The Kites ile caz ile funk’ın kesiştiği yerde

Tan Deliorman ve Ozan Erverdi ikilisinin ta çocukluk yıllarına dayanan müzikal ortaklığı The Kites, zamanı ve mekanı aşan müzikleriyle dinleyeni caz ve funk’ın kesiştiği o olağanüstü yere bırakıveriyor. Nostaljik hislerle pekişen şarkılarında, kendine has ritimlerle şekillenen bir enerjiye sahipler. Etkisi katlanarak artan, duyup dinleyene de sıçrayan ve hayal kurduran bir enerji…

Plak formatında yayınladıkları ilk albümleri The Sunset Vibes ile yollarımızı kesiştirdiğimiz The Kites, dünya kapılarını kapamadan çok önce, Red Bull Warm Up projesiyle birlikte Paris’in yolunu tutmuş ve iki yeni kayıt için stüdyoya girmişti. New Generation Jungle adlı bu yeni kayıtlardan biri, bir süredir hayatımızda dönüyor; The Kites’a dair sevdiğimiz tüm o sesler ve hisler eşliğinde… İkilinin bir de Paris’teki günlerini anlatan kısa bir belgesel yayınlandı: Paris’te Funk Zamanı.

Evet, Paris’teki ve Red Bull Müzik Stüdyoları’ndaki günlerinin izini bu belgeselden sürmek mümkün ama bizim aklımızda birkaç soru daha vardı; New Generation Jungle henüz çok tazeyken sormamak olmazdı.

Şu zamanlarda artık bu soruyu sormadan konuya girmek olmaz: Nasılsınız; nasıl geçiyor karantina sizin tarafınızda?

Tan: İyiyiz, sizler de iyisinizdir umarız. Açıkçası karantinada oyun oynuyorum genelde hahah. Şu an davul çalacak yerim olmadığı için enstrümanımla çok vakit geçiremiyorum. Ama aklıma bass-line’lar ve bazı melodiler gelince onları kaydetmeye çalışıyorum tabii.

Ozan: Müzik yapamamak, sahneye çıkamamak can sıkıcı elbette. Umarım en kısa sürede atlatacağız bunu. Yeni fikirleri bir yandan pişiriyorum.

Aslında daha önce küçük bir muhabbetimiz olmuştu ama uzun uzun konuşma fırsatımız olmadı Bu vesileyle biraz geçmişe gidelim: The Kites nasıl bir araya geldi?

Tan: The Kites adıyla başlangıcımız 2018 Ocak olmalı. Ozan’la aynı apartmanda doğduk zaten. Çocukken aktivitemiz genel olarak müzik dinlemek, öğrenmek, yapmaya çalışmaktı. O yüzden proje yeni olsa da geçmişi 20 yıl civarında. Ama canlı ekibe geçişi 2019 başında yaptık. Arkadaşlarımıza sorduk, ”Çalmak ister misiniz” diye. Kabul ettiler ve başladık konserlere.

Ozan: The Kites’ın müziği doğal bir şekilde ortaya çıktı. Çalıp dinlemek istediğimiz müziği yapıyorduk stüdyoda, bunları biraz derleyip başka isimlerle YouTube’a koyalım dedik. Çevremizden çok iyi tepkiler alınca işi ciddiye bindirdik.

KITES-27

Caz ile funk’ın birleştiği harika bir yerden sesleniyorsunuz bize. Yarı nostaljik hislerle dolu… Peki sizi oralara götüren, o dönemlerden seslerle buluşturan ne oldu?

Ozan: Birçok etken vardır mutlaka; önemlilerden biri büyürken dinlediğimiz müzikler.

Tan: Çocukken dinlediklerimizin büyük etkisi olsa gerek. Anne-babalarımız güzel müzik dinliyorlardı. Dire Straits, Bob Dylan, Led Zeppelin ve daha bir çok baba grubun ve sanatçının kasetleri vardı evde, onları dinliyorduk. Çok fazla Jimi Hendrix, vs. dinledik. Babam beni küçükken caz, dünya müziği, ne varsa; tüm konserlere götürüyordu. Hepsi karışınca böyle oldu işte…

Malum, şu dönemde evlere kapandık, dış dünyaya dijitalden bağlanıyoruz. Dijitalin dönüştürücü etkisi üzerine çok fazla kafa yoruluyor. Siz müzisyen olarak baktığınızda durumu nasıl gözlemliyorsunuz? Sizce dijitalin sunduğu bu imkanlar kreatif alanlar ve müzik için nasıl bir değişim yaratabilir?

Ozan: Dijital ortamda dinlediğiniz bir konser hiçbir zaman gerçeğinin yerini tutamaz. Bizim için stüdyoda, evde çalmak da sahnede çalmanın tadını vermiyor; umarım kısa sürede eski haline döner.

Tan: Bilgisayar başında müziğini icra edebilen insanlar için pek bir şey değişmedi zaten. Bizim gibi ekip olarak, enstrümanlarla akustik müzik yapan ekipler için biraz zor oldu tabii durum. İşin dijital kısmı konusunda pek bilgi sahibi olduğumuzu söyleyemeyiz. Çalıyoruz işte, çalmayı seviyoruz biz. Online konser olur, stüdyo performansı olur, ne olursa. Çalalım yeter. Bu aralar uygun ortam yaratabilirsek, klavyecimiz Yağmur’un (Kerestecioğlu) evinde stüdyosu var, orada canlı yayında bir performans yapmayı düşünüyoruz mesela.

”New Generation Jungle’da farklı dinamikler var, karmaşık başlıyor, sonra düzene giriyor; iniyor, çıkıyor tıpkı bir orman gibi. Yeni jenerasyonun bu dönemdeki kafa karışıklığı, ne istediğini bilmeme hali, farklı olma isteği ama bir noktada aynı yere gelip tekdüzeleşmeleri durumunun üzerine yazılmış bir şarkı.”

Şarkıların ortaya çıkma süreci nasıl ilerliyor sizin tarafınızda? Seslerin akıcılığı sanki doğaçlama gittiğinizi hissettiriyor ama nasıl bir çalışma izliyorsunuz yeni bir parça oluştururken?

The Kites: Genelde oturup muhabbet ederken ikimizden birinin aklına bir melodi veya riff geliyor; onu ağzımızla biraz mırıldandıktan sonra enstrümanların başına geçip çalmaya başlıyoruz. Ozan bas gitarda, Tan davulda… Bazen şarkının başından sonuna nereye gideceğini biliyoruz, bazen de bilmiyoruz. Stüdyoda atıştıktan sonra derliyoruz, dinliyoruz ve yeni fikirler çıkıyor ortaya. O melodiyi ilk kez enstrüman başında denerken farklı noktalara da gidiyor, böylelikle yeni partisyonlar çıkıyor. Bu döngüyü tekrarlıyoruz, istediğimiz yere gelene kadar. Hızlı bir şekilde bitiyor şarkılar genelde.

Şimdilerde iki yeni şarkıyla karşımızdasınız. Hatta New Generation Jungle’ı önden dinleme fırsatımız oldu. Bu yeni şarkıların hazırlanmasında neler belirleyici oldu sizin için? New Generation Jungle’a neler ilham verdi?

The Kites: New Generation Jungle ilk albüm çıkmadan önce yazılmış şarkılarımızdan bir tanesi. Bu da kaba fikirlerimizden biriydi, şarkıların ismini genelde sonradan veriyoruz, öncelikle müziğin bize ne hissettirdiğine bakıyoruz. Şarkıda farklı dinamikler var, karmaşık başlıyor, sonra düzene giriyor; iniyor, çıkıyor tıpkı bir orman gibi. Yeni jenerasyonun bu dönemdeki kafa karışıklığı, ne istediğini bilmeme hali, farklı olma isteği ama bir noktada aynı yere gelip tekdüzeleşmeleri durumunun üzerine yazılmış bir şarkı. Şarkının girişi de o kafa karışıklığının yansıması diyebiliriz.

KITES-20

New Generation Jungle çok yeni. Nasıl yorumlar aldınız dinleyicinizden?

The Kites: İyi tepkiler aldık, yorum yapan arkadaşlar hep güzel şeyler söylediler, sağ olsunlar. Umarız dinleyenler keyif almıştır.

Bu iki yeni parçanın kayıtları için Red Bull Müzik Stüdyoları’na, Paris’e gittiniz. Nasıl geçti kayıtlar? Türkiye’de, hatta daraltacak olursak, İstanbul’da kayıt yapmak ile Paris’teki stüdyoda kayıt yapmak arasında ne gibi farklar var?

The Kites: Tek bir stüdyo üzerinden genelleme yapmak yanlış olur ancak Red Bull Music Studios Paris, Red Bull Türkiye’nin desteğiyle bizi çok iyi ağırladı, Ülkemizde de gayet güzel ekipmana sahip stüdyolar var. Paris’te kayıt yapmak bizde Türkiye’de ulaşamadığımız ekipmanlar ile kayıt yapma imkanı sundu. Mesela Yağmur için 1955 üretimi Hammond B3 organ rica ettik, Leslie amfisiyle birlikte geldi; Türkiye’de bunu bulmak imkansız. Tan 1964 üretimi bir Ludwig davul seti istedi, o da geldi… Daha fazla seçenek, bizim istediğimiz ve  bulunması zor enstrümanlara erişmemiz en önemli farkı oldu diyebiliriz.

Red Bull Warm Up, yedi yıl içerisinde bir tür geleneğe dönüştü aslında. Alternatif sahneden yeni isimleri buluşturabilmek için tekrar yola çıktı proje. Siz projeye nasıl dahil oldunuz?

The Kites: Ekstra bir çaba sarfetmedik; çıktık çaldık, işimizi keyif alarak yaptık. Sağ olsunlar, beğendiler müziğimizi.

Bize bir mail geldi, Red Bull Warm Up’ta sizi de görmek isteriz diyen… ”Neden olmasın” diyerek kabul ettik ve bununla birlikte bir video çekildi. Sonrasında da biz seçildik. Böylece Paris’e gittik. Bizim açımızdan böyle gelişti olaylar…

Bir de Paris’teki günlerinizi anlatan kısa bir belgesel yayınlandı: Paris’te Funk Zamanı. Süreci oradan izleyebiliyoruz ama yine de sormak isteriz, Red Bull Warm Up projesinin sizin tarafınızda nasıl katkıları oldu? Projeye katılmak isteyenlere neler tavsiye edersiniz?

Ozan: farklı bir kayıt deneyimi oldu, ekipmanlardan stüdyoda çalışan elemanlara kadar, bunlar zaman içinde yeni pencereler açabilir. Bir önceki soruda dediğimiz gibi, biz özel bir şey yapmadık, sadece keyif aldığımız işi sergiledik.

Tan: Aradığımız enstrümanlara kolayca erişebildik, bize en büyük katkısı bu oldu. Bir şeylerin ya da kişilerin etkisi altında kalmadan, kafamızdaki müziği istediğimiz şekilde kaygısızca yaptığımızda Red Bull bize destek oldu, onlara da olabilirler. Çok sevindik bu duruma. Kaygısızca istedikleri müziği yapsınlar, kalıplara girmeye, birine benzemeye uğraşmasınlar. İş iyi olunca yolunu buluyor.

Geleceği öngörmek zor olsa da şu aralar planlarınızda neler var? Gündeminizi başka neler şekillendiriyor?

The Kites: Ortamı ayarlayabilirsek klavyecimiz Yağmur’un stüdyosunda canlı yayınlanacak bir performans gerçekleştirmek var aklımızda. Tam konser uzunluğunda… Single yeni çıktı zaten. Canlı kayıt videolar var, onları yayınlamayı düşünüyoruz. Var bir şeyler elimizde bu dönemde paylaşmak istediğimiz, önceden hazır olan…