Düştüğümüz yerden nasıl kalkacağız şimdi: After Life 2. sezon sonrası elemli hislerimiz

After Life’ın ilk sezonunda, bizi hayatın en saf acılarıyla feci tokatlamıştı Ricky Gervais. Güldürürken kederlendirmişti bir taraftan da. Ama ilk sezonda, karakteri Tony için yeşeren umutlar, ikinci sezonda sert bir şekilde dibe çarpıyor. Kayıplar, sorgulamalar ve bulunamayan anlamlar… Tam da her şey iyiye gidiyor sanmıştık ki, karakterin sert düşüşüyle karşılaştık. Ki aslında, gerçek hayat da böyle bir şey… İki ufak umut kırıntısıyla o korkunç karanlıklardan çıkıp yeniden yola koyulabilmek, ”size kendinizi iyi hissettirecek yapımlar” listesine mahsus sürreal bir durum. Ama Tony’nin acımasız dünyasında, size kendinizi iyi hissettirecek hiçbir şey yok.                                           After Life 2. sezon 

Buradan sonrası çok acıklı spoiler’lara çıkabilir.

Çok sevdiği eşini kaybettikten sonra (hatta anlıyoruz ki hayatta sevdiği tek insan, eşiymiş) durumu kabullenemeyerek kahrolup giden bir adamın hikayesini anlatıyor After Life. Evet, her gün karısının mezarının başına gidiyor, uzun uzun mezar taşına bakıyor ama evdeki her anı da karısının eskiden çekilmiş videolarını izleyerek geçiriyor. Onunla olan her anı yine yeniden zihninde yaşıyor; onsuz bir hayat düşünemediği için. Gerçek hayat ise ona zulüm gibi geliyor. Zaten zulüm gibi gelecek bir hayat yaşadığını ve bu hayatı onun için çekilir kılanın karısı olduğunu gördüğümüzde ise durumun vehametini anlıyoruz. Hayattaki tüm seçimlerinin sebebi karısıymış, azla yetinebilmesi tamamen onun sayesindeymiş ve o da buralardan çekip gitmiş işte…

Ne kadar acıklı anlattık değil mi? Ama maalesef hikayenin ta kendisi bu.

Kendine has, her şeyi ve herkesi konu edinebilen kara mizah anlayışıyla donatmıştı Ricky Gervais ilk sezonu. Zekice bir şekilde kurguladığı esprileri, konu edindiği mevzulardan ötürü onu politically incorrect, yani politik doğruculuğun tam karşı istikametine doğru fırlatsa da argümanını en baştan veren bir komedyen olması onu türün örnek gösterilen isimlerinden biri kılıyor. Mayın tarlasında dolaşırken nereye nasıl basacağını biliyor. Bir espriyi, nedenleriyle birlikte suratınıza çarpıyor hatta. ”Bunu sahiden söyledi mi yahu” diye kendi kendimizle mücadele ederken coşkuyla gülebilmemiz de biraz bundan.

Sıradan karakterlerle sıra dışı muhabbetler

İlk sezonda, hikayedeki karakterleri işte bu mizahi anlatımıyla karşımıza çıkarmıştı Ricky Gervais. Kendi karakteri Tony, kendisinin farklı bir versiyonu gibiydi zaten. Aksiydi bir kere ve herkes hakkında çok sert (ve elbette komik) sözleri vardı. Hem sakınıp saklamadan, hepsini paldır küldür saçabiliyordu ortalığa. Hikayeyi Tony üzerinden izlediğimiz için, karşımıza çıkan tüm karakterleri de işte bu sözler üzerinden tanıdık. Haliyle hepsinin gözümüze absürt gözükmesi kaçınılmaz. Zehir saçan sözleriyle herkesi fena tartaklıyordu Tony. Mesela çalıştığı yerel gazetenin ofisindeki herkes kendi payına düşeni alıyordu. Gazetenin yayın yönetmeni ve aynı zamanda bacanağı olan Matt, onunla birlikte hiç olmayacak haberlerin peşine düşen Lenny, Tony’nin hiçbir zaman acımadığı demir leydi (gazetenin reklam müdürü) Kath… Ama hiçbiri karşılık vermiyor ve sözlerin şöyle bir suratlarına çarpıp gitmesine göz yumuyorlardı; Tony’nin içinde bulunduğu kederli ruh halinden ötürü.

Diğer taraftan Tony’nin aslında sadece tahammül edemediği saçmalıklar karşısında böyle bir tavır takındığını görmeye başlıyoruz. Mesela gazetede yeni işe başlayan, hevesli ve sessiz sakin bir şekilde işini yapan Sandy’yi büyük bir kibarlıkla karşılıyor. Karısının mezarı başında karşılaştığı, yine kendisi gibi kaybettiği eşinin mezarını ziyarete gelen Anne ile kurduğu dostluk şiir gibi. Hayatta sıfır falsosu olan bu iyi yürekli ve dürüst kadının karşısında o da gardını indiriyor; gerçek bir centilmene dönüşüyor. Matt’in küçük oğlu (ölen karısının da yeğeni tabii) George ile sevecen diyalogları da ayrıca kalp sıkıştırıyor. George’un o çocuksu kederi ve saf halleri hemen harekete geçiriyor Tony’yi. O küçük çocukla kurduğu empati, iyiliğe olan saygısını da gösteriyor bize. Anlıyoruz aslında koca yürekli ama sert kabuklu bir adam var karşımızda ve iyiliğe hak ettiği değeri veriyor; hem sözleri hem de davranışlarıyla.

Yakın çevresi dışında da ilk sezonda çevresi yavaş yavaş genişliyordu Tony’nin, seks işçisi arkadaşı Daphne, postacı Pat, babasının kaldığı huzurevindeki hemşire Emma… Hatta Emma ile günlük karşılaşmaları (evet, her gün babasını huzurevinde ziyaret eden bir adamdan bahsediyoruz, bu bile karakterine dair çok şey anlatıyor) ve muhabbetleri, karısının ölümünün ardından ilk kez bir kadın için kalp atışlarının hızlanmasını sağlıyor. Bariz hoşlanıyor Emma’dan. Onu içinde olduğu dipsiz kuyulardan da bu dostlukların ve aşk dolu heyecanların çıkaracağını düşünerek ayrılıyoruz ilk sezondan.

Düştüğüm bu yerden kaldırın şimdi beni

İlk sezonun umut yeşerten anları ve esprilerine karşılık ikinci sezon karakterinin intihara meyilli ruh haliyle birlikte bizi de alaşağı ediyor. Çok fazla espri patlatmıyor zaten Ricky Gervais. Belli ki ”bunda gülünecek bir şey yok” diyerek bize izlettirmek istiyor hikayesini. Karakterinin kederinin büyüklüğüne saygı duymamızı istiyor gibi.

Hayatın ne kadar berbat bir yer olduğuna bizi yüzde 100 ikna etmeden bırakmak istemiyor sanki. Kayıplar ve hayatın acı gerçekleri belki yetmez diyerek birkaç korkunç karakter atıyor mesela önümüze. Tony’den sonra Matt’in de gitmeye başladığı o terapist mesela. Küfür gibi bir adam. O da, arkadaşları da. Ve maalesef böyle adamlarla dolu dünya. Kadınlar için de, erkekler için de varlığı ceza gibi olan bir tip. Onu gördükçe hatta böyle tiplerin bazı ülkelerde devlet başkanlığına bile yükselebildiğini düşündükçe kahroluyorsunuz. Yerin dibine sokuyor anlatımıyla bu karakteri Ricky Gervais ama yetmiyor tabii.

after life 2. sezon

Gerçek hayatın tokat gibi gerçekleri

Her ne kadar daha Zen bir ruh haliyle, acılarını kabullenmiş bir şekilde karşımıza çıksa da (Matt’in hatırına yogaya bile şans veriyor ama yoga hocasının balgamı her şeyi oracıkta bitiriveriyor) işler daha hızlı bir şekilde yokuş aşağı gidiyor. Her daim iyi duygularla bahsettiği babasını kaybediyor bir de bu sefer. Uzun zamandır hasta olması bu ölüm karşısında onu bir şekilde hazırlıklı kılmış olsa da bir dayanağı daha gidiveriyor. Emma zaten ona yüz çevirmiş, züppe bir adamla flörtleşiyor.

Postacı Pat ile seks işçisi Daphne’nin arasını yapmak; kankası Anne’e ile çalıştığı gazetenin sahibi Paul’un arasını yapmak gibi başkalarını mutlu etmenin peşine düşüyor. ”Ben bu gazeteyi kapatacağım” diye tutturan Paul’ü, bir şans daha vermesi için ikna ederek arkadaşlarının işsiz (kendisinin daha da çaresiz) kalmalarının önüne geçiyor. Paul ile olan konuşmaları her şeyin özeti gibiydi zaten: ”Eşimi kaybettim, çok zor zamanlardan geçtim ve bu gazetedeki insanlar benim tüm zor hallerimi sırtlandılar, bana destek oldular. Ben de onlara yardımcı olmak istiyorum.” İlk sezonda zehirli sözleriyle sarıp sarmaladığı tüm ofis arkadaşlarına ve onu yerden kaldıran herkese, gönül borcunu ödemek ve onları mutlu etmek için didiniyordu. Zaten onlarla kurduğu muhabbetler bile değişmişti. Reklam müdürü Kath ile iki medeni insan gibi dertleşip kahve içmişlerdi daha ne olsun…

Manevi borçlarını ödemeye başlaması tedirgin ediciydi tabii. Tüm işlerini tamamlamıştı, günlük hayatta başka bir sebebi kalmamıştı artık. Boğazınız düğümlenerek onun o malum sona doğru koşar adımlarla gidişini izlerken (ha yaptı, ha yapacak, acıklı gözlerle bakan köpeğe rağmen yapacak) Emma yine kurtarıcı gibi yetişiyor.

Kalbimizi kıra kıra

Mutlu sonla bitiyor After Life 2. Belli ki işler farklı bir rutine binecek Tony tarafında (”I’ll take groundhog day” diyordu kapıda Emma) ve zaman her şeyi iyileştirecek ama öyle bir dayak yemiş oluyoruz ki bu sezondaki altı bölüm boyunca, tam da emin olamıyoruz. Emma iki dakika geç kalsa belki bitiverecekti her şey…

Bu ikinci sezonda yas hissini en yalın haliyle izleyiciye aktardığı için biraz afallamamıza sebep oluyor Ricky Gervais. Bana bu yas hali, Six Feet Under’daki kadar büyük ve sahici geldi. Lisa gibi hayat dolu bir kadının ölümüne üzülüyoruz. Tony’nin bu kahredici yalnızlığına üzülüyoruz. Babasına duyduğu minnettarlığa üzülüyoruz. Babası gibi dürüst ve iyi bir adamın dünyadan ayrılışına üzülüyoruz. Üzüldükçe üzülüyor, yere yapışıyoruz en sonunda.

Resmi bir açıklama olmasa da Twitter üzerinden bir soru-cevap sırasında üçüncü sezonu da çekmek isteyebileceğini söylemiş Ricky Gervais.Evet, karakteri Tony’nin geleceğini bizim zihnimize bırakmış olsa da biraz (ben artık biraz durulduğunu, kederden elemden kurtulduğunu ummak istiyorum) onun ellerinde şekillenen hikayesini görmek de güzel olurdu. Bizi bu düştüğümüz yerden kaldırmak zorundasın Ricky Gervais!

 

After Life 2. sezon After Life 2. sezon  After Life 2. sezon  After Life 2. sezon