Farklı disiplinlerden kreatif isimler, Yekta Kopan moderatörlüğünde buluştu

”Yeni normal” ufukta gözükmüş olsa da COVID-19’un gölgesinde, dijital üzerinden yollarımızı kesiştirmeye devam ediyoruz. Ruhumuzu besleyen tüm etkinlikler dijitale taşınmışken belki de bu süreci, yepyeni bilgileri bünyemize katmış bir şekilde, özellikle kültür-sanat alanında dolu dolu bir zihinle kapatacağız.

Bu kapsamda The Stay de harekete geçti ve sosyal medya hesapları üzerinden; tasarım, doğa, mekân ve sanat çerçevesinde gelecek günlerin nasıl şekilleneceğinin konuşulduğu özel bir buluşma organize etti. Söylenenlere ayrıca kulak vermek lazım çünkü Yekta Kopan moderatörlüğünde gerçekleşen bu buluşmada, kendi alanının öncü isimleri bir araya geldi: Yeni medyanın dahi ismi Refik Anadol, Türkiye’de moda fotoğrafçılığına bambaşka bir yön veren Tamer Yılmaz, tasarımcı ve mimar Haldun Demirhisar ve çağdaş heykelin en özgün isimlerinden Seçkin Pirim… Geleceği ön görme çabalarımızın arttığı bu süreçte, onların perspektifi her zamankinden de önemli.

Sürdürülebilir bir hayat

“Sürdürülebilir bir hayata geçişin bu kadar hızlı olacağını hiçbirimiz bilemiyorduk. Buna hazır yakalanan markalar olduğu gibi buna hazırlıksız yakalanan markalar da var” diyerek sohbete başlayan Yekta Kopan’ın bu sözleri geçtiğimiz iki aylık karantina döneminde her alanda yepyeni anlayışlar benimsemeye başlayan markaların ”kalıcı olabilmek” adına nasıl bir yol izlemesi gerektiğini de anlatıyor aslında. Bir tür strateji olarak sıkça dile getirilen ”sürdürülebilir” sözcüğünün ne kadar mühim olduğunu bizzat görmedik mi zaten…

The Stay cephesinde, bu anlamda değişen çok fazla bir şey yok aslında. The Stay Warehouse Alaçatı’nın mimarı Haldun Demirhisar da buna vurgu yapıyor: ”The Stay Warehouse, varolan bir deponun üzerinde Karadeniz evlerinde kullanılan 150 yıllık ağaç kütüklerinin kullanıldığı, havuz zemininin cam şişelerin geri dönüştürülerek uygulandığı, Anadolu’nun evlerinden çıkan tuğlalarla dış cephesinin örüldüğü ve bundan 30 sene sonra bile her bir odası çıkartılarak başka bir yere taşınabilecek kadar sürdürülebilir bir yapı. Biz daha önce depo olarak kullanılan bu atıl alanı bu şekilde değerlendirerek, var olan şeylerin doğaya bir zarar vermeden nasıl dönüştürülebileceğini göstermiş olduk.”

Evet, geleceğimizi de doğa ve üzerinde yaşadığımız bu dünyayla kurduğumuz ilişki belirleyecek zaten.

Sevgili dostumuz yapay zeka

”Gelecek” demişken, Refik Anadol’un ön görülerinde heyecan verici bir taraf olduğunu da söyleyelim: ”2040 yılıyla birlikte insanlar sosyal medya yorumları için dünyanın elektriğinin yüzde 14’ünü harcayacak. Bunun yanında sadece bu dönemde bazı platformlardaki video yüklemeleri ve izlemeleri bile bundan 4 ay öncesine kadar yüzde 380 artmış. Belki evdeyiz, dünyaya egzoz gibi karbon izi bırakmıyoruz ama bir yandan da çekiyoruz. Gidemediğimiz yerler, olamadığımız yerler, konuşamadığımız insanlar var ve tüm bunları yapabilir hale geliyoruz. Bir anlamda DNA’mız yeniden kodlanıyor. Yeni bir dünyayı tüm jenerasyonlar hızla öğrenmeye başlıyor.”

Geleceğe doğru son sürat ilerlerken, yanı başımızda giderek daha da gelişen yapay zekanın varlığından da bahsetmemiz gerek. Evet, kurgu alemi yapay zeka ile birlikte robotlara kötücül roller biçse de kimi zaman, geleceğin aktörleri arasında onlar da var. “Yapay zeka gibi çok iyi bir teknolojinin de enerjiye, elektriğe ihtiyacı var. Yaptığımız tüm işlerde güneş enerjisiyle yapay zeka çalışmalarını gerçekleştiriyoruz. Bunu küçük alanda yapmak ekosistem yaratmak gibi” diyerek kendi alanındaki enerji tasarrufu çalışmalarından da bahsetti Refik Anadol.

Peki bu buluşmadan başka hangi öngörüler çıktı?

Madde madde yazalım:

  • Dünya aynı anda yaşıyor; aynı anda aynı bilgi akışı ile tüm insanlık aynı olayları yaşıyor ve tek bir ekrandan öğreniyor.
  • Bilim yaşadığımız olayın çerçevesini çiziyor, teknoloji bu alanı ulaşılabilir kılıyor ve sanat, nefes alanları yaratıyor.
  • Dijital ve fizikselin bir arada olduğu hibrit bir çağ bizi bekliyor.
  • Markaları sükûnete davet etmek gerekiyor. Sakinlik ve sükûnet bu dönemin en önemli değerlerinden biri olacak.
  • Özellikle sanatla kurulacak ilişki üzerinden bir hafıza kaydı yapmaları markalar adına da önemli olacak.
  • Mekanlar ve markalar da tıpkı insanlar gibi hafızaya ve bir ruha sahip. Onların hafıza kayıtlarında bugünden izler yer alacak.
  • İnsanların bir arada olacağı ama dokunmadan da deneyim yaşayabileceği anlara şahit olacağız.
  • Geleceğe bırakılacak en büyük miras sanat.
  • Sanat algısı hissi, tanımlanabilir ölçülenebilir bir veriye dönüşecek.

”Belirsizlik” kadar, ”yeni” de korkutucu geliyor insana… Tüm insanlık olarak bambaşka bir çağa giriyor oluşumuzda ise ürkütü olduğu kadar, heyecan verici bir taraf da var. Geleceği ön görmeye çalışmak hiç bu kadar zor ve heyecan verici olmamıştı…