Seda Yılmaz ve Giysiler Ne Anlatır kitabı ile kişiselden globale bir moda yolculuğu

Sizi Vakko etiketli bir ipek gömleğin peşinden 1980’ler Türkiye’sinde sosyoekonomik bir yolculuğa çıkaracak ve sonra da bir anda 90’lı yıllardaki bir Versace defilesine götürecek bir kitap: Giysiler Ne Anlatır? Kitabın arkasındaki yolculuğu ise yazarı Seda Yılmaz ile konuştuk.                                                       Seda Yılmaz ve Giysiler Ne Anlatır kitabı

Fotoğraflar: Barbaros Cangürgel

Uzun yıllar boyunca moda dergilerinde editörlük ve yazarlık yapmış olan Seda Yılmaz’ın modayla kurduğu ilişki üzerinden anlattığı hikayeleri kişisel bir yerden çıkarak bu global endüstrinin tüm katmanlarına ulaşıyor. Okurken Seda’nın (ve giysilerin) anlattıkları üzerinden kendi kişisel yolculuğunuza çıkarak modayla kurduğunuz ilişkiyi sorgulamanız kaçınılmaz. Arada bir de sırf moda diye giydiğiniz bazı feci kıyafetleri hatırlayabilirsiniz. Geçmişin sizi utandırmasına izin vermeyin ve okumaya devam edin.

Geçmişinle ve stilinle hesaplaşmaya ilk ne zaman karar verdin? Ya da şöyle soralım: Bu kitabın fikir tohumları ilk ne zaman atıldı?

Aslına bakarsan önce hesaplaştım, bunun üzerinden epey bir süre geçtikten sonra kolları sıvadım. Hesaplaşma ve yüzleşme esnasında yazmaya kalkışsam ortaya daha öfke dolu bir metin çıkardı sanırım. Hem o duygu yoğunluğu içindeyken, bu kadar çok çalışmamı gerektiren bir işe kendimi veremezdim. Fırtınanın dinmesini beklemem gerekiyordu. Ben de öyle yaptım. Kitap yazma fikri on yıl önce düşmüştü aklıma. Beni ifade eden bir stilim olduğuna inandığım için insanlara nasıl stil sahibi olunacağını anlatmaya karar vermiştim. Ufak tefek çalışmalar yapmış olsam da bu işin altından kalkabileceğime pek inanmamıştım. O yüzden, bu fikir bir köşede bekleyip durdu. Zamanı gelince bambaşka bir şekilde ortaya çıktı.

Aslında kitap modaya kalbini kaptırdığın ilk anla başlıyor ve bizi 80’ler Türkiye’sine götürüyor ama kitap boyunca yüzyıllar arasında bir tür zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Sadece kendi deneyimlerinden bahsetmiyorsun; belli ki kitabın arkasında sağlam bir araştırma var. Kitabın yazım ve hazırlık süreci nasıl ilerledi senin için?

Moda tarihini çok seviyorum. Okumayı, araştırmayı, bir kitabın uzattığı dala tutunup bir başka kitaba sıçramayı da. Bu anlamda hazırlık sürecim son derece besleyiciydi. Her bölüm için olabildiğince farklı kaynaklardan bilgi toplamaya çalıştım. Özellikle İstanbul Moda Akademisi’nin kütüphanesinden çok faydalandım. Yazmaksa kimi zaman bana büyük coşku yaşatan, kimi zaman da ruhsal sancılar içinde kıvranmama sebep olan değişken bir süreçti. Tüm bunları ciddi bir disiplin içinde yaptım. Aynı saatte yatıp, aynı saatte kalktığım, günün büyük bölümünü çalışarak geçirdiğim bir rutinim vardı.

Giydiğimiz her parçanın aslında bir hikayesi var. Sen de kitabında hayatlarımızın başköşesine yerleşmiş pek çok kıyafetin, aksesuarın hikayesini anlatıyorsun. Hangi parçalar üzerinden ilerleyeceğini nasıl belirledin?

Önce parçaları buldum, ardından yola koyuldum. Açıkçası onları bulmam pek zor olmadı. Kendimi eşelemeyi, sorgulamayı seven bir tipim. Yıllar içinde bir dünya günlük, bir sürü karalama biriktirmiştim. Hepsini karıştıra karıştıra seçtim parçaları. Onların hayatımda kapladıkları yer kadar, moda dünyasındaki ağırlıklarını da göz önünde bulundurdum. Çünkü tarihsel ve güncel malzemesi bol parçaları irdelemek ayrı bir zevk.

Dadanizm_2020_01_31_0404 copy 2

Anlatım tarzın ve anlattıkların dışında, kitabı bu kadar keyifli yapan unsurlardan biri de anlattığın konularla kurduğun yakın bağ olabilir. En çok sorguladığın ve eleştirdiğin noktalarda bile modayla kurduğun ilişkinin ne kadar sağlam olduğunu görüyoruz. Nedir peki bu ilişkinin dinamikleri?

Modayla ilişkimi tutkulu bir aşk ilişkisine benzetebilirim. Dergiciliğe ilk başladığım yıllarda, biraz da yetiştiriliş tarzımın etkisiyle moda ayaklarımı yerden kesti. Aşkın ilk evresinde insanın gözü hiçbir şey görmez ya, işte aynen o durumdaydım. Modaya dair her şey beni büyülüyordu. Yavaş yavaş kadın kimliğimi giysilerin ve dış görünüşün yardımıyla inşa etmeye çalışırken, modayı hayatımın merkezine aldım. Uzunca bir zaman bu böyle sürdü.

Ara sıra sorgulamalarım olsa da modaya hiç toz kondurmazdım. Feminizmle tanışmamla beraber benim için modanın büyüsü bozulmaya başladı. İlişkimizin cicim ayları çoktan gerilerde kalmıştı zaten. Önceleri moda hakkında yazmayı bırakmayı bile düşündüm. İşte ilişkinin en gerilimli evresi! Böyle olacağı aklıma bile gelmezdi ama kitabı yazarken bir kez daha sevdim modayı. Çünkü bu defa ona bakış açım değişmişti. Modayı özellikle kadınlıkla ilişkisi üzerinden anlamaya çalıştım.

Basılıdan dijitale geçişte moda yayıncılığının yaşadığı tökezlemeleri bizzat görüp deneyimlemiş bir editörsün. Gerçi bu tüm kreatif endüstriler için söz konusu bir geçiş ama moda yayıncılığı bu esnada neleri kaybetti ve hangi noktalarda kendini geliştirdi sence?

Sosyal medyanın, özellikle de Instagram’ın bu kadar büyüyeceğini ilk başta kimse öngöremedi sanırım. 2010’da Elle Türkiye’nin sosyal medya hesaplarını açıp yönetmeye başladığımda ne markaların ne de dergilerin sosyal medyada ciddi bir varlığı söz konusuydu. Düşünsene, Türkiye’de sadece Elle ve Vogue’un Instagram hesapları vardı.

Dijitalin büyüme hızı, moda yayıncılığını gafil avladı bence. Bunun için de dergilerin yerleşik işleyişlerini değiştirmeleri zaman aldı. Dijital yayıncılığın dergilerin sonunu getireceğine dair kehanetleri hep duymamızın sebeplerinden biri de bu olmalı. İlk başlarda, sevdiğim dergilerden bazılarının sosyal medyaya öykünür hale geldiğini gözlemlediğimi hatırlıyorum. Görseller arttı, metinler kısaldı. Zamanla dergiler de çağın gerekliliklerine göre kendilerini dönüştürmek durumunda kaldılar. Okurun ilgisini çekebilmek adına özgün içerik peşinde koşulmasının bu dönüşümün bir parçası olduğunu düşünüyorum.

Biliyorsun, dijitale geçişte ortaya çıkmış bir kavram ‘içerik’. Şöyle bir baktığında, sence moda anlamında en doğru içerik formülleri hangileri? Senin gözün nelere takılıyor, özellikle sosyal medyada?

Bugün içerik üreticisi olmayan kaldı mı? Markalar bile hep bir hikaye anlatma derdinde. Bu kadar çok içeriğe ihtiyacımız var mı sahiden? Bunca içeriği gerçekten görüp duyabiliyor muyuz, emin değilim. İşin bir başka boyutu da bu içerikleri üreten kişilerden beklenenler. Yaratıcı endüstrilerde tutunabilmek için tek bir kişinin hem fotoğrafçı hem içerik üreticisi hem proje yöneticisi mi olması gerekiyor?

Üretimden tüketime aslında her aşamasıyla politik bir endüstri moda ama bu tarafı, on yıllar boyunca ihtişamlı görünümlerin, şovların arkasında saklanmaya çalışıldı. Ta ki çevre, beden ve çoğulcu kimlikler üzerine mevzular ciddi anlamda markaların başını ağrıtmaya başlayana kadar. Artık biliyorsun, her marka ‘aşırı’ duyarlı. Ne dersin, farkındalık da bir moda mı yoksa dönüştürücü bir etkisi olacak mı ileride?

Politik doğruculuğun fazlasına şüpheyle yaklaşıyorum. Bir de görselliğe dayalı bir dünyadan söz ettiğimiz için bazı hamleler tamamen göstermelik oluyor gibime geliyor. Mesela, Vogue Almanya’nın “Siyah geri döndü” yazdığı kapağına beyaz bir modeli çıkarıp, içeride de iki siyah modelin isimlerini karıştırması bunun güzel bir örneği. Sürdürülebilirlik, beden olumlama, çoğulcu kimlikler gibi mühim meselelere dikkat çekerken bunu yapmış olmak için yapmamak gerekiyor. Gerçekten bir şeyleri değiştirmek, dönüştürmek istiyorsak eğer, bu konuların gelip geçici bir trendmişçesine işlenmesinden vazgeçilmeli. Tüm bu konularda farkındalıktan daha fazlasına ihtiyacımız var bence.

Peki sence moda yayıncılığı gerçeklerin ne kadar farkında?

Modada söz sahibi olan büyük dergiler halen tek otorite olduklarını düşünüyorlardır belki de. Ancak devir değişti. Değişime ayak uydurmak için dergilerin attığı birtakım adımlar var elbette. Hep Kafdağı’nın ardında yaşıyormuş gibi görünen Anna Wintour’un bile Vogue ofisinin kapılarını açtığını, o gizemli dünyaya dair bir sürü şey anlatmaya başladığını düşünürsek…

View this post on Instagram

#Repost @pinaryegin Karantina rehavetinden çok zamandır yazmak isteyip de yazamadığım post’a geldi sıra… bizler geçen sene çok sevgili Seda’mızın güler yüzünden epey bir mahrum kaldık. Kendisi, Murakami’yi kıskandıracak bir özdisiplinle evine kapandı, ve geniş okuma dağarcığını, öğrencilik ve dergicilik yıllarında yaşadıklarıyla harmanlayarak bu samimi ve düşündürücü kıtabı ortaya çıkardı. Korseler ve sütyenlerle ilgili bölümü karantinada üzerimde beli lastikli şalvarımla sans-sütyen okurken, halime şükrettim. Sonra pantalonun politik tarihini öğrenip, istediğimizi giyebiliyor olmamıza bir daha şükrettim. Sonra da, hakikaten giyebiliyor muyuz sorusunda kayboldum…. Ashley Graham ve moda dergilerinin tek tip güzellik dayatmaları ile ilgili bölümde, bir moda dergisi tarafından kilom yüzünden beğenilmeyip bir röportaj fotosundan ‘croplandığım’ günü andım. Unutmamışım, unutamamışım meğer. Özcümle; düşünmeye, hissetmeye, sorgulamaya ve değişmeye vaktimizin olduğu bu günlerde, bu samimi moda sosyolojisi kitabı bana hepsini yapabilmem için bolca fırsat sundu …. Seda’cım kalemine sağlık. Sen hep yaz, biz hep okuyalım. @sedayilmazsed #GiysilerNeAnlatır

A post shared by Seda Yilmaz (@sedayilmazsed) on

Dergilerden bahsetmişken… Basılı moda dergilerinin dijital karşısında bu kadar zorlu bir savaş vermesinin tek sebebi dijitalin kolay ulaşılması değil bence. Bu alandan bir editör olarak merak ediyorum: Sence günümüzde moda dergileri neyi yanlış yapıyor?

Dergiler, moda alanında daima öncü olma rolünü üstlendiler. Defilelerden tut da moda dünyasının perde arkasında olup bitenlere kadar her şeyi onlardan öğrenirdi insanlar. Bugünse bilgi her an elimizin altında. Editörler tek otoriteydi. Artık mikrosundan makrosuna sayısız influencer var. Yani dergiler ve editörlerin rakibi bir değil, bin. Moda dergileri, okuru cezbedecek yaratıcı içeriği bulmakta güçlük çekiyorlar bence. Bunu başaranlar aradan sıyrılıyor.

Feminist hareketin geçmiş yıllarda moda alanındaki en büyük kazanımları ne oldu sence?

Beden politikalarını modanın gündeminde tutmak. Özellikle beden olumlama hareketinin, modadaki tektipliğe karşı duruşunun çok ciddi bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Bu biraz da sosyal medya sayesinde oldu aslında. Kusur bellediğimiz selülitlerle, kilolarla, sivilcelerle bir anda barışmadık belki ama yavaş yavaş bunların normal kabul edilmeye başlandığını görüyoruz. Çünkü hiçbirimiz incecik ve kusursuz olmak zorunda değiliz.

Aynı jenerasyondan olduğumuz için, çocukluk ve ergenlik yıllarına dair anlattıkların beni de feci bir nostaljiye sürükledi. Bugünden geçmişe bakınca, ‘ben bunu nasıl yapmışım’ dediğin ve zihninden silmek için çabaladığın bir stil hatasını söyleyebilir misin bize?

Birden fazlası var 🙂 Harley Davidson’ın kaba saba çizmelerini giymek korkunç bir hataydı. Kendimi motorcu mu sanıyordum acaba? Yankees şapkalarını taktığım yılları hakikaten hatırlamak bile istemiyorum. Amerikan kültürüne özenmenin beni bir beyzbolcu gibi görünmeye iteceği kimin aklına gelirdi? Mezuniyet törenlerimde giydiğim her elbise birbirinden kötüydü. Neyse ki bu sayede uzun tuvalet ve straples elbiseden uzak durmam gerektiğini öğrendim.

Pandemiyle birlikte karantina süreci, tüketici alışkanlıklarını da büyük ölçüde değiştirdi. Şimdilerde bir de ABD’de Black Lives Matter hareketi esip geçiyor. Bazı büyük marka ve moda yayınlarının iç işlerinde ne kadar büyük ayrımcılıklar olduğu ortaya çıktı. Sence moda endüstrisi için ufukta bir değişim mi var? Yoksa tüm bunları birer kriz olarak görüp üstesinden gelmenin yollarını mı bulacaklar

Pandeminin üzerine ırkçılığa karşı yükselen isyanın ve eylemlerin başlaması, moda endüstrisini değişmeye zorlayacak gibi görünüyor. Bunun göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşeceğini düşünmek naiflik olur. Yerleşik sistem değişime direnecektir, statüko korunmak istenecektir ama eninde sonunda bazı şeylerin değişeceğine inanıyorum. Bunda hem ekonomik sebepler hem de toplumların kabuk değiştirme isteği rol oynayacak bence. Pek çok markadan arka arkaya iflas haberleri gelirken, “saygın” kurumlardaki her türlü ayrımcılık ifşa edilirken moda endüstrisinin bir özeleştiriye girişmesi kaçınılmaz olmalı. Nerede yanlış yapıldığını görmeden, hatalardan ders almadan ilerlenebilecek bir noktada değiliz.

Seda Yılmaz ve Giysiler Ne Anlatır kitabı Seda Yılmaz ve Giysiler Ne Anlatır kitabı Seda Yılmaz ve Giysiler Ne Anlatır kitabı Seda Yılmaz ve Giysiler Ne Anlatır kitabı