Ve bir nesil ilk kez mutfakta: Salgın dönemi değişen yeme içme alışkanlıklarımız

Günlük hayatın rutinine kapılıp hızlı atıştırmalıklar ya da dışarıdan eve söylediği yemeklerle karnını doyuran Y kuşağı, salgınla evlere kapandığı şu günlerde mutfağa girdi, harıl harıl üç öğün yemek pişirmeye başladı. Hem hayatın yavaşlayan temposunda oyalanmak hem de sağlığına dikkat etmek için. Bu yeni yeme içme alışkanlığı, bazı farkındalıkları da beraberinde getiriyor. Yiyeceklerin besleyici değerlerinden, hangi besinin vücuda nasıl bir etki gösterdiğine kadar…

Zaman sanki oldukça yavaş akıyor; günler geceleri takip ediyor, güneş açıyor, yağmur yağıyor, şehri sis sarıyor ve biz hep evdeyiz. Hem ev içindeki hayatımızı da artık çok farklı dinamikler belirliyor. Ev, dış dünyaya bağlandığımız sığınağımız oldu. Dijitalin olanakları sayesinde tabii. Bu yeni düzenin yeme-içme alışkanlıklarımıza nasıl yansıdığını görmek ise çoğu zaman ilginç ve şaşırtıcı. Çünkü artık mutfakta daha fazla vakit geçiriyoruz; biraz zorunluluktan, biraz da can sıkıntısından. Bir daha kim bilir ne zaman ”dışarıda” yemek yiyebileceğiz.

Bu, farklı tatları keşfetmek için de bir motivasyon oldu herkes için. YouTube veya Instagram gibi platformlar üzerinden dönen tarif videoları ve şeflerin önerileri, sosyal medyada en çok başvurulan kaynaklar. Hem bunlara da sürekli yenileri eklenmeye başladı. WhatsApp grupları da paylaşılan tariflerle dolu. Tercih, evdeki malzemelerle yapılabilecek pratik tariflerden yana…

jeff-sheldon-6MT4_Ut8a3Y-unsplash

Şu an yeni bir çağın başlangıcında olduğumuza hemfikiriz. Her açıdan… Tarih yazılıyor, onda da hemfikiriz. Bu süreçten çıktığımızda tüm sistemler kendilerini büyük bir dönüşümün içinde bulacak. Elbette, yeme-içme alışkanlıklarımız da bundan nasibini alacak. Değişim şimdiden başladı bile…

Can dostumuz probiyotikler

Öncelikle, Covid-19’un maalesef sinsi yaklaşımından ötürü ana konu bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi. Bu ilerleyen günlerde de sıkça gündemimizde olacak bir mevzu. Odak, sağlık ve insan bedeni. Bu sebeple bağırsak dostu bakterilerin daha çok tüketileceği bir dönem başlıyor. Kefir, turşu, kimchi, kombucha ve boza doğal probiyotiklerden. Ayrıca gıda takviyesi olarak sunulan diğer probiyotik ürünlerden de güç almakta fayda var. Araştırmalar gösteriyor ki bağırsaklar vücuda giren zararlı maddeleri beyinden önce hissederek tehlikeyi uzaklaştıracak şekilde, savunma sistemini güçlendirmek için çalışıyor. Bolca dost bakteri desteğiyle bağırsak florasının korunmasını sağlamak önemli. Probiyotik gıdalar zararlı bakterilere karşı denge kurarak bağışıklık sistemini de destekliyor.

klara-avsenik-5cFqO92t7pM-unsplash

Kim bilir, belki de fermantasyon metotlarını öğrenip evde ona uygun tarifler uygulamaya başlarız.

Meyveler, sebzeler, vitaminler

Bünye üzerindeki güçlendirici etkisini on yıllardır bildiğimiz vitaminlerle de arayı sıkı tutmamız gerek. Hipokrat’ın da dediği gibi “yemek alternatif bir ilaç” neticede. Meyve ve sebzelere ağırlık vermek önemli ama burada asıl konu bunları mevsimlerinde tüketmek. Kışın ortasında yenilecek bir çileğin ne şartlarda yetişmiş olabileceğini siz düşünün… Besin değerlerinden emin olmadan tükettiğimiz, marketten düşünmeden aldığımız meyve ve sebzelerin yerine pestisitsiz, herbisitsiz, kimyasalsız, genetiğiyle oynanmamış sertifikalı organik gıdalara yönelim artacağa benziyor.

Özellikle vücuttan zararlı maddelerin atılmasını sağlayan ve bağışıklık sistemini güçlendiren C vitamini bol gıdaların tüketimi bu dönem nasıl yükseldiyse süreç sonunda beslenme alışkanlıklarımızda kivinin, portakalın, maydanozun, limonun da yeri bir başka olacak.

erol-ahmed-_MYcIi9DgYQ-unsplash

Her şeye şüpheyle bakmaya başladığımız şu dönemde, ne yiyip ne içtiğimizi her zamankinden daha çok sorguluyoruz. Hangi şartlarda üretildiği ve bize nasıl ulaştığı konusunda kafa yormamız gerektiğini anladık artık. Her bireyin kendini iyileştirme gücünü kullanan ve bedene göre beslenme konusunda rehberlik eden ayurvedik beslenme hazır ivme kazanmışken, ilerleyen dönemlerde daha da yaygınlaşacak belli ki. Organik gıdaya talep artarsa üretim de artar ve fiyatlar da herkesin cebine uygun bir noktaya çekilir diye umuyoruz şimdilik.

Limon! Sirke!

Sirkenin uzun zamandır artan popülerliği, virüslerle çevrildiğimiz şu dönemde, marketlerdeki sirke raflarının bomboş kalmasına sebep olacak seviyede. Antiseptik ve antibakteriyel özelliğiyle hem temizlik hem de beslenmede etkili bir güce sahip çünkü. İçeriğinde bulundurduğu magnezyum, fosfor, potasyum, demir ve vitaminler sayesinde güçlü bir antioksidan olan elma sirkesi bu alemin en ünlüsü. En büyük rakibi ise baharatlar. Özellikle zencefil ve zerdeçal. Geçmişte ilaç niyetine kullanılan baharatlar yeniden sofraların baş tacı olursa şaşırmayın.

barbara-montavon-KCvIMGo-1nc-unsplash

Peki nasıl alışveriş yapmalı?

Marketlere akın akın koşturduğumuz o ilk şok anlarını geride bıraktık. ”O da lazım olabilir, şu da lazım olabilir” diyerek, gerekli gereksiz her şeyi depoladığımız o alışveriş çılgınlığı kimilerimizin insanlık adına yüzünü kızarttı ama ne yapacağımızı bilmediğimiz zor bir dönemden geçiyoruz. Hem uzmanlar, erzak depolamanın, bir tür psikolojik ihtiyaçtan kaynaklandığını söylüyor. Kendinize ve başkalarına bu kadar yüklenmeyin.

micheile-henderson-iNY0QxDKLPs-unsplash

Ama ilk şok dalgasını oturttuğumuza göre bundan sonrasını daha bilinçli bir şekilde planlamakta fayda var. Eve kapandığımız günlerde gördük ki önemli olan, yiyecekleri uzun süre muhafaza etmek. Kiler ise hızlı yaşayan neslimizin sadece anneannesinin-babaannesinin evinde gördüğü bir bölümdü. Hayati önemi yeni anlaşıldı. Mercimek, bulgur, pilav, nohut, kuru fasulye bu süreçte dostumuz olacağa benziyor. Hem bunlarla yemek pişirmeyi öğrenince gelecekte de sık sık yapmaya başlarız belki. Tamam, dışarıdan söylenen pizza mutlu bir şey tabii ki ama şöyle sulu, sıcak yemeklerin bünyede yarattığı hisleri de unutmayalım. Yeni nesil ev yemekleri ortaya çıkar belki hem. Kuru fasulye ve mercimekle kim bilir neler neler yapılabilir. (Şeflerin önerilerini iştahla bekliyoruz bu noktada!) ”Anne yemeği” dediğimiz klasiklere harika rakipler çıkabilir bu süreçte.

adrienne-leonard-3qjblmWiW98-unsplash

Hayaller gerçek olur mu?

Gönül rahatlığıyla dışarı ne zaman çıkabileceğimiz belirsiz. Marketlerden aldıklarımıza ise endişeyle bakıyoruz. Nereden geldi, nasıl geldi; virüs bulaşmış mıdır, nasıl yıkamalı? Ne yediğimizi bilmek adına şehirde alternatif yetiştirme yöntemleri artsa fena mı olur? Türkiye’de de yaygınlaşan topraksız dikey tarım (vertical farming İngilizce adıyla) doğru ve sağlıklı bir uygulamayla şehirlerde de yaygınlaştırılabilir. Balkonlarda, bahçelerde yetiştirilecek sebze ve meyvelere de bir itirazımız olmazdı tabii.

Mahallelinin kendi parsellerinde sebze-meyve yetiştirmesine olanak sağlayan şehir bostanları ise hiç de gerçeklikten uzak bir hayal değil. Markette, manavda o şüpheci bakışlarla süzdüğümüz domatesleri gönül rahatlığıyla yiyebildiğimizi düşünsenize…

yeme içme yeme içme yeme içme yeme içme yeme içme