5 maddede dadandık: Haftalık popüler kültür raporu (14 – 21 Mayıs)

Geçtiğimiz hafta boyunca dadandığımız ama çok tembel olduğumuz için yazmaya üşendiğimiz birkaç popüler kültür haberi…

(Kapak kolajı: İrem Türkmen)

1- Sen Matrix’i anlamamış mısın Elon Musk?

Twitter’daki muhabbeti gördüğü anda Lily Wachowski’nin beynine kan sıçramış olmalı. Kardeşi Lana Wachowski ile birlikte kurguladıkları ve 2000’lerin zihnini açan o muhteşem anlatıyı alıp mundar etmişler resmen. Neyse ki fuck you’yu yapıştırması uzun sürmedi de bizim de içimizin yağları eridi.

Elon Musk’ın delilik ile dahilik arasında kafası dumanlı geçişler yaptığını bir süredir izliyorduk zaten. Şu ara evde kalmak kendisine pek yaramamış olmalı.

Uyan Amerika

Önce COVID-19 ile birlikte gelen bu karantina döneminin, ABD vatandaşlarını kontrol altına almak için uydurulmuş bir baskı yöntemi olduğunu söylemeye başladı. İnsanların iradeleri ellerinden alınmıştı ve bunların hepsi büyük bir planın parçasıydı!

”FREE AMERICA NOW” diye bağrıyordu Twitter’dan. Amerika’ya özgürlüğünü geri verin, insanları sokağa çıkarın, fabrikaları açın.

Ya da sadece ”fabrikaları açın”. Tahmin edileceği üzere, Elon Musk’ın tüm bu hezeyanlarının sebebi, 23 Mart’tan bu yana Tesla’nın fabrikasında üretimin durmuş olması. Hatta bununla ilgili daha açık bir tehdit de savurdu: ”Eğer karantinaya bir an önce son vermezseniz Tesla’nın üretimini California’dan alıp Nevada’ya taşırım.”

BBC’de çıkan habere göre, bu tweet atıldığında California’da 2,715 kişi koronavirüs sebebiyle hayatını kaybetmişti. ABD’de ise koronavirüs sebebiyle ölüm sayısı 90 bini geçti. Musk’ın California’daki fabrikasında ise 10 binden fazla çalışan var. Fabrikanın üretiminin durdurmamış olması durumunda ne kadar büyük bir tehlike yaratacağını varın siz düşünün.

X Æ A-12

Bu arada bir de müzisyen Grimes’la oğlu dünyaya geldi Elon Musk’ın. Özel hayatı bambaşka bir konu elbette ama oğullarına verdikleri isimle bir kez daha gündeme oturdu Elon Musk: X Æ A-12 (Tek seferde yazamadığımız için copy-paste yapmak zorunda kaldık.) İsmin ne anlama geldiğine ve nasıl telaffuz edileceğine dair bir sürü muhabbet dönmeye başladı. Neyse ki ona da kendisi bir açıklık getirdi.

Bir dönem, dünyanın geleceğine dair ciddi kafa yormuş, olabilecek tüm senaryoları önlemek ve insanlığı çok daha iyi bir yere taşımak (mesela Mars’a) için formüller sunan dahi bir iş adamı olarak karşımızdaydı Elon Musk. Tesla ve SpaceX ile teknolojinin zirvesine çıkmış olması bir yana, Solar City ile küresel iklim krizinin geri dönülmez bir noktaya geldiği şu günlerde, ciddi çözümler sunuyordu. Onu gündeme getirenler de bu dahiyane işleriydi. Uzaya bir Tesla göndermişti mesela. Sırf yapabildiğini göstermek için. Deliceydi ama heyecan vericiydi bir noktada.

Son zamanlarda ise icraatlerinden ziyade, Twitter’dan savurduğu sözlerle ve işte oğlunun ismi gibi, özel hayatına dair umulmadık detaylarla karşımızda. Gözünü Mars’a dikmiş bir adamın, çocuğuna sıra dışı bir isim vermesi şaşırtıcı değil de; gözünü Mars’a dikmiş bir adamın, sistem eleştirisini hiç olmayacak bir yerden alıp yorumlaması şok edici gerçekten.

Ah kırmızı hap…

Twitter’dan ABD’li takipçilerine ”Sistemin kölesi olmayın, iradenizi ele geçirmelerine izin vermeyin” temalı çağrılar yapan Elon Musk kendini tutamayıp ”Kırmızı hapı seçin” diyerek Matrix göndermesini de patlatıverdi. Hatırlarsanız Matrix’in ilk filminde Neo, Morpheus’un uzattığı kırmızı hapı yutarak bedenini ve zihnini kontrol altına alan simülasyondan, yani Matrix’ten çıkabilmiş, iradesini yeniden kazanabilmişti. Elon Musk da insanlara karantina adı altında kendilerini kısıtlayan bu sisteme karşı çıkmalarını söylüyor, bu kırmızı hap göndermesiyle.

Komik çünkü aslında bir kapitalizm devi olarak sistemin ta kendisi olduğunu fark etmiyor. İnsanları fabrikalarda çalışmak için sisteme karşı gelmeye çağrıyor. Karantina bitsin, insanlar sokağa çıksın, üretim devam etsin, Elon Musk para kazansın. Pardon da, Wachowski’lerin Matrix adı altında anlattıkları köleleştiren sistem tam da bu değil miydi yahu? Filmi izlemedi de Wikipedia’dan falan özetini mi okudu acaba.

Make America Great Again

Bu arada ”kırmızı hap”ın temsil ettikleri sadece bundan ibaret değil. ABD’de, aşırı sağ kesimin de uzun zamandır talihsiz bir şekilde kullandığı bir sembol, kırmızı hap. Make America Great Again söylemine kadar giden faşist görüşlerin, toplumu ”uyandırmak” adına tekrarladıkları bir gönderme. Değişimin filmdeki gibi kırmızı hapla başlayacağını iddia ediyorlar.

Belki tüm bunlar ilk anda akla gelmezdi, Elon Musk’ın göndermesi yersizliğiyle anılırdı sadece ama Ivanka Trump yetişti neyse ki ve Elon Musk’ın tweet’inin üzerine ”Ben çoktan aldım” diye cevap yapıştırdı. İşin buraya varmasını Elon Musk bekliyor muydu bilmiyoruz ama Tesla tarafında büyük bir endişe yaratmış olabilir.

Karşı olduğu ne varsa hepsinin tek bir tweet’te toplanmış olduğunu görmek belli ki Lilly Wachowski’yi harekete geçirmiş çünkü ”İkiniz de s**tirin” diye karşı tweet attı, Ivanka Trump’a ve onu coşturan Elon Musk’a.

Kendi kendinin karikatürüne, bir tür komedi malzemesine dönüştü Elon Musk. Çok da trajik bir şekilde. Oysa biz onun bizi Mars’a götüreceğine inanmıştık. Bu arada basın danışmanları falan varsa (yok gibi davranıyor), biri gerçekten Matrix’i izletip konuyu anlatsın kendisine.

2- Karpuz güzeli Harry Styles

Karpuz demek, yaz demektir. Bünyeye dolan o mis gibi kokular eşliğinde hafiflemek, yudum yudum serinlemek demektir. (Bir Elon Musk olamadık ama karantina bizi de çarptı.)

2020 felaket haberleriyle her şeyi elimizden almaya çalışırken yaza dair umutlar da yavaş yavaş ısınan havayla birlikte buhar olup uçuyor. Neyse ki Harry Styles yetişti de; karpuzu da, yazı da hiç kimselere kaptırmayacağımızı ilan etti ve 2019 tarihli albümü Fine Line’da yer alan Watermelon Sugar adlı parçası için çekilmiş klibi yayınladı.

Klip, ex-One Direction üyesi Harry Style’ın popüler geçmişine ufak ufak göndermelerle doluymuş. Mesela o mavi gözlüklerini klipten önce, 2019’daki Rolling Stone kapak çekiminde takmış, o masa başında oturup karpuz yediği plajda da daha önce One Direction parçası What Makes You Beautiful’u çekmişler, ayrıca Watermelon Sugar klibinin sonu Kiwi adlı parçasına çekilmiş klibinkiyle benzermiş falan filan.

Klipte baştan sona Gucci’nin 2020-21 Sonbahar/Kış koleksiyonunu giyen Harry Styles (bu da kliple ilgili vurgulanan bir konu oldu, gerçi ne giyse yakışıyor) saçları gibi uçarı tarzıyla ve elinde karpuzla sosyal medyanın orta yerine düşüverdi. Baharı müjdeleyen cemreler gibi, karpuzuyla yazın gelmekte olduğunun haberini veriyordu resmen. COVID-19’la hırpalanmış bünyelerimizi canlandırmıştı resmen.

Bu arada Harry Styles bu videoyu, birbirimize rahatça dokunabildiğimiz o günlere ithaf etmiş. Sadece karpuzu, yazı değil, teması da özledik galiba. Dokunmak demişken, son bir detay daha: Klipte Harry Styles’a eşlik eden model Ephrata, Harry’nin sette ne kadar saygılı olduğunu dile getirmiş. ”Kendisine verilen direktiflere rağmen, benim onayımı ve iznimi almadan zerre dokunmaya kalkışmadı bana” demiş. Doğrusu bu ama biz yine de bir ”Aferin” çekelim Harry’e.

Asıl Karpuz Güzeli’ni unutma, unutturma!


3- G&G

Yeni Lady Gaga albümüne çok az kaldı; yeni nesil divamızın küçük küçük duyurduğu albümü Chromatica 29 Mayıs’ta yayınlanacak. Ama öncesinde bu hafta, ses getiren bir iş birliğiyle karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Chromatica için Lady Gaga, Ariana Grande’yi de yanına alarak bir parça kaydetmiş: Rain on Me.

Bilim-kurgulara yaraşır bir görsellikle sosyal medya üzerinden duyurusunu yaptılar bu iş birliğinin. Benzer bir styling içerisinde olsalar da ikisi de kendilerine has kimliklerini koruyorlar ve bir nevi birbirlerini tamamlıyorlar. Şarkı neye benziyor acaba?

View this post on Instagram

… water like misery ⛈ #RainOnMe 5/22

A post shared by Lady Gaga (@ladygaga) on

Çok fazla merak etmemize gerek kalmayacak bu arada, parça 22 Mayıs’ta yayında olacak.

4- Dünyanın en korkunç elbisesi… O tatlı çiçeklere rağmen

Minimal İskandinav huzuruna çiçek-böcek eşliğinde dehşet saçan ve Nordik kültürüne dair hislerimizi komple değiştiren Midsommar’daki o ikonik elbise ”müzelik oldu’‘.

Zihnimize işlenen o malum sona doğru yavaş yavaş ilerlerken, baş karakterimiz Dani’nin de dönüşümünü izliyorduk. Mayıs Kraliçesi seçilmek için can hıraş bir şekilde dans ettikten sonra o çiçeklerle bezeli elbiseyi üzerine geçirmiş ve kendini güce kaptırmıştı. Florence Pugh’un en tekinsiz yüz ifadeleriyle, kusursuz bir şekilde canlandırdığı Dani’nin elbisesi, A24’ün düzenlediği bir açık artırmanın sonunda 65 bin dolara Akademi Müzesi’nin oldu.

A24’ün düzenlediği bu açık artırmada o ikonik elbisenin dışında Midsommar’dan başka objeler de satışa çıkmıştı: Elbiseyi tamamlayan çiçekli taç, Jack Reynor’ın taktığı ayı kafası ve nice korkunç düşünceleri çağrıştıran o tokmak da açık artırmada alıcı buldu. Böylelikle elbiseyle beraber Midsommar’dan satışa çıkarılanlar üzerinden 100 bin dolara yakın bir gelir elde edilmiş.

Bu arada bu açık artırmayı A24 cebini doldurmak için yapmıyor: A24 elde edeceği tüm geliri, ABD’de koronavirüsün faturasını en ağır ödeyen şehirlerden biri olan New York’taki yardım kuruluşlarına bağışlayacak.

A24’ün birkaç farklı seferde düzenlediği bu açık artırmalarda başka yapımlardan ünlü objeler de alıcı buldu: Zendaya’nın Euphoria dizisinde giydiği ceket 8.000 dolara, Jonah Hill’in Mid90’s filmindeki kaykayı da 7.500 dolara satıldı. Sırada bir de Uncut Gems’teki taşlı Furby ile Weeknd’in yine filmde taktığı peruk var. O Furby’ye sağlam para verilir yalnız…

5- 90’lardan kim kaldı?

Bu son haber sadece o dönemin çocuklarını sevindirecek muhtemelen: 90’ların esaslı boy band’lerinden Take That, hayırlı bir iş için bir araya geliyor.

90’lı yıllarda giderek artan şöhretleriyle baş döndürücü bir tırmanışa geçen Take That, Robbie Williams’ın grubu terk etmesiyle umulmadık bir anda tüm o gücünü yitirivermişti. Onun solo kariyerine odaklanmak adına yaptığı bu çıkış, sonrasında popüler kültür aleminde sıkça tekrarlanan bir referansa dönüşmüştü. Yani her şey o kadar iyi gidiyordu ki aslında…

Sonrasında tekrar tekrar yolları kesişti Take That üyelerinin. Arada dörtlü olarak devam ettiler. 2010’da Robbie Williams geri döndü; birlikte bir albüm bile kaydettiler, konserler verdiler. Hatta bu kaydettikleri albüm Progress, tek günde 235.000 kopya satarak yüzyılın en hızlı satış yakalayan albümü olarak tarihe geçti.

Sonrasında yine konserler ve albümler için yola birlikte devam etmeye çalışsalar da farklı yönlere gittiler. Robbie Williams baba oldu, aile içine kapandı; 2012’deki Olimpiyatların kapanış töreninde grupla birlikte sahne alamaması da bu yüzdendi. 2014 yılında, Jason Orange da gruptan ayrıldı. Diğer üyelerin çabaları sürse de orijinal kadro çoktan dağılmıştı artık.

Yıllar sonra gelen bu yeni buluşmanın ise özel bir amacı var: Dijital bir konser için bir araya gelecek olan grup üyeleri, gelirin tamamını COVID-19 sırasında ful fors çalışan sivil toplum örgütleri Crew Nation ve Nordoff Robbins’e bağışlayacak. İlk Meerkat Music etkinliği olacak bu konser, 29 Mayıs akşamı, Meerkat Music’in YouTube kanalı ve Facebook Live sayfası üzerinden canlı yayınlanacak. 90’larda stadyumları dolduran grup bu pandemi döneminde dijitalin nimetleri sayesinde bu sefer karşımızda. Robbie Williams geri döndü ama başka bir fire var; belli ki Jason Orange’ı dönmeye ikna edememişler. Grup yine dörtlü olarak yapacak performansını.

 

 

popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür