5 maddede dadandık: Haftalık popüler kültür raporu (22 – 29 Mayıs)

Geçtiğimiz hafta boyunca dadandığımız ama çok tembel olduğumuz için yazmaya üşendiğimiz birkaç popüler kültür haberi…

(Kapak kolajı: İrem Türkmen)

1- Nice canlar yakan o kolye açık artırmayla satışta

Normal People‘da Paul Mescal ile Daisy Edgar-Jones’u sollayan, jenerikte adı geçmesi gerekirken nedense (!) unutulan ama seyircinin ona özel bir Instagram hesabı açarak hakkını verdiği o meşhur zincir kolye… Gariptir o meşhur seks sahnelerinden daha çok ses getirdi, Paul Mescal’ın taktığı, dizideki karakteri Connell’la garip bir şekilde özdeşleşen, karizmasına karizma, seksapeline seksapel katan o kolye.

View this post on Instagram

Drip, drip, drip #connellschain 💦

A post shared by Connell Waldron’s Chain (@connellschain) on

Hayranlarının dizi ekrana düştüğü andan itibaren methiyeler düzdüğü bu kolyenin Instagram hesabında, Paul Mescal’in hesabına göre çok daha fazla takipçi olması işin nerelere vardığının bir göstergesi gibi. Paul Mescal çok yakışıklı bir genç tabii, bu zincir de ona dair hissedilen tüm hisleri daha da pekiştirdi belli ki. Bir arzu nesnesi olarak Paul Mescal’i temsil ediyor gibi.

Of tamam ağdalı sözlerle anlatmaya çalıştık, Bir Demet Tiyatro’daki Feriştah gibi Paul Mescal’in ”adeleli” vücudu karşısında gözlerimizden kalpler saçmaya başladığımız belli olmasın diye. Bu gümüş zincir de maşallah çok yakışmış kendisine.

Lyst’in açıkladığı rapora göre, dizinin yayınlandığı ilk 24 saat içinde, internetteki ”gümüş” ve ”zincir kolye” aratmalarında yüzde 23 artış olmuş. Yani sadece ağız sulandırmakla kalmamış bir de stil olarak da ilham vermiş belli ki. Çok yalın bir parça olsa da net bir duruşu var o kolyenin sahiden. Az. Öz. Kararlı.

Şimdilerde Paul Mescal, bu zinciri iyi bir amaca yönelik kullanmaya hazırlanıyor. Aslında tam olarak ”o” zincir mi ya da ”o” zincirden kaç tane var bilmesek de, Paul Mescal, Londralı aksesuar markası Roxanne First‘ün kendine hediye ettiği bir gümüş zincir kolyeyi, intihara meyilli kişilere yardımcı olmak için yola çıkan, İrlandalı kuruluş Pieta House’a destek olmak için açık artırmayla satışa çıkaracağını açıkladı.

Paul Mescal’ın Normal People’daki karakteri Connell’ın, arkadaşının intiharının ardından ne kadar büyük bir depresyon yaşadığını ve psikolojik olarak atlattığı o zor dönemi düşünecek olursak, çok yerinde bir hareket bu.

Açık artırma buradaki kampanya üzerinden devam ediyor. Bu yazının yazdılığı anda (29 Mayıs), toplanan bağış 48.521 euro’yu bulmuş bile. Kampanya 10 gün daha devam edecek…

"Fantastic Beasts: The Crimes Of Grindelwald" UK Premiere - Red Carpet Arrivals

2- J.K. Rowling’den yeni bir kitap

Yedi kitaplık Harry Potter serisinde o kadar detaylı ve kusursuz bir dünya yarattı ki J.K. Rowling, sonrasında muhtemelen yeni bir şeyler yazmaya mecali kalmadı. Biraz sert konuştuk ama 2007 yılında serinin son kitabı çıktıktan sonra J.K. Rowling’in Harry Potter alemlerinde geçmeyen sadece bir tane kitabı yayınlandı: The Casual Vacancy.

Harry Potter serisinin sürükleyiciliğinde karakterler ve o büyülü dünyanın etkisi büyük tabii ama esas J.K. Rowling’in o sıcak ve okuyanı peşine takan anlatımı sayesinde güçleniyor hikaye de. O yüzden onun kaleminden çıkmış daha çok yeni kitapla buluşmak isterdi bu gönül.

Şimdilerde buna dair yeni bir ışık çaktı J.K. Rowling: İnternet üzerinden yeni bir çocuk kitabı yayınlıyor. Ücretsiz olarak, web sitesi üzerinden okuyucunun karşısına çıkan bu kitabın adı ise Ickeborg. Meğer Rowling, 10 sene önce yazmaya başlamış bu kitabı. Sonra zaman içinde bir kenara bırakmış. Ama COVID-19’la evlere tıkıldığımız şu günlerde eski müsveddelerini çıkarıp okuyucusuna bir sürpriz yapmak istemiş ve dijital ortamın nimetlerinden faydalanarak bu eski öyküsünü internetten yayınlamaya karar vermiş. Hatta okuyucusuna tatlı da bir çağrı yaparak ve bir yarışma başlatmış: ”“Kitabı benim için resmedin. Hayal gücünüzü serbest bırakın.”

Kasım 2020’de kazanan çizimler eşliğinde basılı olarak da yayınlanacakmış Ickeborg. Şu belirsiz kara günler için teşvik edici, renkli bir proje aslında. Acaba yetişkinler de katılabiliyor mu? (İddialıyız.)

staged

3-  Karantinadan çıkan bir dizi

Garip bir şekilde Ada sınırları içerisinden çıkamadık bu haftaki raporu hazırlarken. Önce İrlanda’yla başladık, iki maddedir de İngiltere’deyiz. (bkz. Ne Güzeldir İngilizlik)

En şahane Neil Gaiman uyarlamalarından biriydi Good Omens. Neil Gaiman’ın, Terry Pratchett’la birlikte yazdığı bu romanın ne zaman ne şekilde uyarlanacağı yıllardır merak konusuydu zaten. Böylesine ince ince işlenmiş fantastik bir hikayenin uyarlaması çok hassastır, malum. Yürek ister. Amazon’da bir dizi olarak izleyiciyle buluşan bu Good Omens uyarlaması ise tam puan almıştı, hem kitabın hayranlarından hem de izleyiciden. (American Gods ise bir o kadar kötüydü maalesef, ruhu yakalamakta zorlanmışlardı.) Neil Gaiman’ın bizzat senaryo ekibinde yer alması, çekimlere dahil olması önemli bir faktör elbette ama iki ana karakterin, ustaların ustası iki DEV isme teslim edilmiş olması da ayrıca önemliydi tabii: David Tennant ve Michael Sheen. Sırf ikisi için bile izlenmeye değer Good Omens. O kadar büyük bir zevk ki karşılıklı nasıl güzel döktürdüklerini görmek.

Şimdilerde bu ikili, evde, karantinada olmayı fırsat bilerek aşırı matrak bir ortak projeye girişmişler. Bir BBC yapımı olan altı bölümlük bu projenin adı ise Staged.

Aslında fikir oldukça eğlenceli: İkili, dijital ortam üzerinden rolleri için prova yapan iki aktörü canlandıracakmış. Dizideki iki aktör, büyük bir tiyatro oyununa hazırlanıyorlar ama malum, karantinadan dolayı evde tıkılı kalıyorlar. Her şey dijitale taşınmışken bu ikili de provalarını görüntülü konuşmalara taşıyorlar ve olaylar ilerliyor.

Fikir gerçeğin ta kendisini yansıttığı için, izleyeceklerimiz de gerçek hayatla iç içe geçecekmiş. Hem çekimlerin bir çoğu, görüntülü konuşmaları sırasında David Tennant ve Michael Sheen tarafından yapılacakmış. Belki doğaçlamalar da havada uçuşur.

Haziran ayında yayınlanması planlanan dizide ayrıca David Tennant ile Michael Sheen’in eşleri Georgia Tennant ve Anna Lundberg ile tiyatrocu Lucy Eaton da rol alacakmış.

dark-netflix

4- Yıl kaç ve biz neredeyiz?

Evet, şimdi Ada semalarından çıkıyoruz ama nereye geliyoruz tam olarak bilmiyoruz.

Almanya taraflarında bir yerdeyiz de, zaman konusunda pek bir şey söylememiz mümkün değil.

İzleyicisine nice akıl oyunları oynan dahiyane ötesi bir olay zincirine sahip olan Dark (ikinci sezon da ilki kadar sağlamdı sahiden) üçüncü sezonuyla ufukta gözüktü. Hatta Netflix bir tanıtım fragmanıyla yayın tarihini bile açıkladı geçen hafta: 27 Haziran Cumartesi. (Ajandalara işaretliyoruz.)

İkinci sezon yine büyük tezahüratlar eşliğinde karşıladığımız sorularla kapanışı yapmıştı. O yüzden üçüncü sezonun yaklaşmaya başlaması küçük bir heyecan tufanı yaratıyor bünyede.

Söyleyeceğimiz her şey spoiler sayılacağından ser verip sır vermemeye çalışalım ve fragmanlarda buluşalım.

5- Haftanın polemiği

Haftanın polemiği Lana del Rey tarafından geldi.

Bir Instagram paylaşımı üzerinden kendini ve şarkılarını savunmaya girişti geçtiğimiz hafta Lana del Rey. Hezeyanında haklı: Şarkılarında ilişkilerde istismarı savunuyor, duygusal şiddeti yüceltiyor gibi kendisine yönlendirilen eleştirileri, ”Kendimi nasıl istersem öyle ifade ederim” diye sağlam bir şekilde girişiyor ama işte ta yazının başında söyledikleri yüzünden savunması da bambaşka bir yere doğru savruluyor.

”Doja Cat, Ariana (Grande), Camila (Cabello), Cardi B, Kehlani, Nicki Minaj ve Beyoncé; seksi olmak, çıplaklık, seks (burada fucking diyor doğrudan ama biz öyle çevrimeyelim) ve aldatma üzerine yaptıkları şarkılarla bir numaraya yükseliyorlar listelerde. Kimse onlara bir şey demezken niye bana çullanıyorsunuz” gibisinden bir giriş yapıyor ve ”İzninizle ben de bedeni yücelttiğim, ilişki mükemmel olmasa da aşık olmanın getirdiği o güzel hisleri anlattığım ya da para karşılığından dans etmekten bahsettiğim, kısacası canım ne isterse onu söylediğim şarkılarımı söylemeye geri dönebilir miyim” diyor ve artık beni çarmıha gerip taşlamayı bırakın diye de ekliyor.

Bir taraftan saydığı tüm o isimleri, şarkı sözleri için eleştirirken diğer taraftanda da ”şarkılarımda ne istersem onu söylerim” diye isyan etmesi trajik… İki kere düşünülmemiş, haklıyken haksıza çıkan bir savunma.

Daha da kötüsü, saydığı isimlerin hepsinin Afrika-Amerikalı veya Hispanik olması. Özellikle seçmiş gibi… Bunun fark edilmesi de uzun sürmedi tabii ki: Bu açıklamasıyla birlikte Lana del Rey ne kadar feci bir ırkçılık yaptığı tartışılmaya başladı. Neticede bu kulaklar kimlerden, neler neler duydu; özellikle gidip bu isimleri seçmesi çok talihsiz.

Irkçılık tartışmaları büyüyünce, Lana del Rey yine Instagram üzerinden bir açıklamayla çıkageldi.

”’Tartışmalı paylaşımım’ üzerine birkaç söz daha söyleyeceğim” diyerek sazı eline alan Lana del Rey, sözlerimin arkasında duruyorum ama söylediğim isimler arasına yüzde 100 beyaz birkaç isim daha katmadığım için üzgünüm diye devam ediyor. Yine de öyle çok özür dilemeye niyetli olmadığını da belirterek: ”Bana istediğinizi diyebilirsiniz. Gördüğünüz üzere, size yine kendimi açmaya çalıştım ama siz yine beni taşladınız” şeklinde, özetinin özetini yaptığımız bir açıklamayla sözlerini bitiriyor. Hatta saydığı isimlerden bazılarıyla iletişime geçtiğini de söylüyor.

Sen şarkılarında yine istediğin gibi ifade et kendini Lana del Rey ama ırkçılığın bir an olsun gerilemediği ve nice canlar aldığı Amerika’da kimi ne şekilde işaret edip eleştirdiğini de bir düşün. Kendini haklı çıkaracaksın diye gömmüşsün resmen milleti.

 

 

 

popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür