Netflix’ten MUBI’ye, dizilerden filmlere: Alanı geniş bir seyir rehberi

Ekran karşısında geçirdiğimiz saatler, koronavirüsün bizi evlere sokmasıyla birlikte ikiye katlandı. Binge-watch’un zirveye çıktığı şu günlerde, yenileri keşfetmek kadar eskileri ziyaret etmek de farz oldu. Tabii bir de dizi ve film yoğunluğunun arasında karşımıza çıkan bazı belgeseller var. Şaşırtıcı, sarsıcı, eğlenceli veya belki de komik… Hangi telden çalarlarsa çalsınlar, zihnimize bol bol bilgi yüklemesi yapacak kadar dolu dolu hepsi. Netflix’ten MUBI’ye seri geçiş yaptığımız seyir listesini bir de sizlerle paylaşalım…

En iyi dizileri (belki yeniden) izleme zamanı

İtiraf edelim, hepimizin izlenecekler listesinde mutlaka bir tane kült dizi var ve konusu açılmadıkça bunu pek dile getirmek istemiyoruz. Ama artık hayat o kadar hızlı ve her şey o kadar tüketim odaklı ki, 60-70 bölümlük dizileri izlemeye kalkmaya ne yazık ki cesaret edemiyoruz. Kimilerimiz şanslı, yıllar önce (öğrenciyken örneğin) en güzel dizileri izledi, güzel anılarını cebine koydu…Evde geçen günler, vakitsizlikten izleyemediğimiz ya da çok eksiden izlemiş olduğumuz dizilere yönelmenin tam zamanı.

The Wire: Dizi alemleri yıllarca “Breaking Bad mi en iyisi yoksa The Wire mı” konusunu masaya yatırdı ancak bu sorunun nihai yanıtı, “Her ikisi de” olmalı. Çünkü içine girince iyice anlaşılan, iki bambaşka kült eser ve tahmin ediyoruz ki The Wire’a şans verenlerin sayısı oldukça az. Sırf Omar gibi bir karakterle tanıştığınız için bile bize teşekkür edeceksiniz.

Seinfeld: Bazı dizileri birkaç kelimeyle anlatmak hakikaten zor, zaten Seinfeld’i yeniden izlenecekler listesinde kabul ediyoruz. “Hiçbir şey hakkında bir dizi” olarak anılan ve gelmiş geçmiş en iyi sitcom listelerinde yerini hep koruyan Seinfeld’e saygılarımızı sunuyoruz.

The Sopranos: “Dizi nedir, nasıl yapılır?” sorularını sorduran ve abartmadan söylüyoruz, dizi kavramını yeniden tanımlayan bir işti The Sopranos. Ondan sonra gelen her dizi, ondan bir şeyler öğrendi. Muhteşem karakterleri ve muhteşem finalleriyle hala aklımızda.

Netflix’te izleyebileceğiniz üç belgesel

Bugünlerde en iyi dostumuz şüphesiz telefonumuz, tabletimiz, bilgisayarımız. YouTube’dan Netflix’e zapladığımız bir dönemden geçiyoruz ve dizi-filmlerin yanında belgesellerle de kendimizi besliyoruz. Netflix algoritmasının derinlerinde bizi bekleyen, ufkumuzu kesinlikle genişleten belgesellere göz atın:

Unabomber – In His Own Words: Karışmasın, Paul Bettany’nin döktürdüğü mini diziden bahsetmiyoruz; bu kez ABD tarihinin en sıra dışı suçlularından birine dönüşen Ted Kaczynski’nin hikayesi, gerçek bir röportajdan yola çıkarak anlatılıyor ve çarpıcılığı katlanıyor.

Abstract: Tasarımın her disiplininden dünyanın en iyilerinin konuk edildiği ve onların çalışmalarının perde arkalarının anlatıldığı bu seri, fazlasıyla renkli ve bolca kafa açan bilgi barındırıyor. İki sezondan oluşan belgeseli başa sara sara izleyeceksiniz.

İnancın Hikayesi: Morgan Freeman’a eşlik edip dünyayı dolaşarak, inanma kavramının hiç tahmin edemediğimiz şekillere büründüğüne tanıklık etmek fikri, bizce izlemeye değer. Freeman, tanrı kimdir ya da kötülük neden var gibi derin sorulara cevaplar arıyor ve bulduklarını anlatıyor.


MUBI’yle sinema evimizde

Hem de salonumuzda. Filmlerin gösterimlerinin ertelendiği, sosyal izolasyonun öneminin giderek arttığı şu günlerde “Kesinlikle sinemada izlenmeli” denilecek filmlerden çok özel seçkilere MUBI’yle ulaşabiliyoruz. MUBI, her gün özenle seçilmiş yeni bir filmin yüklendiği ve sinema klasiklerini seyirciyle buluşturan bir platform. Belki adını duymadığınız, belki de kıyamadığınız DVD koleksiyonunuzun en gözde parçası filmlerden Nisan ayı için izlenebilir olanlardan bizim üçlümüz şöyle:

Bir Taşra Papazının Güncesi: Robert Bresson’un 1951 yapımı eseri, onun başyapıtlarından biri olarak kabul görüyor. Film, görevi için Fransız kasabası Ambricourt’a yeni bir rahibin, katıldığı topluluk tarafından reddedilmesi ve kendiyle yüzleşmesini anlatıyor.

Moto Guzzi: Moto Guzzi, sizi MUBI’ye ısıtacak bir kısa film. Kars Öyküleri antolojisine ait, Özcan Alper’in kısası Kars’ta yaşayan 12 yaşındaki Yusuf’un hikayesi ve onun çok hoşlandığı Leyla’ya olan aşkı 10 dakikada içimizi ısıtıyor.

Ekmek Kavgası: King Vidor, 1934 yılında çektiği Ekmek Kavgası filmiyle Büyük Buhran’ın etkilerini sinemaya taşıyor. Hollywood’un altın çağından kalma, yoksulluğu gerçek yaşanmışlıklarla anlatan film, bizi koltuğa mıhlayabilir.