erzak depolamak lazım. Hem filmlerde neler görüyoruz; şimdilik savaş virüse karşı olabilir ama yarın öbür gün yokluktan millet birbirine girmeye başlayabilir; haliyle bolca erzak depolamak lazım. Bir de o deponun üzerine sağlam bir kilit vurmak, önünde sabah-akşam nöbet tutmak…

korona market alışveriş istila

Bu fotoğraf Nişantaşı’ndaki bir marketten. Baklagiller süpürülmüş…

En sakin insanın kalbinde bile kalbinde yeşerdi bu panik. Hem de gariptir, daha önce bilmediğimiz türden bir panik bu. Panik seviyesi yüksek olanlar daha haftalar öncesinden aldılar maskelerini ve alkollü pürellerini. İşin bu seviyesinde ise erzak depolama vakti geldi. CNBC’nin web sitesinde yayınlanan bir haberde University of the Arts London’da tüketici psikolojisi üzerine araştırmalar yapan Paul Marsden’ın görüşüne yer verilmiş. ”Bunun cevabı aslında ‘perakende terapisi’nde bulunabilir; perakende terapisinde duygusal halimizi kontrol edebilmek için kendimizi alışveriş yapmaya bırakıyoruz” diyor ve ekliyor ”Her şeyin kontrolden çıktığını düşündüğünüz bir dünyada, kontrolü geri almaya yönelik bir hamle bu.” Evet, aslında o tuvalet kağıtları evde üst üste sıralandığında, gerçekten tüm önlemleri almış, her şeyi yenebilecekmiş gibi hissediyor insan doğruya doğru. (Kafamızı sallayarak hak veriyoruz. O tuvalet kağıtları öyle sıralandığı sürece, dünya yıkılsa bize bir şey olmaz!)

Tabii bu bulaşıcı panik halinin kontrolden çıktığı anlar da oluyor. Mesela Hong Kong’da bir kurye, elinde bıçakla yüzlerce tuvalet kağıdı çalmış. Avusturalya’da süpermarketlerde öyle bir izdiham olmuş ki polis bu deliliği durdurabilmek için şok tabancası kullanmak zorunda kalmış. Fransa da kendi maske üretimine başlamış, stokların hepsi tükenince.

Türkiye’de de biliyorsunuz, dün 35 liraya satılan alkollü pürel ya da dezenfektan fiyatları bugün 200-300 liralara ulaştı. Büyük bir hainlik ve sömürü gösterisi. Neyse ki Ticaret Bakanlığı’ndan bunu durdurmaya yönelik bir açıklama geldi: ”Fırsatçılara göz açtırmayacağız!”

Bu arada anglosaksonların ”panic buying” dediği bu panikle alışverişe atılma halinin, insanın psikolojisinin temel bir ihtiyacını karşıladığını söyleyen psikologlar da var. University of Oxford bünyesindeki Said Business School’da pazarlama dersleri veren Andrew Stephen, ”İnsanlar psikolojik olarak bu tarz bir süreci sindirmeye hazır değil” demiş mesela, ki doğru, bu bildiğimiz türden korkulara, paniklere benzemiyor demiştik. Bu bildiğiniz distopyalardaki, bilim kurgu filmlerindeki gibi bir hikaye. Önümüzde giderek büyüyen, kocaman bir bilinmezlik var. ”O yüzden de insanlar ellerinden ne geliyorsa onu yapmaya çalışıyorlar, kontrolü yeniden ele geçirebilmek için” demiş Stephen.

Tabii mesele sadece kontrolü ele geçirme meselesi değil. Bir anda herkes aynı şeyi yapmaya başlayınca, arkada kalmamak için atağa geçmek gerektiğini hissediyor insan ister istemez. Ve işte o anda, o koca paniğin bir parçası oluveriyor. Belki ilk girdiği birkaç dükkanda makarnaların bittiğini görüyor, sonra tuvalet kağıdı bulamıyor, her etkinlik, her toplantı iptal olur ofisler boşaltılırken bir tür kıyamet senaryosunun içinde buluyor kendini ve o kaçınılmaz soruyu soruveriyor: ”Peki şimdi ne yapacağız?”

Cevabı bizden beklemeyin zira bizde de yok. Ama birkaç kutu makarna bulmanın yolunu arayın. En azından bakıp bakıp ”Güç bende artık” diye sevinebilirsiniz.

Kapak görseli, Brad Pitt’in de başrolde olduğu World War Z filminden.