İstanbul’u fonuna alan mistik bir polisiye: Alef

Polisiye bir romanın sayfalarında ilerler gibi bizi gizemli bir hikayenin içine davet ediyor Alef. Mistik ve karanlık atmosferinde ipuçlarını toplayarak o beklenmedik sonuca doğru hızla yol alırken gerçeğin görünenden çok daha fazlası olduğunu gösteriyor izleyiciye. Kenan İmirzalıoğlu, Ahmet Mümtaz Taylan ve Melisa Sözen’in başrollerinde olduğu, yönetmenliğini Emin Alper’in üstlendiği BluTV – FX ortak yapımı Alef, ilk iki bölümüyle ekranlarda.

İstanbul’un tüm seslerini fonuna alarak açılışı yapıyor Alef. Şehrin güzelliği yüzyıllara dayanan bir gelenekle bütünleşiyor ilk sahnede. Rum kilisesinin genç erkekleri, Ta Fota bayramında haçı çıkarmak için Haliç’in buz gibi soğuk sularına atlıyorlar. Ama hafif tedirgin, suya en son dalan gencin gözleri merakla haçı ararken derinliklerde süzülen kızıl saçlı bir kadının cesediyle karşılaşıveriyor.

Ve jenerik…

Yine bu şehre yaraşır, çok sesli bir müzik doluyor kulaklarımıza. Elbette Mercan Dede’nin ellerinden çıkma. Belli ki bize İstanbul’u, özlediğimiz İstanbul’u kendine has halleriyle gösterecek bir dizi var karşımızda.

”Bu adi bir cinayet değil”

Bir sonraki sahnede Haliç’ten çok uzaktayız. Patlayan tüfekler ve çırpınan kanatlar, bizi av için buluşmuş birkaç adamın yanına götürüyor. Hikayenin başkarakterlerinden tecrübeli polis amiri Settar ile yollarımız da ilk burada kesişiyor. Çok geçmeden dedektif Kemal’le de karşılaşacağız zaten. Settar, bir ceset bulunduğu haberini alıp olay yerine koşturduğunda Kemal de oradadır. Onun geçmişini hemen çözemesek de (rüyalarında kovaladığı hayallere bakacak olursak birkaç bölüme yayılacak kadar çok sırrı ve travması var gibi gözüküyor) İngiltere’den yeni geldiğini öğreniyoruz, birkaç küçük muhabbet üzerinden. 13 yaşından itibaren orada yaşamış, Scotland Yard’da dedektiflik yapmış ve kısa bir süre önce İstanbul’a dönmüş. Onca zaman sonra neden, bilinmez…

DSC00714

Ve tabii Settar ile Kemal’in karakter olarak ne kadar farklı tellerden çaldıklarını da yollarının kesiştiği ve ortaklıklarının başladığı o sahnede görmeye başlıyoruz. Emekliliği gün sayacak kadar ufukta gözüken Settar, aklındakileri filtrelemeden söyleyiveren, sinirlendi mi tabiri caizse gözü dönen ateşli bir tip. Tam bu topraklara ait. Kemal ise, suskun olduğu için Settar tarafından terslenecek kadar sessiz biri. Laflarını dozunda kullanıyor diyelim. Herkese karşı gardını aldığı için mi böyle yoksa her zamanki hali mi bu, onu da öğreneceğiz muhtemelen. Settar buraların geleneksel karakterlerinden. Arabasında Türk sanat müziği dinliyor. Kafası bozulduğunda da yine o şarkıların çaldığı meyhanelere gidip bir-iki kadeh yuvarlıyor. Kemal ise daha ”modern”, Avrupai. Evinde caz çalıyor, çalışma masasının bir köşesinde viski var. Neticede ta İngiltere’lerden kopup gelmiş. Sadece birkaç şarkı ve içtikleri üzerinden ayrışmıyor karakterleri, düşünce yapıları ile sanki bir tez, anti-tez, sentez oluşturacak gibiler; biri diğerinin bakmadığına bakacak, sonra öbürü başka bir ipucu görecek ve her şey birbirini tamamlayacak…

”Buraya” has bir polisiye

Ahmet Mümtaz Taylan’ın Settar’ı, Kenan İmirzalıoğlu’nun da Kemal’i canlandırdığı Alef, Emin Alper’in yönetmenliğini üstlendiği ilk dizi projesi. Sadece bu bile bizi heyecanla Alef’in başına oturtmaya yetebilirdi ama dedik ya, ilk sahneden içine çekiliverdik zaten, çoktan o dünyaya balıklama daldık biz de. Şahsına münhasır karakterler bir yana, karşımıza çıkardığı ilk cinayet ve dedektiflerin onun etrafında katman katman ördükleri hikaye bizi ”buradan” çıkan diğer polisiyelerden farklı bir yapımla karşı karşıya olduğumuzu kanıtlıyor. İzleyiciyi gerçek hayatın kötülüklerinden sakınan bir dizi değil bu; gerçek hayatta ne varsa onu çıkarıyor karşımıza. Adli tıptaki ceset incelemeleri, CSI’ı peş peşe gömmüş izleyici için sıra dışı gelmeyebilir ama yerel televizyonlarda bu kadar gerçekçi bir şekilde kaç kere girdik adli tıp morguna?

alef

Bir de tabii önümüzde mistik bir şekilde açılan bir hikaye var. İstanbul’un yüzlerce hatta binlerce yıldır nice hikayeler biriktirdiğini bize hatırlatan, bu şehrin sahibi bizmişiz gibi davransak da, bizden öncekilerin bize bıraktıklarıyla buraların zenginleştiğini gösteren sıra dışı bir hikaye. Polisiye olarak başlayan dizi, tasavvufla iç içe geçerek bizi bambaşka yerlere götüreceğe benziyor. Bu noktada da ilahiyat fakültesinde hocalık yapan ve dedektiflerimizi peşinden götürecek o gizemli konu hakkında çalışmaları bulunan Yaşar karakteri sayesinde (evet, bu rolde Melisa Sözen’i izliyoruz) olayın arka planı bizim için de aydınlık kazanmaya başlayacak. Katilin bıraktığı ipuçlarında bahsettiği kitap, Yaşar’ın ilgi alanında, hatta uzun zamandır o da bu kitabın peşinde: Faik Ahlat Karaca’nın tefrika edilmiş Gökkuşağı adlı bu kitabı, gizemli bir sembol ve bu sembol üzerinden ilişkilenen iki ayrı cinayetin önümüzde açılmasını sağlayacak gibi.

Screen Shot 2020-04-13 at 12.37.41

İlk iki bölüm yayında

10 Nisan’da ilk iki bölümüyle BluTV’deki yerini aldı Alef. Senaryosunu Emre Kayış’ın yazdığı sekiz bölümlük dizi, karanlık bir hikayenin peşinden, günlük koşuşturma içerisinde varlığını neredeyse unuttuğumuz, sadece sorunlarla özdeşleştirdiğimiz şu şehri ne kadar hafife aldığımızı gösteriyor. Her gün önünden geçtiğimiz manzaraları yine yeniden keşfederken (hele o Boğaz manzaraları!) üstüne binalar, gökdelenler çıktığımız tarihini de hatırlamaya başlıyoruz. Alef, gizemler eşliğinde önümüzde açılmaya devam ettikçe, biz bu şehre daha fena vurulacağız anlaşılan. Hikayenin bizi alıp nerelere götüreceği ise tahminlerimizin bile çok ötesinde.

İpuçları başka ipuçlarını, sırlar diğer sırları peşinde getirirken merak kat sayımız da katlanarak artıyor. Hafta boyunca yeni bölümleri beklerken sabredebilmek zor olacak sahiden. Her cuma 21.30’da yayınlanacak olan Alef’in tüm eski (üzülmeyin, kaçırmadınız) ve yeni bölümlerini BluTV’de izleyebilirsiniz.