Evden çalışmak: Sınırların muğlaklaştığı yerde

Koronavirüs salgını, kapitalist sistemi temellerinden sarsmak için elinden geleni yaparken yepyeni çalışma modellerini de peşinden getireceğe benziyor. En azından ”yepyeni” olmasa da home office yani evden çalışma formülünün ”işten kaytarmak” anlamına gelmediğini ve hatta çok daha verimli olabileceğini gösterecek muhtemelen. Ve sosyal medyada da sıkça şakası yapıldığı gibi, saatleri çarçur eden bazı toplantıların aslında tek bir maille bile çözülebileceğini de… Yine de işin gediklisi olmayanlar için evde çalışmanın da kendine has zorlukları var. Bu konuda bildiklerimizi yanımıza katıp yardımınıza yetişiyoruz.

Fark etmişsinizdir belki, biz okuyucusuna yapın, edin diye seslenen, ona buyururmuş gibi tavsiyeler bir site değiliz pek ama bu yazının yazarı (yani ben) yaklaşık iki yıllık evde çalışma deneyimini zirveye çıkardığına inanıyor. (Yani yine ben…) Hiçbir zaman pijamayla televizyon karşısında çalışmaya çalışıp feci şekilde çuvallamadım ama evde çalışmanın sınırları kaldırıp beni ful mesaiye doğru çektiğini fark ettim mesela zaman içinde. Dışarıdan ”rahat” gibi gözükse de ne kadar ağır koşulları olabileceğini de acı acı öğrendim, hem evde çalışmanın hem de freelance olmanın. Normal şirket koşullarında her şey kağıt üstünde bile olsa belli ama evde çalışmanın ”rahatlığı” (ya da sınırlarının muğlaklığı diyelim buna) feci bir tuzak. Bu tuzağa düşmeyin… (İçimizden bir kamu spotu fırlayacak gibi.)

Evde gelen dikkat dağınıklığı

Aslında çoğu freelance çalışanın çok iyi bildiği bir konu evden çalışmak. ”Ev” kavramını, tembellik etme alanı ile özdeşleştirenler için muhtemelen kabul edilmesi çok zor bir fikir evden çalışmak ama azıcık disiplinle çok daha verimli olmayı mümkün kılıyor bu çalışma şekli. Buzdolabı ve televizyonun olduğu yerde dikkati derhal dağılanlar için engellerle dolu bir alan olabilir ev (ofiste de sanki saatlerce WhatsApp’ta yazışmıyormuşsunuz gibi yapmayın) ama burası zamanınızı ve koşullarınızı kendi ayarladığınız bir yer ve belki de tam da bu yüzden, çok daha verimli olabilirsiniz. Hem kendiniz hem de başkaları için.

En rahat kıyafetleriniz üzerinizde (Skype toplantıları sırasında üstüne insan içine çıkılabilir bir kazak ya da gömlek geçirse de altında lastiği gevşemiş bir eşofmanla oturanlar var, biliyoruz onları), elinizde kahveniz, trafik derdi çekmeden iş başına geçmek ne kadar büyük bir konfor, değil mi? Ama alışkın olmayanlar için bir süre sonra bu da batıyormuş duyduğumuza göre.

Bir kere, deneyimli bir freelance çalışan, evet, üzerine en rahat kıyafetlerini yine giyerdi (yani evden topukluyla çalışmak abes çünkü) ama o lastiği gevşemiş eşofmanın, zihnini de nasıl mayıştıracağını bilirdi. (Deneyimlerinin bir getirisi diyelim.) Kıyafet, evden çalışma ritüelinin en önemli parçalarından biri. Sanki ofise gidermiş gibi bir dirhem iki çekirdek giyinmenize de gerek yok ama sabah uyanın, bari bir kot falan geçirin üzerinize. Bunun için kriter şöyle olmalı: Kapı çaldığında açmak için giderken ”ev haliyle” yakalanmanın mahcubiyetini duymayacağınız bir şeyler giyin. Kendinizi daha ciddi ya da en azından işe hazır hissedeceksiniz.

İnsansız hava sahası

Uzun yıllar avukatlık yapmış ve kalabalık ofiste sürekli müvekkil kovalayan bir okurumuz, evde çalışmanın en kötü tarafının yalnızlık olduğunu söyledi. Yalnız çalışma içe dönük ve asosyal birinin (!) rüyası olabilecekken kalabalık ofis dinamiklerine alışık birinde boş duvarlara şiir yazma isteği yaratabilir muhtemelen. Neyse ki bu noktada bitmek bilmeyen telefon görüşmeleri, video konferanslar devreye giriyor. Kreatif mesleklerde ”yalnız” çalışmak kimi zaman bir tür zorunluluk olsa da bazı işler yalnızlığı kaldıramıyor. Görüş almak lazım, fikir kapıştırmak lazım… Yine de açık ofislerdeki o uğultulu gürültüden uzakta, sizi sigaraya inmek için dürten bir arkadaşın veya ekranda ne yapıyorsunuz diye bakmak için hemen başınızda bitiveren yöneticinizin olmadığı bir ortamda, ofiste normalde 1 saatte yapabileceğiniz bir işi 20 dakikada yapabildiğinizi görünce gözleriniz dolacak sevinçten. Düşünsenize, o bir saatin 40 dakikası size kalıyor… Şu an batan o yalnızlık vazgeçilmez gelecek bir süre sonra. (Haydi sigaraya diye dakika başı birilerini dürten o arkadaş; sen yıllarca yalnız kalsan da iflah olmazsın…)

Bir de tabii, yıllanmış freelance çalışanlar, çoktan kendilerine ait bir çalışma ortamı yaratmışlardır ama bu mevzuda yeni olanlar, biraz etrafı toparlayıp laptop’larına yer açmak için bir düzenleme yapmak zorunda kalacaklar. Kıyafetleri salonun ortasına yayılmış, yatak ucundaki komodinin üzerinde önceki akşam yediği sandviçin tabağı duranlar için iş çok zor, çalışma alanından önce kendilerine bir yaşama alanı yaratmak zorunda kalacaklar çünkü.

No koltuk, yes masa

Koltuk çok rahat. İnsanı feci şekilde kendisine doğru çağırıyor. Hele ki bir de pufa veya sehpaya ayaklarınızı uzatıp dizüstü bilgisayara hakkını vererek gerçekten diz üstünde kullanmaya başlamak… Of, gerçekten bundan da bir kamu spotu çıkar, evde nasıl çalışılmaz diye. Anlatırken bile insanın içini gevşeten bir oturma pozisyonunda siz iş yapmaya çalışıyorsunuz… Hayır, çalışma alanınız koltuk olamaz. Evde, bu tarz işlere ayırdığınız bir odanız olmasa bile, bulduğunuz ilk masanın üzerine konun. Üstünü toplamak iyi bir fikir olabilir, çünkü dağınık masa, dağınık kafa demektir (Alman mürebbiyelere bağladığımız an). Çalışırken ihtiyacınız olan her şeyi de etrafınıza toplayın; kalem, defter, kağıt, silgi, kalemtıraş. Kalkıp kalkıp içeri gitmek çok tatlı bir kaytarma yöntemi olabilir.

Çalış, daha çok çalış, daha çok!

Mesai saatleri evde çalışmanın muhtemelen en kötü tarafı çünkü sabah işe başlamak konusunda bir disiplin kazanmak ev koşullarında zor ama en zoru da çalışmayı bırakabilmek. Freelance çalışanlar için, vakitlerini istedikleri gibi ayarlamak bir tür lütuf gibi gözükse de aslında onlar açısından çok daha ağır koşullar yaratabiliyor. Çünkü iş, ortamına taşınınca, saat mevhumu ortadan kalkıyor bir kere. Bazen tüm işler bir arada gelebiliyor ya da sizden az zamanda çok fazla iş yapmanız istenebiliyor. Bazen 14 saat içerisinde birkaç farklı işi hiç mola vermeden yapmak gerekebiliyor. Ve ev ortamının sınırları muğlaklaştırıyor olması da buna izin veriyor.

Başlangıçta değil belki ama salgınla birlikte eve kapandığınız şu günlerde kendinizi daha çok iş yaparken bulabilirsiniz. Çalışma saatiniz kalmayacak çünkü. Bir bakmışsınız, her saat çalışıyorsunuz. Ofisteyken verilen öğle molaları veya yemek araları, burada bilgisayar karşısında yenen hızlı hızlı atıştırmalıklarla geçiştirilecek belki. Ya da akşam çıkmanız gereken saat çoktan geçmiş olsa da siz hâlâ bilgisayar başında iş yapmaya devam ederken bulacaksınız kendinizi. Ve hızlı hızlı iş hallettiğinizi gördükçe (çünkü zaman planlaması komple size ait ve bunun verimliliğine kapılmamak imkansız) daha fazla işin de üzerinize geldiğini fark edeceksiniz.

Mesai aralıklarını belirlemek ve ona göre planlama yapmak evde çalışma söz konusu olduğunda bir tür zorunluluk. Ki o atıfta bulunduğumuz yıllanmış freelance çalışanlar bile henüz bunu başaramadı. Çünkü zorunluluk olduğu gibi dijital dünyanın 7/24 bağlantı sağlayan koşullarında işten kopmak da imkansız hale geliyor. WhatsApp gruplarından tatlı tatlı kendini hatırlatan müdürler, Trello veya Slack gibi çalışma programlarından iş takibi yapan yöneticiler ensenizde. Home office uygulamasına geçmeden önce de bunların hepsini bizzat yaşıyordunuz zaten ama evin muğlaklaştırdığı koşulların sizi daha fena içine çekmesine izin vermeyin. Tek bir sandalyenin üstünde tüm günü geçirmeyin mesela. Sokağa da çıkmayın tabii de, kalkın buzdolabına bakın. Su için. Arkadaşlarınızla konuşun, edin. Zaman sizin istediğinizi yapın. Ecnebilerin ”procrastination” dediği zaman öldürmeye yönelik baştan çıkarıcı istekler tabii ki gelip kapınızı çalacak ama onları da hiç suçluluk duymadan yapmakta fayda var belki de. Neticede bir daha zamanı bu kadar ele geçireceğiniz bir dönem yaşamayabilirsiniz. (Yani umarız yaşamazsınız, yaşamayız.)

Başta kreatif sektörler olmak üzere, kimi alanlarda 9-6 çalışmanın gerekliliği çoktan alaşağı edilmişti ama bizi el mahkum yavaşlatan koronavirüs ile birlikte bunun yaygın bir iş modeline dönüşeceği uzmanlar tarafından sıkça dile getirilmeye başladı. Ama her sistem çaktırmadan sömürü formüllerini de beraberinde getirebiliyor. Bakalım iş nerelere varacak…