Garip yerlerin sıra dışı atlası: Atlas Obscura

Bir grup gezginin gidip gördükleri yerleri, yiyip içtiklerini anlattıkları bir platform Atlas Obscura. Buraya kadar her şey normal; sonuçta dijital mecralarda buna benzer pek çok platform çıkıyor karşımıza. Atlas Obscura’nın farkı ise dünyanın sıra dışı ve tekinsiz yerlerini odağına alması. Yani evet, seyahat rehberlerinde öyle kolay kolay karşınıza çıkmayacak, belki de yerli halkın bile bilmediği noktalardan bahsediyoruz. Hikayeleri şehir efsaneleriyle pekişen, hatta kendi efsanelerini yaratmış yapılar, dünyada bir benzerine daha rastlanamayacak olan doğa harikaları… Şaşırtıcı, nefes kesici ve hatta kafa karıştırıcı. Hayatta her şeyi gördüm diyorsanız, bir de Atlas Obscura’nın seçtiği yerleri görün. Doğanın muhteşemliği bir yana, insan zihninin ve emeğinin neler yarattığına inanamayacaksınız sahiden.

Web sitesi üzerinden yeni yerler anlatmaya devam ediyor Atlas Obscura. Hatta anlattığı yerler 20 bini geçti. Katılımcıların ekledikleriyle giderek de çoğalıyor.

2017 yılında bir de kitabı çıkmıştı Atlas Obscura’nın. Joshua Foer, Dylan Thuras ve Ella Morton’ın hazırladığı bu derlemek çok geçmeden, hakkıyla best seller olmuştu. Ustaların ustası, yazar Neil Gaiman da bizimle aynı fikirde bu arada. ”Dünyadaki tüm ilginç yerleri gördüm sanıyordum. Atlas Obscura sayesinde anladım ki yanılıyormuşum. Tekrar tekrar okuması çok keyifli…”

Şimdilik lafı burada keselim ve Atlas Obscura’nın sayfaları arasında dolaşırken karşımıza çıkan dünyanın dört bir yanından ”bazı” ilginç yerlere götürelim sizi de. (Seçmek zor oldu, evet.)

maunsell forts deniz kuleleri ingiltere

Mauntsell Kaleleri 

İngiltere’nin doğu kıyılarında, Thames’in denize açıldığı yerde.

Nedense feci şekilde bize Miyazaki karakterlerini hatırlatıyor. Hangi filmde vardı yahu böyle dev ayaklı robotlar.

Bunlar robot değil tabii, II. Dünya Savaşı’ndan kalma savunma amaçlı yapılmış askeri kuleler. 1942 yılında, Alman uçaklarının ülkeye girmesini engellemek için inşa edilmişler. Savaş sonrasında radyo kulesi gibi farklı işlevler üstlenmeye de devam etmişler ama şu ara kimsesizler, terk edilmişler. Dilerseniz gidip dışarıdan görebilirsiniz ama kuleler aşırı derecede paslandığı için çökme tehlikesi var, içeri girmeniz tavsiye edilmiyor.

overtoun-bridge

Dog Suicide Bridge – Dumbarton / İskoçya

Overtoun Köprüsü, garip hikayesinden dolayı Dog Suicide Bridge adını almış. Yani Köpek İntihar Köprüsü. 1960’lardan bu yana, 50’den fazla köpek, köprünün aynı noktasından atlayarak intihar etmiş ve ölmüş. 100’den fazla daha intihar eden köpek var ama onlar yaralı olarak kurtulmuş. (Köprünün yüksekliği 15.3 metre civarındaymış bu arada.)

Köpek psikolojisiyle ilgilenen Dr. David Sands ve hayvanların yaşam alanlarını inceleyen David Sexton burada dolaşan vizonların bıraktığı güçlü kokunun köpekleri buraya çektiğini ve sersemleştirdiğini, aşırı derecede sersemleşen köpeklerinden kendilerinden geçerek bu noktadan düştüklerini söylüyor. Yani intihar değil, bir kaza söz konusu.

le-palais-ideal

Le Palais Idéal – Hauterives / Fransa

Film seti gibi gerçekten ama değil. Hem antik çağlardan kalma bir hali var ama o da değil.

Yıl 1879. Ferdinand Cheval adlı bir postacı, her zamanki güzergahında postaları dağıtmak için ilerlerken bir gün ayağı bir taşa takılıyor. Taşı eline alıyor, inceliyor. Taşın şekli garip geliyor ve bu acayip taşlardan sıra dışı bir saray yapma aklına düşüyor. Sonraki 33 yılı da gerçekten kan, ter, göz yaşı; gece-gündüz demeden uğraşarak bu sarayı inşa etmekle geçiriyor. TEK BAŞINA.

Fransız yetkililer Ferdinand Cheval’in buraya gömülme talebini reddedince, bu sarayın aynısını bir de gidip şehrin mezarlıklarından birine inşa etmiş. Sarayı bitirdikten bir sene sonra da hayatını kaybetmiş. Ve tabii bu ikinci saraya gömülmüş.

Screen Shot 2020-04-08 at 18.01.59

Micropia – Amsterdam / Hollanda

Mikropya… Ne olduğunu tahmin etmesi çok güç değil ama yine de şaşırtıcı. Burası bir tür hayvanat bahçesi aslında ama buradaki canlıları gözle görmek pek mümkün değil. Evet, bakterilerin, virüslerin ve daha pek çok mikroorganizmanın olduğu bir yer çünkü.

micropia amsterdam

Dünya üzerinde yaşayan 100 trilyon mikroorganizmanın sadece bir bölümü burada tabii. Hepsine ulaşmak zor (!). Ha gerçi, bir virüsün tüm dünyayı talan ettiği şu dönemde, Micropia ne kadar cazip, orası da ayrı bir konu.

bruno weber skulpturenpark

Bruno Weber Skulpturenpark – Aargau / İsviçre

Bruno Weber’in zihninden çıkma canavarların ve mitik yaratıkların doluştuğu bir park. İsviçreli heykeltıraş, 60’lı yıllarda devasa sürreal yaratıkların heykellerini yapmaya başlıyor.

Yaşadığı kasaba Dietikon o kadar modern ve sıkıcı geliyor ki ona, hayalgücünün önemine ve güzelliğine vurgu yapmak istiyor biraz. Sonra bu heykeller çoğalıyor, çoğalıyor… Weber bu heykellerin olduğu bir park yapmak istediğini açıklıyor ama maalesef park açılmadan önce hayatını kaybediyor. Ama olsun, sona çok yaklaşıyor; park ölümünden altı ay sonra ziyaretçilerine kapılarını açıyor.

Screen Shot 2020-04-08 at 17.29.21

Bitmiş İlişkiler Müzesi – Zagreb / Hırvatistan

Hırvat sanatçılar Olivia Vištica ve Dražen Grubišić, dört yıllık ilişkileri 2003 yılında bitince kendi aralarında şakalaşıyorlar; paylaştığımız tüm eşyalardan bir müze açsak ne komik olur değil mi diye.

Şakayı biraz geliştirerek gerçeğe dönüştürüyorlar ve sadece kendilerininkinden değil, başka bitmiş ilişkilerden de objelerin bulunduğu bir müze açıyorlar, bu fikir akıllarına düştükten üç sene sonra… (bkz. Museum of Broken Relationships)

Neler yok ki? Oyuncak ayılar, mektuplar, göz yaşlarının saklandığı şişeler, hatta bir protez bacak. Hepsinin bir hikayesi var tabii. Çokça trajik, bazen komik. Ama evet, çokça trajik.

crooked forest Gryfino

Yamuk Orman – Batı Pomeranya / Polonya

Adı her şeyi anlatıyor: Bu orman yamuk. Daha doğrusu ağaçlar yamuk.

Gerçek adıyla Gryfino Ormanı bir doğa harikası gibi dursa da ağaçlar muhtemelen insan müdahalesiyle bu şekli aldılar. Burada yaşayan çiftçilerin ağaçları yanlış bir açıyla keserek şekillerini de zaman içinde modifiye ettiği düşünüyor. Mesela 1930’larda buraya yeni çamlar dikilmiş. Hepsi de normal normal büyümüşler ama ne zamanki kesilip budanmaya başlamışlar, hatlar kaymış. Gerçek anlamda.

Merry-Cemetery

Cimitirul Vesel (Merry Cemetery) – Maramureş / Romanya

Renkli renkli çok güzel gözüküyor ama ne kadar korkutucu olduğunu mezarların başındaki tahta haçlara yaklaşınca görüyorsunuz. Korkutucu değil de, hafif ürpertici diyelim; çünkü insanın kanını donduracak hikayeler anlatsa da üslubu feci şekilde komik.

Romanya’daki bu ”şahsına münhasır” mezarlıktaki dev haçların üzerinde, sahiplerinin nasıl öldüğü resimli olarak anlatılıyor. Altlarında ise yazılı olarak hikayeleri var. Kafası kesilen askerler, kamyon altında kalarak ölen bir kasabalı… Bu şiddet dolu yontma resimlerin altında bir de yazılı olarak anlatılıyor, o kişinin nasıl öldüğü. Ama aşırı absürt ve mizah dolu bir dille: ”Bu haçın altında kayınvalidem yatıyor. Aman sakın uyandırmayın onu, yoksa eve gelip benim kafamı koparır.”

1930’lu yıllarda, Stan Ioan Patraş adlı bir çocuğun yapmaya başladığı bu mezarlıktaki mezar taşlarını ”süsleme” işini çırağı Dumitru Pop üstlenmiş, hatta burayı bir tür atölye ve müzeye çevirmiş.

Abu Dhabi Şahin Hastanesi – Abu Dhabi / Birleşmiş Arap Emirlikleri

Abu Dhabi’de, havalimanın çok yakınında sadece şahinleri tedavi eden bir hastane var. Ama sadece hastane değil burası, mesela bazı şahinlerin de pençelerini törpülüyorlar, tüylerini tarıyorlar. 1999 yılında kurulan ve her yıl 10 binden fazla şahini tedavi eden hastane dünyada da bir ilk.

Abu Dhabi falcon hospital şahin hastanes

Bu vahşi kuşların ne kadar sakin ve asil bir şekilde durduğunu görmek gerçekten çok garip. Yani gidip gördüğümüzden değil de… Nasıl sıralanmışlar, baksanıza.

Ryugyong Hotel korea

Ryugyong Hoteli – Pyongyang / Kuzey Kore

Kuzey Kore… Belki de fotoğraflardan görmek yeterli şu ara.

Bu bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi duran dev füze ise aslında bir hotel.  Pyongyang Piramidi olarak da biliniyor şehir halkı tarafından. 20 küsur önce yapılmış olan otel 105 katlı. 300 metreden fazla ve 3000 odası var.

Her an havalanacakmış gibi durmuyor mu?

Midlothian Şatosu – Burk’s Falls, Ontario // Kanada

Tabii ki sıra dışı hikayesi olan bir yer.

Her şey 1989 yılında, Peter Camani adlı bir emekli bir sanat öğretmeninin, Ontario’nun eteklerindeki Burk’s Fall köyünde bulunan bu arazi üzerinde ev yapmaya koyulmasıyla başlamış. Heykellerin ortaya çıkması ise 1995 yılından itibaren… Şimdilerde 100’den fazla heykel arazinin etrafına yayılmış bir şekilde duruyor. Bunların 84 tanesi çığlık atan figürlerden oluşuyor. (Mahşerin Dört Atlısı bile var bu arada heykeller arasında.)

Midlothian Castle sculptures

Yeni de bir projesi var Peter Camani, gidip banliyöde küçücük bir yerde gömülmeyin diye bir çağrı yapıyor web sitesinden ve insanları küllerini, buraya dağıttırmak için ikna etmeye çalışıyor. Şaka mı? Tabii ki değil. Amacı bir sonraki heykelleri çimento ve insan külleriyle karıştırarak yapmak. Coşkulu bir eserin parçası olun diyor ama çok kişiyi ikna edememiş anlaşılan. Şimdiye dek, insan küllerinin olduğu sadece 1 tane heykel yapabilmiş…

Yüz yıllık ampul – Livemore / ABD

Bu bir rekor tabii: 100 küsur yıldır hiç sönmemiş olan bir ampul! Rekorlar kitabına bile girmiş.

centennial bulb yüzyıllık ampul

İlk kez 1901 yılında bir duya takılmış bu sevgili ampul. Arada küçük kesintiler olmuş ama hiç uzun süre söndürülmemiş. 1976 yılından beri de bir itfaiye binasının tavanında. Hatta 2015 yılında bu itfaiyede dev bir parti yapmışlar, ampulün 1 milyon saat boyunca etrafı aydınlatmasını kutlamak için.

bicycle tree

Bisiklet ağaç – Vashon / ABD

Hayır, ağacın dallarına takılmış değil, bizzat ortasından geçen bir bisiklet. Yerden yaklaşık 4 metre yükseklikte. Anlatılan bir hikayeye göre, çocuğun biri bisikletini bu ağaca bağlayıp I. Dünya Savaşı’nda asker olarak savaşmaya gitmiş. Bir daha da dönmemiş. Ama çok üzülmeyin, bu hikayenin doğru olmadığı biliniyor. Ya da öyle iddia ediliyor.

50’li yıllarda bu kasabada büyümüş olan Don Puz, bisikletin vaktiyle kendisine ait olduğunu söylüyor. 1954 yılında evlerinde çıkan büyük bir yangında neleri var neleri yoksa yanıyor. Babaları da bu yangın sırasında ölüyor. Kasabalılar ailenin bu perişan haline üzüldükleri için onlara destek çıkıyor; pek çok eşya alıyor yeni evleri için. Bu bisiklet de onlardan biri. Ama o sıralarda Don Puz büyüme çağında. Çok geçmeden bu bisiklet ona küçük kalıyor. O da bıktığından artık binmez oluyor bisiklete. Bir gün ormanda bırakıyor, dönüp de aramıyor bile.

İşte o bisiklet, bu bisiklet ama ağacın gövdesinde işine? Tabii zamanla orada yaşayanların müdahaleleri de olmuş, bisikleti ağacın gövdesine yerleştirmek için. Yoksa bu kadar kusursuz görünemezdi. (Ağaç bisikleti yutmuş resmen.) Ama yine de insanda şaşkınlık yaratıyor. Berkeley Breathed’in Red Ranger Came Calling adlı çocuk kitabına bile konu olmuş bu esrarengiz bisiklet.

Washington National Cathedral – Washington D.C. / ABD

Katedralin kendisinden ziyade, dış cephesindeki şeytan kaçıran gargoyle’lar arasında bir gariplik söz konusu… Dünyanın bu altıncı büyük katedralinden aşağı bakan figürler arasında bir de Darth Vader büstü var. (Ne alaka?!)

Screen Shot 2020-04-08 at 17.51.35

Yapımı çooook uzun sürmüş olan bir katedral bu. 1980’lere gelindiğinde, inşaatı 80 küsur yılı almış… 1983 yılında, çocuklar için bir heykel tasarım yarışması düzenlenmiş. Kazananın tasarımı da katedrale yerleştirilecekmiş. Bilin bakalım o sıralarda 12 yaşında olan Christopher Rader ne tasarlamış? (Veya ”kimi” mi demek gerekirdi?)

Bu arada Darth Vader büstü katedraldeki tek acayiplik değil. Katedralin heykelleri arasında bir rakun, diş telli bir kız ve şemsiye tutan bir adam da var. Hem şemsiyeli adam garip garip gülümsüyor da.

Mano del Desierto – Antofagasta / Şili

Çölün ortasında, yardım ister gibi topraktan çıkmış bir el…

Mano del Desierto chile

10-11 metrelik bu heykel, Şilili heykeltıraş Mario Irarrazabal’a ait. 1980’lerde tamamlanmış olan bu heykelle sanatçı, insanın çaresizliğini ve kırılganlığını anlatmak istemiş. Çölün ortasında, yerinde bir yakarış.

atlas obscura atlas obscura atlas obscura