Fiona Apple ve ev yapımı başyapıtı: Fetch the Bolt Cutters

Kafasının çokça karışık olduğu gençlik yıllarında bile üzerimize bolca bilgelik saçan (bu bilgelikten delilik çıkaranlar, sizi de duyuyoruz) Fiona Apple, yapımını uzun yıllara yaydığı yeni albümü Fetch the Bolt Cutters’ın kayıtları için eve kapanıyor hatta evini bir tür enstrüman gibi albüme dahil ediyor. Ortaya çıkan ise muhtemelen daha önce dinlediğiniz hiçbir şeye benzemiyor. Sesten sese, duygudan duyguya geçerken tek ve doğru bir çizgiden ilerlemektense zikzaklar çiziyor ve kendine has, beklenmedik bir rota çiziyor Fiona Apple. Zihin açıcı, vurucu, hatta belki yorucu ama bittiğinde dinleyene ”Bana ne oldu şimdi” dedirtecek güçte bir albüm Fetch the Bolt Cutters. O eski halimizden eser yok şimdi…

Albümdeki parçalar genel haliyle şöyle bir şekillenip tamamlandıktan sonra ”Fetch the Bolt Cutters” adına karar veriyor Fiona Apple. Doğrudan Türkçeye çevirince bir garip tabii: ”Cıvata kesiciyi getir”. Aslında bu sözü, Gillian Anderson’ın The Fall dizisindeki karakterinin replikleri arasından kapıyor. Diziyi izlediyseniz hatırlarsınız muhtemelen; Kuzey İrlanda’nın karanlık diyarlarında bir seri katilin peşine düşen detektifi canlandırıyordu Gillian Anderson. Kadın kurbanlarını öldürmeden önce kaçırıp işkence eden bu seri katili bulmak için her yeri alt üst eden detektifimiz ikinci sezonun son bölümünde yine bir suç mahaline geliyor. Terk edilmiş bir ev burası. İçeride yine bir kurbanı bulacaklarını düşünüyor. Arabasından iniyor ve eline lastik eldivenlerini geçirirken ağzından şu sözler dökülüveriyor: ”Fetch the bolt cutters” yani ”cıvata kesiciyi getirin”. Her zamanki cool haliyle, kapının kilitlerini, zincirlerini söküverecek kurbana ulaşacak ve belki de onu kurtaracak. Fiona Apple ise bu sözleri, ”Sizi özgürleştirecek aleti bulun, kırın zincirlerinizi” anlamında yorumluyor ve albümün üstüne yapıştırıveriyor. (Bu yazıda cıvata sözcüğünü kullanmamız gerekeceğini hiç düşünmemiştik.)

gillian anderson fetch the bolt cutters fiona apple

Evet, bir anlık İrlanda’nın karanlıklarına doğru gitmiş olsak da Los Angeles’a, 2002’den bu yana Fiona Apple’a ev sahipliği yapan bu güneşi bol şehre dönelim.

Uzun aralar, rekor kıran adlar

Adı 1999 tarihli ikinci albümü When the Pawn… kadar uzun olmasa da (”When the Pawn Hits the Conflicts…” diye başlayan 444 karakterle yazılmış bir şiir aslında bu albümün adı, hatta tüm zamanların en uzun albüm adı olarak Guiness Rekorlar Kitabı’na da geçmişti. Kesin koyu hayranları ezbere biliyordur bu şiiri) yine müzik alemi için oldukça uzun sayılabilecek 2012 tarihli albümü The Idler Wheel Is Wiser Than the Driver of the Screw and Whipping Cords Will Serve You More Than Ropes Will Ever Do sonrasında arayı çok fazla açmadan işe koyulmuş Fiona Apple ve 2015’te, Fetch the Bolt Cutters için materyalleri biriktirmeye başlamış.

Neredeyse 25 seneye uzanan kariyeri boyunca, onca üretkenliğine rağmen her yıl bir albüm patlatmaktansa albümleri arasında durup uzun uzun bekliyor Fiona Apple. Kimi zaman öyle tercih ettiği için bazen de hayat onu umulmadık yerlere savurduğu için. 25 yılda 5 albüm, bulduğu genç bir yetenekten sürekli hit çıkarmasını bekleyen müzik endüstrisi için az sayılır aslında.

Extraordinary ‘hit’ machine

1996 yılında, 19 yaşındayken yayınladığı Tidal ile nice hit’e imza atan, bir de üstüne Grammy kapan Fiona Apple, plak şirketlerinin kalp atışlarını hızlandırmıştı muhtemelen ama o bildiğinden pek şaşmadı. İlk erkek arkadaşından ayrıldıktan sonra yazdığı şarkılarından oluşan Tidal’da arıza tonlarda tınlayan piyanosunun başında kalbi kırık, öfkeli ve şaşkındı. Albüm sonrası bir fotoğraf çekimi sırasında karşılaştığı yönetmen Paul Thomas Anderson’la yeni bir aşka yelken açan Fiona Apple, ikinci albümü When the Pawn… için malzemesini toparlamakta da çok zorlanmamıştı. Üçüncü albüm söz konusu olduğunda ise pek ortalarda yoktu… Prodüktörü Jon Brion kapısında yatıyor neredeyse, yeni bir albüm için kendisini ikna edebilmek adına.

Evet, üçüncü albüm için Fiona Apple bir şekilde ikna ediliyor ve Jon Brion ile birlikte stüdyoya giriyorlar ama burnundan getiriyorlar kadıncağızın. ”Kayıtlardan emin değilim, tekrar yapalım bazılarını” demesine rağmen, plak şirketi  Epic, gelecek paraları düşünüp ellerini ovuşturarak harekete geçiyor. Fiona Apple’a haber bile vermeden albümün yayın tarihini duyuruyor hatta. Sağlam bir hayran kitlesi olduğunu o sıralarda görüyoruz zaten.

Fiona’nın hakkını gözetip kollayan hayranları

2005 yılı. Albümün Fiona Apple’dan bağımsız bir şekilde ilerleyen yolculuğu karşısında hayranları ayaklanıyorlar, plak şirketinin önünde protesto yapıyorlar. ”Madem Fiona Apple bu albümün yayınlanmasını istemiyor, biz de istemezük” diyorlar. Mailler, mektuplar yolluyorlar. Çok da ses getiriyorlar aslında. Epic’in o dönemki başkanı Steve Barnett çıkıp ”Tamam anladık, Fiona kayıtlara devam ediyormuş, biz de hayranlarının arasına katılıyoruz ve albümün tamamlanacağı o günü beklemeye koyuluyoruz” diyor.

Diyor da albümden parçalar radyolarda yayınlanmaya başlayınca ya da internete sızınca da bir şey yapmıyorlar. Çok kızmış da olabilirler aslında tabii. Albümün 2003’te yayınlanması planlanırken olmuş 2005. Hem hâlâ bitmemiş. Fiona bu sefer bir de Jon Brion olmadan stüdyoya giriyor; albümün büyük bir kısmını hatta baştan kaydediyorlar. Extraordinary Machine adlı bu albüm Ekim 2005’te yayınlanıyor sonunda, hatta bir Grammy daha geliyor Fiona’ya ama uzun bir süre stüdyoya girmeyecek şekilde kapatıyor süreci. Bir sonraki yani dördüncü albüm The Idler Wheel… ile aralarında yedi sene var…

Piyanonun tüm duyguları

Arada yıllar geçse de vokaller ve piyano ekseninde şekillenen müziğinde çok farklı yollara sapmadan ilerlemişti Fiona Apple. Ama tabii ana hatlarda. Piyanonun dominant olduğu müziklerde böyle bir his var sanırım. Tek bir enstrüman belirleyici olunca aslında şarkıların nerelere çıkabildiğini içine girdikten sonra anlamaya başlıyorsunuz. Fiona Apple’ın müziğinde de önce sözler ve anlatılanlar değişti yıllar içerisinde. Nitekim 17’lik, aşkının peşinden ağlayan bir kadın değildi artık. Dertler değiştikçe, mücadeleler de farklı boyutlar kazanıyor. Hele ki sözünü sakınmayan bir kadın söz konusuysa, anlatıların da gücü artıyor. Eğer siz de Fiona Apple’la birlikte büyüdüyseniz, karşınızda duygularınızın ve yaşadıklarınızın sözcülüğünü yapan biri varmış gibi hissedebilirsiniz. Mesela piyanodaşı olsa da kendisinden bir-iki jenerasyon yukarıda olan Tori Amos cephesinde işler daha farklı ilerledi sanki. Tori Amos bir star oldu, gerçeklikten koptu; o eşsiz piyanosuna kapılmamak mümkün değil ama anlattıkları sanki fantastik bir kitaptan fırlamış gibi geliyor bir noktada. Fiona’nın sahiciliği o açıdan önemli.

Bir şeyi olduğu gibi sahiplenip üstlenmektense, önce onu inceleyen, gerekirse tepkisini dile getiren ve yine kendi bildiğini yapan biri Fiona Apple. Şarkılarıyla yıllarca kurduğumuz duygu ortaklığı gösterdi bir kere bunu bize. Onun adına böyle atıp tutuyorsak, geçmiş yıllardaki muhabbetimizden. Hem zaten bu söylediklerimizi o da savunur. Sadece şarkılarında değil, röportajlarında hatta sahnede ödül alırken bile vurguluyor bunu. Grammy ödüllerinde, henüz 19’lukken sahnede hayranlarına şöyle seslenmişti: ”Bizim açımızdan cool olduğunu düşündüğünüz şeyleri yaparak; bizim giydiklerimize ya da söylediklerimize göre şekillendirmeyin hayatınızı. Kendiniz olun.”

Evin her köşesinden yükselen bir albüm

2015’ten beri biriktirdiği şarkıları bize sunduğu Fetch the Bolt Cutters’ta da yine aynı karakteriyle karşımızda. Ama bu sefer müziğinde bambaşka yollara sapıyor. Ve Fiona Apple, daha önce hiç olmadığı kadar ”deneysel”.

Her şey öncelikle Fiona’nın Los Angeles’taki, Venice Beach’te konumlanan evinde başlıyor. Müzisyen arkadaşları Amy Aileen Wood, David Garza ve Sebastian Steinberg’i de yanına katarak evde yeni şarkılar için provalar yapıyorlar. Hem bu provalar sırasında sadece enstrümanlarını değil, evdeki eşyaları da kullanmaya başlıyorlar. Mesela rahmetli köpeği Janet’ın kemiklerini bile kullanıyorlar şarkı kayıtları sırasında. (Vaktiyle Janet hastalandığında 21 konserini birden iptal etmişti Fiona Apple, evde kalıp ona bakabilmek için.) Ellerine ne geçirirlerse vurup sallayıp ses çıkartarak parçalara ekliyorlar. Evin duvarları, parkeler, vs… Her şey albümdeki perküsyonların birer parçası haline geliyor.

fiona apple album fetch the bolt cutters

Bir enstrüman olarak ”ev”

Sonra gün geliyor, ”Tamam çocuklar iyi eğlendik, şimdi bunu stüdyoya taşıyalım, kayıtlara başlayalım” diyorlar ve tam teşkilat stüdyoya giriş yapıyorlar. Fiona Apple’ın bilgisayarında, GarageBand üzerinden kaydettikleri şarkıları derli toplu kaydetmeye girişiyorlar. (Yani GarageBand bayağı iyi sahiden… En amatör podcast’ler için bile daha havalı programlar kullanılıyor yahu 🙂 Ama her şey evde başladığı ve evde geliştiği için uyum sağlayamıyorlar buranın ciddiyetine; çıkan sonuçlardan da memnun kalmıyorlar. İstikamet; yeniden ev.

Yani karşınızda tamamen ev yapımı, hatta evin koca bir enstrümana dönüştüğü bir albüm var. NPR’daki röportajında burası benim yetişkinliğe doğru evrilmemi sağlayan bir rahim gibi. Albümde de bir enstrümana dönüştüğünü hissettim hatta bir mikrofon oldu” diyor hatta, ”grubun bir elemanı gibi” diye de ekliyor. (Şu ara hepimiz için ev böyle deli deli hisler yaratıyor aslında, değil mi? Koca yürekli Fiona bunu da önden görmüş galiba.)

Evdekilere, evden bir hediye

Albüm dediğimiz gibi, 2015 başında ortaya çıkmaya başlamış olsa da Fiona Apple, içine sinmeden bırakmıyor, malum. 2019’da hâlâ net bir tarih vermemişti; albümün çok yakında bir yerlerde olduğunu söylemiş olsa da.

Sonra ne oldu?

İpuçlarını aldığımız o albüm, eve kapandığımız derbeder günlerden birinde karşımıza çıkıverdi. Tamamen dijital olarak yayınlamıştı Fiona Apple, GarageBand’de kaydettiği bu çılgınlığı. Şu çaresiz günlerde derdimize derman olmak için. Zira plak şirketi Epic’e kalsa, tanıtımını yapabilmek için albümü Ekim ayında yayınlayacaklardı. Fiona Ablamız, dinleyicisini düşünüyor.

Bu sefer bilmediğimiz bir yerden sesleniyor Fiona Apple

Yalnız, ”deneyselliği” ile baş döndürüyor ilk anda bu beşinci albüm. Piyano başında döktürmesine alışık olduğumuz Fiona Apple, farklı enstrümanlar arasında oradan oraya atlarken, onun dünyasında bilmediğimiz yerleri de görüp duymamızı sağlıyor. Zaten kaydettiklerinin bu sıra dışı hali onu da endişelendirmiş başta: ”Albüm olamayacak bir albüm kaydettim sanırım” demiş New Yorker’a. Herhalde ticari müzik dünyasının orta yerinden çıkıp da deneyselliğe doğru savrulan her müzisyenin ilk anda zihninde çakan bir korku bu olmalı. Plak şirketlerinin hit taleplerini karşılamak üzere şartlandırılmış yıldız bir müzisyenin her ne kadar artık o standartlarda düşünmese de, ”klasik albüm” formatını düşünmesi ve bundan uzaklaştığı için endişelenmesi kaçınılmaz tabii. Albümler artık dijital ortamda, bütünlüklerinden uzaklaşmış, parçalara bölünmüşken yersiz bir endişe gibi gelebilir bazılarına ama 90’lardan geliyor Fiona Apple.

Yine aynı şekilde, dijitalden artık albümleri baştan sona değil de, parçalayarak, şarkı şarkı atlayarak dinleyenler için de çok fazla bir şey ifade etmeyebilir Fetch the Bolt Cutters. Sesler Fiona Apple’ın ellerinde oradan oraya doğru atlarken bambaşka yerlere savuruyor dinleyiciyi de. O duru vokalleri de seslere eşlik ediyor. Haliyle ortadan dinlemeye başlamanız, daha önceden bilmediğiniz bir filmi, tam yarısından itibaren izlemeye başlamak gibi.

Meseleleri ise belki her zamankinden de daha politik Fiona Apple’ın. Tüm sistemi alaşağı etmeye kararlı sözleri, toplumla ve hemcinsleriyle kurduğu ilişkiler, sosyal roller ve bunların yarattığı can sıkıntısı ve başkaldırı…

Kendi içimize, kabuğumuza çekildiği bir dönemde, müthiş bir uyandırma şekli. Fiona Apple dünyayı kurtarabilir mi bilinmez ama, dinleyicisinin kendisine şu zamanda çok şey borçlu olduğu kesin.

(Yazının fotoğrafı, Chad Batka’ya ait, The New York Times’tan)