Into the Wild filmine de konu olan Chris McCandless’ın modern hayat mitine dönüşen hayatı, ölümü ve otobüsü

Filmi izlemiş ya da kitabı okumuş olanların aşina olduğu o yeşil-beyaz otobüs, helikoptere bağlanmış, havada süzülerek ilerliyor. İkonik, ironik ve hüzünlü bir görüntü. Modern hayattan kaçmaya çalışan o genç adamın, olduğu yerden zorla alınıp istemediği bir yere götürülmesini izliyoruz adeta. Ya da sahiden, her şey bu kadar ”romantik” mi? Into the Wild filmine de konu olan Chris McCandless’ın hikayesinin popüler kültüre aktarılırken fazla romantize edildiğini ve sert gerçekliklerin kurgunun altında çok da yansıtılmadığını söyleyenler var. Otobüsün yerinden taşınması da biraz da bu yüzden aslında…

chris mccandless2

6 Eylül 1992.

Kuzey Amerika’nın üst köşelerine yayılmış Denali Milli Parkı’nın sınırlarının az ötesinde, bir grup avcı gecelemek için sığınacak bir köşe ararken paslanmaya yüz tutmuş bir otobüsle karşılaşıyorlar. Geceyi geçirecekleri bir yer buldukları için sevinseler de hikayenin sonu farklı bir yere doğru çıkıyor. Uyku tulumuna sarınmış bir cesetle karşılaşıyorlar.

Ertesi gün polisin gelmesiyle birlikte hikayenin sayfaları da çevrilmeye başlıyor, en başa doğru.

Kapıda şöyle bir not buluyorlar önce:

Gelecek ziyaretçilerin dikkatine.

S.O.S.

Yardımınıza ihtiyacım var. Yaralıyım, ölmeye yakınım, buradan çıkıp yürümeye gücüm yok. Tek başımayım, şaka yapmıyorum. Tanrı aşkına beni kurtarmak için kalın burada. Böğürtlen toplamak için gittim, akşama geleceğim. Teşekkür ederim, Chris. 

Ağustos?

chris mccandless note

Notla birlikte otobüsteki eşyaları inceledikten sonra uyku tulumunun içindekinin Chris McCandless olduğunu anlıyorlar. Bir de günlük var çünkü o eşyaların arasında. Günlükteki yazıların tarihine göre, Chris McCandless, yaklaşık 19 gün önce hayatını yitirmiş. Ölüme çok yaklaştığını anladığı günlerden bir fotoğrafı var hatta, kendi çektiği.

Elinde bir notla:

Mutlu bir hayatım oldu, Tanrı’ya teşekkür ediyorum. Hoşçakalın, Tanrı hepinizi korusun.

mccandless photo

Genç bir adamın dünyayla paylaşılan hikayesi

McCandless’ın ölümünden birkaç ay sonra gazeteci Jon Krakauer, yaban doğanın tam ortasında, terk edilmiş bir otobüsün içinde yaşayan (daha doğrusu yaşamış olan) bu genç adamın garip öyküsünün peşine düşüyor. McCandless’ın serüvenini anlattığı Masumiyetin Ölümü adlı 9.000 kelimelik makalesi, Outsider adlı dergide çıkıyor önce. Sonra daha uzun bir versiyonu yayınlanıyor The New Yorker’da, I Now Walk Into the Wild adıyla. Ama bu iki makale de birkaç aylık bir sürede, hızlıca yazıldığı için Krakauer eserin üzerinde biraz daha çalışmak istiyor. McCandless’ın hikayesi, Krakauer’in uzun çalışmaların sonunda 1996 yılında bir kitap halini alıyor sonunda: Into the Wild. İşte, Sean Penn’in, Chris McCandless’ın adını tüm dünyaya duyuran 2007 tarihli filmi de bu kitaptan yola çıkılarak hazırlanıyor.

Chris McCandless’ın hikayesini günümüzde hâlâ canlı tutan pek çok sebep var. Yirmili yaşlarının başında, modern hayatın tüm getirdiklerini reddederek kendini doğaya vuran genç bir adamın hikayesi her anlamda sembollerle yüklü aslında. Başarılı bir eğitim hayatının ardından (üniversitede iki bölüm birden okuyor), toplumun ve ailesinin beklentilerini karşılamak yerine bambaşka bir hayatı seçiyor; biriktirdiği tüm parasını bir kuruma bağışlıyor ve yollara koyuluyor. Önce Kaliforniya’ya uzanıyor ve sonra da Alaska’ya doğru, asıl yolculuğuna çıkıyor. Yürüyerek…

Yolda terk edilmiş bir otobüs buluyor; 1946 yılında, bir grup işçiyi taşıyan bu otobüs yolda bozuluyor, o zamandan beri de orada duruyor. (Helikopterlerle kaldırıldığı geçen güne kadar.)

Tartışmaların ilki tam da bu noktadan yükseliyor.

”Bilmediğimiz” doğa

Modern dünyanın tüm materyalist değerlerini reddeden McCandless’ın bu arayış dolu hikayesinde varoluşçu felsefenin izini sürmek mümkün. Diğer yandan Krakauer’in anlatımıyla McCandless’ın hikayesini fazla romantize edildiğini düşünenler de var.

McCandless’ın hayat görüşü veya verdiği kararlar anlamında değil, yanlış anlaşılmasın: Şartlar açısından son derece tehlikeli olabilecek bu yolculuğu cazip gösterdiği gerekçesiyle eleştirileri topluyor McCandless. Aynı şekilde, kitabı filme uyarlayan Sean Penn de… Çünkü aslında çok kötü koşullarda hayatını kaybeden bir adam var, ama kitapta ve filmde bu şartlar romantik bir anlatımla ”yumuşatılıyor”. Neticede o bunun cesur (ve belki de gözü kara) kararının bir sonucuydu; her yandan çatlaklar veren modern hayatı bırakıp gitmesinde felsefi bir boyut da var. Yine de bu yolculuğa ölmek için çıktığı söylenemez. Modern insanın, doğaya atfettiği romantik hisler, onu aslında bilinmezlerle dolu olan bu yaşam karşısında savunmasız, hazırlıksız bir hale getiriyor. Eleştiriler de Chris’in hikayesi üzerinden doğanın daha da romantikleştirilmesi ve başkalarını da trajik sonuçlara açılabilecek bu yolculuğa sürüklemesi.

Hac yolu

Nitekim, bu tarz eleştirilerin haklı çıktığı bazı olaylar da yaşanıyor. Kitabın yayınlanmasıyla birlikte bir tür modern hayat efsanesine dönüşüyor Chris McCandless. Tabii filmle birlikte hikayesi daha da popülerleşiyor. Yıllar içerisinde Chris’in yaptığı yolu yapmak, hayatının son günlerini yaşadığı, sembolik değerler atfedilen otobüse ulaşmak için yürüyüşe çıkanların sayısı artıyor. Bir tür hac yoluna dönüşüyor hatta onun izlediği güzergah. Ve maalesef ölümle sonuçlanan kazalar da yaşanıyor. Bu yürüyüşler sırasında iki kişi nehirde boğulmuştu. Ve kaybolan pek çok turistin de kurtarılması gerekmişti. En son bu sene başında, otobüse ulaşmaya çalışırken yolunu kaybeden beş İtalyan turistin bulunması için özel bir operasyon düzenlenmişti. Yaşananlarla birlikte, güvenlik gerekçesiyle, Chris McCandless’ın bu ikonik otobüsü, helikopterler aracılığıyla yerinden taşındı. BBC’nin haberine göre, belediye başkanı, çok rahatladıklarını söylüyor; otobüs şimdilik daha güvenli bir yerde duracakmış. Nereye götürüleceği ise daha sonra belirlenecek.

View this post on Instagram

Alaska'da terk edilmiş halde duran ve 'Into the Wild' adlı filme konu olan otobüs, çok sayıda turistin ziyareti sırasında sorun yaşanması üzerine kaldırıldı. Otobüsün Denali Milli Parkı dışındaki yürüyüş güzergahından bir ABD askeri helikopter tarafından kaldırılmasını, belediye başkanı "büyük bir rahatlama" olarak ifade etti. Otobüsü görmek üzere bu bölgeye giden iki kişi nehirde boğulmuş, birçok turistin ise kurtarılması gerekmişti. 1992'de otobüste 24 yaşındaki Chris McCandless yaşamış, ama sonunda açlıktan ölmüş halde bulunmuştu. Yazar Jon Krakauer, Chris'in hikayesini anlatan 'Into the Wild' adlı kitabını 1996'da yayımlamıştı. 2007'de Sean Penn, kitabı temel alan aynı adlı filmin yönetmenliğini yaptı.

A post shared by BBC NEWS TÜRKÇE (@bbcturkce) on

Alaska Doğal Kaynaklar Şube Müdürü de otobüsün popülerliğinin hayalgücüyle daha da pekiştiğini söylüyor ve aslında bu terk edilmiş ve çürümekte olan otobüse yapılan yolculuğun çok ciddi sonuçlar yaratabileceğini ekliyor. Adam yılmış belli ki.

Ve popüler olan her şey

Tüm bu olanlar yüzünden dizini döven biri daha var: Jon Krakauer.

Otobüsün yerinden kaldırılmasından kendisini sorumlu görüyor. Chris McCandless’ın her anlamda epik hikayesiyle özdeşleşen bu otobüsün yerinde kalması, hem McCandless’ın anısı hem de taşıdığı anlam açısından önemli. Bir tür anıt gibi burası… Gençliğin, umutların, çatışmanın, cesaretin, çaresizliğin bir anıtı. (Herkes kendi yorumunu eklesin.)

Otobüsün popülerleşerek ”turistik” bir cazibe kazanması da tabii Krakauer’in kitabıyla birlikte oluyor. ”Yazdığım kitap her şeyi mahvetti” diyor zaten Krakauer. Belli ki Chris McCandless karakterinin popüler kültür içerisinde yüklendiği o romantik anlamlardan o da hoşnut değil. Her şey bir yana, otobüsün çok alakasız bir yerde, bir tür turistik mekana dönüşecek olması sahiden üzücü. Chris’in ölümünden sonra ailesi burayı ziyarete gelmiş ve babası yokluğun ortasındaki bu otobüse, Chris’in adının olduğu bir plaka yerleştirmişti. Chris’in anısını yaşatmak ve Chris gibilere bir selam çakmak için.

chris mccandless plaque

Chris’in ölümünden bu yana süren bir diğer tartışma ise ölüm sebebi. Yıllar içerisinde pek çok akademik makale yayınlanıyor ve bilimsel araştırma yapılıyor konuyla ilgili.

chris mccandless

Ölümüne dair tartışmalar

Chris’in açlıktan öldüğü açıklanıyor ilk olarak. Bulunduğunda bedeni 30 kilo civarında… Ama onu bu açlığa götürenin ne olduğu ise sürekli olarak tartışılıyor. Bazı makaleler, Chris’in yediği böğürtlen gibi yabani meyvelerin zehirli olduğunu savunuyor: Chris zayıfladıkça bu zehirden daha çok etkileniyor ve yürüyemeyecek, kendini kurtaramayacak hale geliyor. Aynı şekilde, fotoğraflarda da görülen mantarların da zehirli olabileceğini ve Chris’in yine zehirlenerek güçten düştüğünü ve yardım aramaya çıkamadığını söyleyen de var. Makaleler ve araştırmalar sürekli güncelleniyor. Her halükarda, yaban doğada hayatta kalmayı başaramıyor Chris; avladığı hayvanlarla çekilmiş fotoğrafları olsa da etlerini uzun süre koruyup idare edemiyor. Günlüklerinde de zaten bu mücadelesini detaylandırarak anlatıyor.

Aslında popüler kültürün eline düşen her hikaye gibi, Chris’inki de umulmadık yerlere çıkıyor. Hem nasıl aktarıldığının da bir önemi yok. Jon Krakauer ve Sean Penn’in ürettikleri, geçtiğimiz on yılların en iyi işleri arasında kabul ediliyor ama ‘mit’ veya ‘efsane’ olarak tanımlanmaya başlayan bir karakter veya macera, onu ‘alan’ kişi tarafından farklı anlamlar yüklenerek (ya da içi boşaltılarak) yeniden yorumlanıyor.

Bize kalan ise Chris tüm bunlara ne derdi diye düşünmek sadece…

Otobüsün yerinden kaldırılması onu da üzmüştür muhtemelen.

 

 

Into the Wild filmine de konu olan Chris McCandless’ın Into the Wild filmine de konu olan Chris McCandless’ın Into the Wild filmine de konu olan Chris McCandless’ın