Sanalın gerçekliği: Free Fun

Teknolojinin günlük kullanımının daha da arttığı şu günlerde, kültür-sanat alanının dijital platformlara uyarlanış şekillerini izliyoruz. Bir taraftan dijitalin hayatımızı ne denli değiştirip dönüştüreceği üzerinde kafa patlatırken sanal gerçeklik ve gerçekliğin yapaylığına dair sorgulamalar yapan Free Fun çıktı karşımıza.

Free Fun, Fehmi Öztürk’ün ilk kısa filmi. Dünya prömiyerini Karantina Öncesi (K.Ö.) Mart ayında, Washington’un en eski bağımsız film festivali olan DC Independent’ta yapan film Avusturalya’daki Pride Queer Film Festivali’nde de gösterildi. Ayrıca Cannes Film Festivali’nin Cannes Short Film Corner kataloğunda da yerini almıştı.

1585558273_Free_Fun_Afi__

Sanal ile toplumsal gerçeklik, “oyun” ile “gerçek” arasında sorgulamalara çıktığımız Free Fun, üstümüze giydirilen toplumsal rollerden beklenenleri icra ettiğimiz ve kendi gerçekliğimizi yaşadığımız alanlar arasında öznenin yaşadığı durumu tartışıyor. Yaşadığımız gerçek mi, yoksa bir sanrı mı sorusundan ziyade (ki Matrix’ten beri, özellikle bu günlerde çok sorduğumuz bir soru oldu bu yeniden) dayatılan toplumsal cinsiyet rollerini performe ettiğimiz ya da bu rollerin dışına çıkabildiğimiz, kendimiz olabildiğimiz alanların hangisinin ”performans”, hangisinin ”gerçek” olduğuna dair bir sorgulama demek daha doğru olur. Ve bu sorgulama, muhtemelen yakın gelecekte daha da kallavi bir şekilde hayatlarımızda yer edecek olan VR’ın o ”zihin açıcı” teknolojisi üzerinden filme taşınıyor.

Bu vurucu olduğu kadar izleyiciyi de peşinden sürükleyen filmi, yönetmeni Fehmi Öztürk’le konuştuk bir de.

Hayatın neredeyse durduğu bir dönemdeyiz. Evlere çekilip fiziksel mesafe almış olsak da sosyal mecralardan ve teknolojinin sağladığı alanlar üzerinden bir araya gelmeye devam ediyoruz. Sen de yönetmenliğini üstlendiğin kısa film Free Fun’ı internet üzerinden, dijital platformlar aracılığıyla izleyiciyle paylaştın.

Biraz başa saralım istersen, film ilk ne zaman aklında oluşmaya başladı? Hazırlık sürecinden bahsedebilir misin?

Fikrin aklıma gelmesiyle filmi bitirme süresi arasında aslında çok kısa bir süre var. Fikir aklıma geldiği gün, yakın bir arkadaşımla buluşmuştum, ona anlattım, ”Fehmi bunu mutlaka yapmalısın” dedi, beni bayağı bir yüreklendirdi, hemen o gün senaryoyu yazdım.

Yıllardır dizi sektöründe olduğum için ekip bulmakta zorlanmadım. Senaryoyu yazdığım günün ertesinde sete gittim; ”Arkadaşlar böyle bir projem var, bunu gelecek hafta çekelim mi” dedim. Herkes de benim kadar heyecanlanıp, ”Biz hazırız hocam” diyerek dahil oldu. 10 gün içinde tek tek kostümler seçildi, mekan bakıldı (mekan bulmak oldukça zor oldu, ama en güzeli oldu bence), ekiple kuracağımız dünyanın atmosferi üzerine uzun uzun konuştuk ve 10 gün sonra sete çıktık. Senaryonun bir gece önceden geldiği dizi sektöründe, hemen ertesi gün sete çıkmaya alışkınız. Ekipçe reflekslerimiz gelişkin; bu yüzden 10 gün yetti bize.

Filmi bir günde çekmek zorundaydık maddi olarak, çünkü yola çıkarken bir yapımcım yoktu, sadece daha önce birlikte dizi çektiğimiz Serdar Gözelekli ortak yapımcım oldu. Kendi imkanlarımızla, kendi kişisel ağlarımızla çekebildik. Belki biraz beklesek fon  arasak bulabilirdik ama yetiştirmek istediğim bir yarışma vardı, o yarışmayı kaçırmak istememiştim.

View this post on Instagram

Fragmanımız yayında…

A post shared by Free Fun (@freefun_movie) on

Set günü benim için büyülü geçmişti. Etrafım bugüne kadar sevdiğim oyun karakterleri ve süper kahramanlarla doluydu. 34 yaşımda kendime bir oyun alanı açmış ve oynamaya gelmiş, heyecanlı ve arsız bir çocuk gibiydim. Etrafımda 100’e yakın arkadaşım vardı ve ben oyun kurucuydum. Gerçekten hayatımın en özel günlerinden biriydi, etrafımdaki herkes de arkadaşım olunca enerjimizin işe de yansıdığını düşünüyorum, çünkü film çekmek gibi değil de arkadaşlarımızla bir arada oyun oynamak gibiydi süreç.

Filmin esas hikayesi aslında bittikten sonra başlıyor. Festival süreci iyi yönetilmesi gereken bir süreç. Ve daha önce hiç kısa film çekmemiş biri olarak bu süreci nasıl iyi yöneteceğime dair de bir fikrim yoktu. Daha önce Zeynep Atakan’ın Pitching Studiosu’nda atölyelere katılmıştım, Zeynep Hanım filmi izledi ve filme çok güvendiğini ve gönüllü olarak bana danışmanlık yapmak istediğini söyledi. Film ve benim için muhteşem bir şans oldu bu. Filmimizin festival süreci yeni başladı. Mart ayında dünya prömiyerini Washington’un en eski bağımsız film festivali olan DC Independent Film Festivali’nde yaptı, ayrıca yine Mart’ta Avustralyadaki Pride Queer Film Festivalinde gösterildi. İsimlerini şu an açıklayamadığım (basın toplantılarından önce açıklayamıyoruz) beş festivale daha kabul gördü, fakat Covid-19 virüsü sebebiyle filmin festival süreci biraz yavaşladı.

”İlk ‘ikiyüzlülük’ kelimesini kullanırken biraz düşünmüştüm, ağır mı olur diye, sonra ‘ikiyüzlülük’ kelimesini bilerek kullandım.”

Free Fun beş dakikalık bir sürede seyirciye, üzerine düşünülmüş, emek harcanmış, izlemesi keyifli bir hikaye sunuyor. Kika ve Tutu performansını defalarca izledim 🙂  Kostüm, makyaj, müzik, koreografi gibi filmin detaylarını geliştiren süreçler nasıl gelişti? Oyuncular bu süreçlere ne kadar dahil oldu?

Kika’yı oynayan arkadaşım bir performans sanatçısı; drag performans yaparken oluşturduğu karakterin adı KiKA. Kika’yı yaratmada zorluk çekmedim, çünkü Kika zaten bu hikayeyi kurarken benim ilham kaynağımdı. TuTu, karakterini Tuvana Türkay ile birlikte yarattık, sanırım TuTu’yu başka biri oynasaydı bu etkiyi veremeyecekti, hem aşırı güzel hem aşırı seksi hem iyi dans edip hem kavga edebilen başka birini bulmak zordu.

Tuvana’ya rolü ilk teklif ettiğimde çok heyecanlanmıştı ve set gününe kadar drag dans videoları izleyerek rolüne çalıştı. Setten bir gece önce Mustafa’yla birlikte buluşup biraz koreografi çalıştılar ama itiraf etmek gerekirse çalıştıkları koreografiyi sette uygulamayıp doğaçlama yapmak istediler. O an biraz gerildim ama doğaçlama daha gerçek oldu, şiddeti o an beklemedikleri için daha gerçek tepkiler çıktı. Mustafa ve Tuvana muhteşem bir performans sergilediler. Çok şanslıyım onlarla çalıştığım için.

1585558329_Free_Fun

”Evlerimizde yalnızken bile özgür değiliz çoğu zaman, kafamızda konuşan onlarca kişi var; patronumuz, babamız, iş arkadaşımız, sevgilimiz…”

Film, dayatılan toplumsal rolleri performe ettiğimiz ya da bu rollerin dışına çıkabildiğimiz, kendimiz olabildiğimiz alanların hangisinin performans, hangisinin gerçek olduğuna dair bir sorgulamaya götürüyor. Burada aile içindeki ilişkilerin ikiyüzlülüğüne odaklandığını belirtiyorsun. Egemen ideolojiyi aşılayan, yeniden üreten aygıtlarından ”aile” kurumu içerisindeki ilişki dinamiklerine, ”ikiyüzlülük” demeyi neden tercih ettin?

Çok güzel bir soru, ilk ”ikiyüzlülük” kelimesini kullanırken biraz düşünmüştüm, ağır mı olur diye, sonra ”ikiyüzlülük” kelimesini bilerek kullandım. Sistemin her anlamda devamı için toplumun üremeye ihtiyacı vardır, çünkü sistem insansız devam edemez. Bu üremeyi de ”derli toplu” bir şekilde aile kurarak sağlayabiliyoruz. Aile kurmak ve aile kültürünü oluşturabilmek için doğduğumuz andan itibaren hikayeler ve mitler dinlemeye başlarız, sürekli aile kutsanır ve biz aile kurmaya programlanırız. Aile kurmayanlar sistemin dışında görülür ve ötekileştirilir. Kendi arzularınız aile kurmanın ötesindeyse ve aile kurmanız dayatılıyorsa ve o aileyi kuruyorsanız orada bir insanın ”iki yüzü” oluşmuş oluyor: birinci yüzünüzde ailenin üyesisiniz, ikinci yüzünüzde ise bu aileye ait değilsiniz ama bu aileye ait olmak zorundasınız.

Özgür alanı nasıl tarif ediyorsun? Filmde gördüğümüz kadarıyla özgürce, kendi gerçekliğini yaşayabildiğin ama kuralların da olduğu bir oyun alanı gibi… Bireyin kendi olabildiği ilişkiler, sanal olmayan alanlar nasıl yaratılıyor günümüzde? 

Özgür alanlarımızın çok kısıtlı olduğunu düşünüyorum. Evlerimizde yalnızken bile özgür değiliz çoğu zaman, kafamızda konuşan onlarca kişi var; patronumuz, babamız, iş arkadaşımız, sevgilimiz… Onları beynimizde susturduğumuz an özgürleşeceğimizi düşünüyorum. İster Ortadoğu’da yaşayalım ister Batı’da yaşayalım, kafamızdaki bu sesleri susturamadıkça özgürleşemeyiz. Ben de birçok sesi susturup bu filmi çekebildim, çekmemem için beynimde konuşan çok insan vardı 🙂

1585558328_Free_Fun

”Set günü benim için büyülü geçmişti. Etrafım bugüne kadar sevdiğim oyun karakterleri ve süper kahramanlarla doluydu. 34 yaşımda kendime bir oyun alanı açmış ve oynamaya gelmiş, heyecanlı ve arsız bir çocuk gibiydim.”

Özgürce sokağa çıkıp, bir araya geldiğimiz günlerde, toplu gösterim yapmayı düşünüyor musunuz?

Şu an ismini veremediğim iyi bir festivalde gösterilecekti İstanbul’da; umarım en kısa zamanda bu süreci en az kayıpla atlatıp, hep birlikte filmi izleriz. Filmin dünya prömiyerinde oyuncumuz Mustafa Washington’a gidip filmimiz adına orada bulunmuştu. Seyirci tepkilerini merak ettiğim için film oynanırken biraz kayıt almasını istedim. Filmin sonlarına doğru bütün salon kahkahalarını durduramıyordu. O anda orada olmayı çok isterdim, birebir tepkileri almak çok heyecan verici çünkü. Umarım İstanbul’da yaşayabiliriz bunu en kısa zamanda.

Salgın hastalık sonucu geldiğimiz durum karşısında senin gibi, sanat icra eden kişi, kurum ve toplulukların yaptıklarına dair söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Bu süreçte herkesin online bir şeyler paylaşmasını muhteşem buluyorum. İnsanların kendilerini ifade etme isteği var. Bazıları bunu sanat yoluyla, yetenekleri çerçevesinde yapar ve paylaşmak ister, büyüsün çoğalsın ister. Bu süreçte birçok sanat kurumu da sanatçılarına böyle imkanlar sağlıyor. Bu üreten için de motivasyon kaynağı oluyor. Dört duvar arasında binlerce onu merak eden kişiye ulaşabiliyor. Evde dışarıya çıkamadıkça içimize dönmemiz, kendimizle ilgili yeni şeyler keşfedip yeni hikayelerin peşine düşmemizi sağlayabiliyor. Umarım bu süreç hepimizi çoğaltabilecek bir süreç olur.

free fun