Tiyatro emekçileri için güçler birliği: Dayanışmanın 100’ü Şiir

Salgın nedeniyle kapanan tiyatro çalışanlarına destek için ortaya çıkan Dayanışmanın 100’ü Şiir Platformu, tiyatro ve sinema dünyasının usta isimlerini bir araya getiriyor. 100 farklı sanatçının şiirleri seslendirerek dahil olduğu bu platform, 2000’den fazla tiyatro emekçisinin işsiz kaldığı bu dönemin dayanışmayla atılatılabileceğine inanıyor.

Platformun kurucularından gazeteci ve tiyatro yazarı Bahar Çuhadar ile oluşumu ve “Peki ya sonra?” kısmını konuştuk.

COVID-19 nedeniyle tiyatrolar da büyük bir krizin içinde. Kapılarını kapatan tiyatroların ne zaman açılacağı ise belirsiz. Küçük-büyük tüm özel tiyatrolar ve çalışanları zor durumda, tiyatro emekçileri gelir elde edemez halde. Birçoğumuz “Keşke elimizden bir şey gelse” derken Dayanışmanın 100’ü Şiir Platformu tiyatroların ve emekçilerim krizden olabildiğince az hasarla kurtulması için “çorbayı” hazırladı bile.

Ali Düşenkalkar, Bahar Çuhadar, Çağlar Çorumlu, Emre Feza Soysal, Mehmet Sarıca ve Tilbe Saran öncülüğünde kurulan platform, “İnsan dayanışmayla yaşar” diyerek salgın nedeniyle perdelerini kapatan tiyatro çalışanlarına destek olmayı amaçlıyor. Tiyatro ve sinema dünyasından 100 oyuncu şiirleri okuyarak, şairler ve yayıncılar da şiirlerin kullanılmasına izin vererek oluşuma destek oldu. Dayanışmanın 100’ü Şiir Platformu’nun internet sayfasında sanatçıların okuduğu özel şiir videolarını izleyebilir,  dilerseniz destek olarak güvencesiz tiyatro emekçilerinin temel ihtiyaçlarını karşılamalarına yardım ederek, çorbaya biraz tuz ekleyebilirsiniz.

Dayanışmanın 100’ü Şiir Platformu’nu ve “Tiyatroda yeni haller nasıl olur?’u Bahar Çuhadar ile konuştuk.

Dayanışmanın 100’ü Şiir, tiyatro emekçilerinin pandemi dönemini dayanışmayla atlatabilmesini amaçlayan bir oluşum. Dayanışmanın 100’ü Şiir’ Platformu nasıl ortaya çıktı, bir araya gelme süreciniz nasıl oldu?

Aslında her şey tiyatro yapımcısı Feza Soysal ve Ali Düşenkalkar’ın fikriyle ortaya çıktı. Feza bir akşam, ”Sen ve Ali, beraber bir konuşalım” dedi, aklındakileri anlattı. Daha sonra Tilbe Saran ve Çağlar Çorumlu’ya dahil olurlar mı diye sorduk, onlar da hemen katılmak istediler. Sosyal girişimci ve İhtiyaç Haritası’nın kurucularından Mehmet Sarıca ile bir araya geldik. Onlar zaten oyuncu, Feza tiyatro yapımcısı, ben tiyatro eleştirmeniyim, Mehmet Sarıca da tiyatro kooperatifleri üzerinden tiyatro ve sinema dünyasıyla çalışan bir sosyal girişimci. Aslında hepimizin içine dert olan, ne yapabiliriz diye düşündüğümüz bir konuydu bu. ”Biz de bir şey yapabilir miyiz, elimizden bir şey gelir mi” motivasyonuyla yola çıkıp çorbada tuzumuz olsun istedik.

Sosyal medyada da seyircilerin destek olma isteklerini görüyorduk. Twitter’da  “Siz bilet satın biz alalım, yeter ki size destek olalım ” diye yazan çok sayıda insan vardı. Bu duyguyu yakalayıp insanlar destek olmak istiyor. Avrupa’da özel tiyatrolar için fonlar ve yerel yönetimlerin sağladığı krediler olabiliyor ancak Türkiye’de böyle bir sistem yok maalesef. Orada bile bu imkân olduğu halde tiyatrolar zor dönemlerden geçiyor. Bu kampanya tiyatroları kapanmaktan kurtaracak büyüklükte değil elbette, onun için çok başka şeyler yapmak gerekir. Ama bizim amacımız en azından o tiyatroları var eden insanların birçoğunun temel ihtiyaçlarına ufak da olsa destek olmak. Sonuçta bu insanların şu an hiçbir geliri yok. Birçok sektörde durum böyle zaten. Belki bir gün biri bundan ilham alır, örneğin bağımsız müzisyenler için bir şey yapar, bir dayanışma başlatılır. Çoğaltılabilir bu fikir.

Şiirden yola çıkma fikri nasıl geldi aklınıza?

Şiir Feza’nın fikriydi aslında. Mesela “Neden şiir de tirat değil” diye bir soru geldi. Aslında bir anlamda ”şiir” ve ”tiyatro” gibi iki alanı bir araya getirme fikri hoşumuza gitti. Bir de tabii teknik nedenleri düşündük. İnsanlar evlerinde, tek başlarına kayıt yapacaklardı. Tirat gibi bir şey olsaydı, sahne veya atmosfer hazırlamak gerecekti. Biz de sevdikleri şiirleri seçip okumaları güzel olur diye düşündük. Şiir de tiyatronun bir parçası neticede.

Platform bir yandan tiyatro emekçilerine destek sağlarken bir yanda da sanatçılar arasında da bir dayanışma yaratmış oldu. Platformu anlattığınız isimlerden nasıl geri dönüşler aldınız?

Evet, bir yandan da sanatçılar arasında bir dayanışma kurmuş olduk. Sonuçta bu projede yer alan isimler tiyatro, sinema veya televizyon dünyasından bir şekilde güvencesi ve birikimi olan insanlar. Onları da harekete geçirip hep beraber bir dayanışma ağı kurmak istedik.

Gittiğimiz hemen herkes çok içtenlikle, mutlu olarak kabul etti. Büyük bir çoğunluk “Elimden ne gelirse destek olmak isterim” diyerek, şiir okumayı kabul etti. Türkçe şiirlerin çoğunlukta olduğu bir şiir havuzu oluşturduk, Feza çalıştı bu konuyu. Türkçe şiirler çoğunlukta; öte yandan Shakespeare’den Talat Halman çevirilerini, kızı Defne Halman’dan izin alarak kullandık. Yayınevlerine, varislere tek tek ulaşıp projeyi anlattığımız iki aylık bir hazırlık süreci yaşadık. Şairler de, yayın evleri de çok severek katıldı. Zaten herkes salgını nedeniyle tüm sektörlerin sıkıştığının farkında.

25demetevgar

Normalleşme süreci için neler düşünüyorsun? Salonda maske zorunluluğu, koltuklar arası fiziksel mesafe kuralları, belki de salon kapasitelerinin düşürülmesi gibi önemlerin alınabileceği konuşuluyor. Bunların etkileri nasıl olur?

İnsan davranışlarını tahmin edemiyoruz aslında, bunun için detaylı bir kamuoyu araştırması yapılması gerekir ama en geç Ekim ayında sezonun açılabileceği konuşuluyor. Sezon açılır fakat nasıl bir uygulama ve kurallar getirilir bilmiyoruz. Sosyal medyada, Berliner Ensemble’ın yeni oturma düzenine ait fotoğrafları gördüm; onun gibi mi olur, bilemiyorum. Sahne kapasitelerinin düşürülmesi gibi bir durum olursa, bu durum Türkiye’deki özel tiyatroları da çok kötü etkileyecek çünkü özel tiyatroların çoğu öyle büyük sahnelere sahip değil. Çok büyük salonların da sayısı üç-beş tane; tiyatroyu var eden bu oyunların büyük bir kısmı 50-100 kişilik sahnelerde oynanıyor. Bu gibi durumlarda ne yapılacak, bu durum bilet fiyatlarını nasıl etkileyecek, oyun masrafları nasıl çıkacak gibi birçok sorun doğacaktır. Bu nedenle biz bu kampanyayı sahneler tam kapasiteyle çalışana kadar sürdürmeyi düşünüyoruz. Tabii o kadar destek görür mü şu an bilemiyoruz ama işin ideali o.

berliner ensemble

Berliner Ensemble ve pandemi şartlarındaki yeni oturma düzeni…

Bir de tabii insanlar tiyatroya gidecek mi diye bir soru da var. Dediğim gibi insan davranışlarını öngörmek çok zor, şu an bile birçok insan sokaklarda. Ben kişisel olarak gider miyim diye düşünüyorum; evet giderim. Sadece işim olduğu için de değil, bir şekilde kendi önlemimi alıp gitmek isterim. Belki yazın açık havada oyunlar oynanabilir. Bir sürü fikir üretilebilir. Yurt dışında örneklerini görüyorum, okuyorum. Bunlar tabii Türkiye’de şu an pek mümkün görünmüyor.

Zoom üzerinden yapılan toplantılar, buluşmalar derken birçok çalışma şekli dijitale taşındı. Dijital ve tiyatro arasında bir birliktelik mümkün mü sence? Bu durum bir zorunluluk olmaktan çıktığında devam eder mi dersin? Ekranlardan tiyatro oyunları izlemeye alışır mıyız?

Bazı oyunlarda tam anlamıyla moda girdim. Neredeyse oradaymışım gibi hissettiğim, duygulandığım, ağladığım veya güldüğüm oyunlar oldu tabii ama zor bir şey ekrandan izlemek. Bir kere profesyonel bir kayıt olması şart. Sosyal medyadan gördüğüm, duyduğum ve karşılaştığım kadarıyla şu an birçok tiyatrocunun bu mesele üzerine kafa yorduğunu biliyorum.

Tüm dünya gibi elbette tiyatro da bu salgına hazırlıksız yakalandı. Ama dijital oyun konsepti diye bir şey var dünyada. Zaten bakarsak, tüm tiyatro türleri dünyanın gidişatına göre doğmuş. İkinci Dünya Savaşı’nın o buhranlı havasından absürt tiyatronun doğması gibi. Farklı sahneleme teknikleri ve yöntemleri olabilir. Burada sorun gelir modellemesi. Pandemi sürecinde sıfırdan yazılıp Instagram ya da YouTube üzerinden yayınlanan oyunlar oldu. Ama gelir elde etmeden açıp oynuyorlar. Sonuçta orada da birileri yazıyor, oynuyor; emek var.  Hazırlanan bu oyunların açıp izlediğimiz Instagram canlı yayınlarından bir farkı olması lazım.

Öte yandan tiyatronun özü bir araya gelmeyi içeriyor. Bir araya gelip aynı anda sadece bir kere olabilecek bir şeyi yaşıyorsun. Her sahnelemede farklı şeyler yaşarsın. Dolayısıyla ekrandan izlemek, tiyatronun özüne tam da oturmuyor ama bir şekilde yoluna girecektir. İstanbul açık hava sahnelemeleri için de çok uygun değil maalesef. Maddi imkânları olan mekânlar zaman içinde dönüştürülebilir ya da belediyeler uygun mekânları belirlese ve ona uygun projeler geliştirilse her şey yapılabilir. Keşke böyle girişimler olsa, aslında bir sürü yol bulunabilir. Tiyatro pandemiye kadar her şeye rağmen hareketli bir sezon geçiriyordu, o kalabalık üretimin arasında çok iyi oyunlar da izledik, kimi oyunlara yer bulunamıyordu. Ama bundan sonra görünen o ki her şey eskisinden de zor hale gelecek.

***Dayanışmanın 100’ü Şiir Platformu’na başvuru ve destek için bilgilere dayanismanin100usiir.org adresi üzerinden ulaşabilir; Platformu Facebook, Instagram ve Twitter hesaplarından takip edebilirsiniz.