Normalce normalleşebilecek miyiz?

İnsanoğlunun Mars’a gidebilmesi ihtimali karşısında duyduğumuz heyecanda kafa karıştıran bir taraf var: İleri teknolojinin, bilim-kurgu romanlarındaki gibi bir dünyaya açılması mı bizi heyecanlandıran yoksa üzerinde yaşadığımız gezegeni arkamıza bakmadan terk etme isteği mi? Din, dil, ırk ayrımı yapmadan tüm insanlığı vurup geçen pandeminin aylardır yaşattıkları, zaten bilinmezlerle dolu olan geleceğin önünü dev bir endişe bulutuyla kaplarken bir sonraki atağa çoktan donanımlıymışız gibi hissediyoruz kendimizi. İnsan zekasını aşmış robotlar ya da fırlatılan her yeni mekikle beraber karşılaşma ihtimalimizi artırdığımız uzaylılar… Kitaplardaki her şeyi birer birer yaşamaya hazırız da şu önümüzdeki günlerde normalce normalleşebilecek miyiz peki?

space x

‘‘Normal’’ sözcüğünün muallaklığı bir tarafa, dikte eden bir tarafı da var. Kimin, hangi standartlarına göre sınırlarının çizildiği belli değil ‘‘normal’’in. Hele bir de son günlerde ‘‘yeni normal’’ diye bir tabir türedi malum. ‘‘Normal’’le daha uzlaşamamışken, bir de yenisi çıktı karşımıza.

Bu yazının anarşik bir tavırla, normal ile özdeşleştirilen tüm değerleri alt üst etmeye doğru yol alacağını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Normal ile özdeşleştirilen tüm değerleri çok sevdiğimizden değil, şu koşullar altında artık normal ile özdeşleştirilenin, kastedilenin ne olduğunu bilmememizden.

Tüm büyük çaresizlik anlarında olduğu gibi, çağımızın en bilge varlığına sığınmaya çalışıyorum. Yani Google’a… Normal diye arattığımda çıkanlar pek yardımcı olabilecek gibi değil; zira Google, ‘‘doğru’’ olandan ziyade popüler olanın peşinde. En tepede çıkan üç haberin ikisi, geçtiğimiz haftalarda televizyon alemini sallayan Normal People dizisi hakkında. (Biri hatta dizinin başrol oyuncusu için ‘normal ama bir o kadar da çekici’ diyor.) Hmm Normal People üzerinden, ‘‘normallik’’ hakkında bazı çıkarımlar yapabiliriz ama aradığımız tam olarak bu değil.

Üçüncü haber ‘‘gerçeğe’’ daha yakın: ”Amerika neden ‘normal’e dönemiyor?”

ABD dev alev topu

Geçtiğimiz hafta giderek artan protestolarla dev bir ateş topuna dönüşmüş olan Amerika’ya götürüyor bizi bu haber. ABD’nin Minneapolis kentinde beyaz bir polis, 46 yaşındaki Afrika-Amerikalı George Floyd’u onlarca şahidin ve polis memurunun önünde, diziyle ensesine bastırarak öldürmüştü. Şahitlerin çektiği video kayıtları o korkunç anları tüm dünyaya gösteriyordu: Silahsız bir adam, yalvarmasına ve etraftakilerin polis memurunu uyarmasına rağmen ulu orta öldürülüyor. Kayıtlar, George Floyd’un bir alışveriş sırasında verdiği 20 dolarlık banknotun sahte olabileceği şüphesiyle polisle karşı karşıya geldiğini söylüyor: Alışveriş yaptığı yerdeki eleman paranın sahte olabileceğini düşününce hemen 911’i arıyor ve polisler geliyor.

george floyd derek chauvin

Mevzu sahte bir banknot olsa da daha ilk andan George Floyd ve onunla birlikte arabada olan arkadaşlarına silah doğrultarak arabadan inmelerini söylüyor polis. George Floyd kendisine kelepçe takılmasına bir süre itiraz etse de olayların gelişmesi ve polis memuru Derek Chauvin tarafından boğazına basılarak öldürülmesi ise dakikalar içerisinde gerçekleşiyor. Herkesin gözü önünde… Ve yüzünde, ürpertici bir memnuniyetle. Siyahilere karşı durulmayan polis şiddetine karşı başlayan protestolar Minneapolis’ten tüm ABD’ye yayıldı. Özellikle de Los Angeles başta olmak üzere Güney Amerika’da olaylar daha da şiddetlendi: 2015-2016 yılları arasında Los Angeles’ta 38 kişinin polis tarafından vurularak öldürüldüğü düşünülürse, protestoların neden ateşli bir şekilde orada da yayıldığını anlamak mümkün.

george floyd protests

”Amerika neden ‘normal’e dönemiyor?” başlıklı makalenin yazarı ise çok trajik bir konuya değiniyor: Bu olayların ardından ülkeye barış ve huzurun geleceğini düşünmek entelektüel anlamda bir tür ikiyüzlülük olur diyor ve o vurucu soruyu soruyor: Bir soykırım üzerine kurulmuş, temellerine köleliği almış ve tüm sistemi beyazlar tarafından yönetilen bir ülkenin huzur bulabilmesi ne kadar mümkün? Bir de ülkenin başında Trump gibi her daim ayrımcılığı tetikleyen bir adam varken… O kadar ki ‘‘yağmaya şiddetle’’ karşılık veririz diye giriştiği tweet’i içerdiği şiddet ve nefret sözcükleri Twitter tarafından nedeniyle yasaklandı, kaldırıldı. Aslında Türkiye’den bakınca oldukça olağan, batı için ise şaşkınlık verici… Neticede bu gözler neler gördü, bu kulaklar neler duydu.

Eğer ”normal”, en sıradan haliyle günlük yaşama dönebilmekse, belli ki ABD’de yakın bir gelecek için söz konusu değil. COVID-19 sebebiyle ölü sayısı 100 bini aşan ülke için her anlamda büyük bir kaos söz konusu.

Diğer ‘normal’ler

Google’da haberlerden ayrılıp diğer sonuçlar arasında gezinmeye devam ediyorum. Pek çok dilde aynı olan bir sözcük ‘normal’. Dediğim gibi, Google popüleri sevdiği için çıkan sonuçlar da öncelikli olarak İngilizce. İngilizce sözlüklerin arasında kayboluyorum o yüzden, nedir bu normal diye etrafta dört dönerken. En nötr ve cuk oturan yorumu, Cambridge’in online sözlüğünde buluyorum sanırım:

Screen Shot 2020-05-31 at 14.28.06

Sıradan veya her zamanki gibi; tam da beklendiği gibi

 

Hele bir de cümle içinde kullanmışlar; ‘‘Normal bir iş günü’’, ‘‘Dört yaşındaki çocukların hareketli olması normaldir’’, ‘‘Çiftlerin ara sıra kavga etmesi çok normal’’ falan filan.

Genellemelerin sıfırlandığı an

‘‘Normal bir iş günü’’ kavramı, pek çokları için sekteye uğramadı hatta daha da sert boyutlara ulaştı. ‘‘Dört yaşındaki çocukların hareketli olması normaldir’’ ve ‘‘Çiftlerin ara sıra kavga etmesi çok normal’’ gibi genellemeler de feci tosladı duvara. Yaşı itibariyle hareketli olan çocukları siz isterseniz bir de iki ay boyunca onlarla eve kapanan anne-babalarına sorun. Hem de parka, bahçeye bile inemeden. Muhtemelen cennetin kapıları çoktan onların önünde açıldı…

Çiftlerin ara sıra kavga etmesinin normal olup olmadığına gelince… Bu karantina devri malum, onu da alaşağı etti. Karantina sonrası Çin’de çiftlerin boşanma avukatlarına yığıldıkları biliniyor. Her ikili ilişkinin ciddi sınavlardan geçtiği bir dönem oldu. (Bu tam rakı masasında konuşulacak dertli bir konu aslında.) Ağır darbe almadan ve yamulmadan kurtulanlara bir daha da ömür boyu bir şey olmaz muhtemelen ama pek çok çift ilk defa bu kadar uzun süre birbirine maruz kaldı ve ev içi dinamiklerindeki rollerini sorgulamaya başladı. Hani derlerdi ya, diş macununu ortadan sıktın diye kavga edip boşanan çiftler var diye… Bu süreçte kim bilir kaç diş macunu yuva yıktı.

Yani anlayacağınız, sözlükler bile çaresiz bu ‘normal’i tanımlama karşısında. ‘‘E tabii, yeni dünya’’ dediğinizi duyar gibiyim ama…

social distancing trex

Dijital fantastik dünya

Bu günleri gördükten sonra, geriye dönmenin pek mümkün olmayacağına kanaat getirmiştik. Sistem erör vermişti. Gereksizce yaptığımız bazı şeyleri de sorgular olmuştuk. ‘‘Aman ne gerek varmış’’ deyip minimale indirgediğimiz (veya indirgemek zorunda kaldığımız) hayatlarımızda, bir tür arındırılmışlık hissine kapılmıştık. Dijital de gözümüzü açmıştı.

Yani açmıştı, değil mi?

Bize tüm imkanlarını sunan dijital sayesinde dış dünyaya bağlanıyorduk ve deneyimlerimizi paylaştıktan sonra konuyu mutlaka geleceğe getiriyorduk. Karantinanın en yoğun olduğu dönemde gelecek de bilinmezlikleri eşliğinde, gizemli bir şekilde parlıyordu önümüzde. Bilim-kurgulardan da uzaktı geleceğe dair tasavvur ettiklerimiz.

Gerçekten inanmış mıydık bunlara, yoksa içerik yaratmak için yeni yeni mevzular mı uydurmuştuk, bilmiyorum ama bazı alışkanlıkların değiştiği kesin. Ve belki de değişirken umulmadık yerlere gittiği de…

visuals-sW_BS0OVgv0-unsplash

Düzenin sevdiği teknoloji

Mesela, bir maille çözülebilecek konular için uzun uzun toplantılar yapmanın gereksiz olduğunu fark etmiştik fakat bu sefer de çok daha konforlu gibi gözüken ama insanı daha fena kilitleyen Zoom toplantıları başımıza musallat olmuştu. Bir de evet, her şeyin mail’le çözülebileceği görüldüğünden, o mail’ler daha sık gelir olmuştu; günün hangi saatinde olduğu umursanmadan, ‘‘Nasılsa evdesin canım’’lar eşliğinde. Hiç şaşırmamalı bazı şirketlerin ‘‘normalleşme’’ sürecinde çalışanlarını evden çalışma konusunda serbest bırakmasına; mesai mevhumu kalkınca daha çok iş yapılabildiği görüldü çünkü. Ve bu iyi gibi gözükse de bazen çok daha yoğun bir çalışma düzeni demek. Yani sistem değişir gibi yapsa da araçları kendi lehine düzenlemenin bir yolunu buldu çoktan. Artık ‘‘fiziksel’’ mesafeler de sıfırlanınca, o her zamanki halimize dönüşü tamamlamış olacağız. Artı olarak yeni keşfettiğimiz birkaç dijital uygulamayı alırız yanımıza belki, o kadar.

1 Haziran itibariyle, geçtiğimiz iki ay boyunca hayatımızı düzenleyen yasaklar ve kurallar kaldırılıyor. Eskiye dönmeye çalışacağız ama ‘‘her zamanki gibi değil’’ muhtemelen. Aramıza giren mesafelere dikkat edeceğiz, parklarda bahçelerde bize çizilmiş çemberlerin içinden çıkmayacağız. Maske artık özel dikim renkli bir aksesuar gibi kimilerimiz için. Arada yine Insta Live’lar üzerinden dijitalin nimetlerine methiyeler düzeceğiz belki. ‘‘Yeni dünya’’ diyeceğiz. ‘‘Korona sonrası her şey bambaşka olacak.’’

 

 

 

normalleşebilecek miyiz normalleşebilecek miyiz normalleşebilecek miyiz normalleşebilecek miyiz normalleşebilecek miyiz