5 Maddede dadandık: Haftalık popüler kültür raporu (14 – 21 Haziran)

Geçtiğimiz hafta boyunca dadandığımız ama çok tembel olduğumuz için yazmaya üşendiğimiz birkaç popüler kültür haberi…

(Kapak kolajı: İrem Türkmen)

1- Diana ile bir hafta sonu

Kristen Stewart’ın yolu şu ara hep biyografilerden geçiyor. En son kısacık kestirdiği saçlarıyla Jean Seberg’i canlandıran Kristen’in ikonik rollerin altından kalkabileceğine ikna olmuştuk ki esas haber geçen hafta geldi: Pablo Larraín’in çekeceği Spencer adlı filmde Lady Diana rolü Kristen Stewart’ın olmuş.

lady diana

Lady Diana’nın Prens Charles’tan boşanmasını anlatacak olan film, Diana’nın evliliğinin ‘kesinkes’ bittiğini anladığı, Sandringham’daki kraliyet konutunda geçirdikleri o hafta sonuna odaklanacakmış. Yani tüm film, iki-üç günlük bir hikayeyi kapsayacak. Peki neden Diana rolüne Stewart’ın seçildiğine gelecek olursak… (Çok haklı bir soru, yani fiziksel olarak pek benzemedikleri gibi Stewart’ın İngiliz aksanı da sonradan yapıştırma olacak. Ama tabii bunlar iyi oyunculuk için birer kriter mi? İşte, bu da başka bir soru.) Larraín’in cevabı açık ve net; ”Kendisi günümüzün en iyi oyuncularından biri” diyor Kristen için.

seberg

Yolunuz 90’lardan geçtiyse ya da her yıl bir yenisi gelen o kraliyet belgesellerine, dizilerine feci şekilde kendinizi kaptırdıysanız, muhtemelen Diana’nın hayat hikayesini ezbere biliyorsunuzdur. Şimdi bir düşününce, yaşarken bile, herkes onu çok iyi tanıdığını düşünüyordu. Tek bir sırrı bile yokmuş gibi. Zaten hayatının her anına dalan paparazziler yüzünden tek bir sırrı bile olması mümkün değildi. Vaktiyle medyayı çok iyi bir şekilde kullanan ve bu sayede, güç ilişkileri söz konusu olduğunda üstünlüğü ele geçiren Diana, sonradan bu medyanın doyumsuz isteklerinin bir kurbanı olmuştu. Sonunu kendi getirdi demiyoruz tabii ki. Ayrıca o son çok şaibeli… Belki Diana’ya dair açıklanmamış tek sır. (Bakınız karşınızda yolu 90’lardan geçen ve her yıl bir yenisi gelen o kraliyet belgesellerine, dizilerine feci şekilde kendini kaptırmış biri var.)

Larraín’in açıklamalarına göre bu filmde Diana’yı, artık Charles’la birlikte olmak istemediğine kesinkes karar verirken izliyoruz; Charles öncesindeki Diana’ya dönmek istediğini fark ederken. ”Bunu aktarırken de filmde çok önemli bir şeye ihtiyacınız var; o da gizem” diyor Larraín. Dediğimiz gibi, hiçbir sırrı kalmamış gibi gözüken bir kadının hikayesine gizem katmak, sahiden ustalık gerektiriyor. Filmin senaryosunu ise Peaky Blinders’ın yaratıcısı Steven Knight yazmış. Hmm, tamam ikna olduk, buradan iyi bir şey çıkacak belli ki.

”Kristen pek çok farklı özelliğe bürünebiliyor; son derece gizemli, kırılgan ve aynı anda bir o kadar da güçlü olabiliyor. Bizim ihtiyacımız olan da bu” demiş Kristen’ın bu rolü hakkında yorum yaparken. ”Tüm bunların birleşimi bana Kristen’ı düşündürdü. Senaryoyu okuduktan sonra verdiği ilk tepkileri ve karaktere olan yaklaşımını görmek çok güzeldi. Bence baş döndürücü ve büyüleyici bir performans sergileyecek. O kadar çarpıcı…”

natalie portman jackie

Bu arada, sadece Kristen Stewart değil, Şilili yönetmen Pablo Larraín’in de yolu sık sık biyografilerden veya tarihteki olaylardan geçiyor. No, Neruda, Jackie… Şimdi de Spencer… Günümüze en yakın olan karakterlerden biri Diana ve hakkındaki tartışmalar hâlâ alev alev. Muhtemelen Pablo Larraín’in bu gelecek filmini daha çok konuşacağız ileride. Ama çok çok ileride; filmin çekimlerine 2021’in ilk aylarında başlanması planlanıyor.

keanu reeves

2- Bugün de Keanu’yu övelim

Ama o da bu kadar süper olmasın yahu…

En son Bill & Ted’in devam filmiyle andığımız Keanu Reeves, 2019 yılında ”internetin sevgilisi” ilan edilmişti. Her gün ona methiyeler düzerken buluyorduk kendimizi. Pişman değiliz, çok güzel günlerdi. Yine yeniden her sabah farklı bir Keanu Reeves haberiyle uyanmak istiyor, gözlerimizden kalpler saçarak hülyalı hülyalı uzaklara bakmak istiyoruz.

Bill & Ted’in yine her zamanki gibi absürt devam filmi Bill & Ted Face the Music‘in fragmanı hâlâ zihnimizde tazeyken bu sefer bambaşka bir haberle karşımıza çıkıverdi Keanu Reeves. Camp Rainbow Gold‘un kanserli çocuklar için düzenlediği yardım kampanyasına destek olmak için süper güçlerini seferber eden Keanu Reeves, açık artırmada en yüksek bağışı yapan hayranıyla Zoom’da 15 dakikalık bir görüşme yapacağını duyurmuştu.

Adam resmen iyi bir amaç uğruna, kendini sunuyor hayranlarına. Yani şimdi buna güzelleme yapmayalım da ne yapalım?!

Bu yazı yazılırken toplanan bağış 75 bin dolara ulaşmış. Az sanki… Yani Keanu Reeves’le Zoom’la koskoca 15 dakika… Evini, barkını sattırır insana.

Açık artırma yarın sonlanıyor. Görüşme ise 6 Temmuz haftasında yapılacak.

Bu arada herhangi bir tehdit ya da uygunsuz davranış söz konusu olursa, Keanu Reeves ya da Camp Rainbow Gold ekibi, görüşmeyi çat diye kapatabileceklerini önden belirtmişler. Keanu’ya yamuk yok!

3- The Witcher için gözümüz yollarda

Televizyon izleyicisinin The Witcher‘a yaptıkları…

Dizinin zamanda atlayarak ilerleyen kurgusu, elbette hikayeye yabancı olanlar için ciddi kafa karışıklığı yarattı ama sonunda o kadar güzel bağlandı ki tüm olaylar, hayran kalmamak da elde değildi sahiden.

the witcher netflix

Ak saçlı canavar avcısı Geralt of Rivia’nın maceraları, Polonyalı yazar Andrzej Sapkowski’nin aynı adlı roman ve hikaye serisinden bir uyarlama… Ama biz onu popüler kültürde daha çok CD Projekt Red’in o müthiş grafiklere sahip bilgisayar oyunundan tanıyoruz. CD Projekt Red, kimsenin bilmediği bir şirketti, The Witcher’ı ilk kez bir oyun olarak tasarladığında. Ama o küçücük bütçesiyle çılgın bir oyun yaratmayı başarmıştı. Kısa sürede de efsane oldular zaten. 

Geralt of Rivia başta olmak üzere, serüvendeki tüm karakterler kendi içinde birer külte dönüşmüştü zaten… Henry Cavill’in her detayıyla kusursuz bir şekilde ekrana taşıdığı Geralt of Rivia’yı oyunun ve kitabın fanatikleri çok çok iyi tanıyordu. Ama onunla ve hikayesiyle ilk kez tanışan televizyon izleyicisi biraz bocaladı ve Netflix’in geçtiğimiz yıl çıkardığı en sağlam yapımlarından biri olan bu diziye hak etmediği bazı yorumlar fırlattı.

Evet, serinin zamanda bir ileri, bir geri gitmesi takip etmek açısından zorluk yaratsa da bu da kusursuz bir planın parçasıydı neticede. Muhteşem tamamlandı. Hem oyunculuklarla birlikte The Witcher’ın hafif tekinsiz o karanlık atmosferi de çok iyi yansıtılmıştı. Her an bir yerden fırlayacak bir canavara karşı kendinizi hazırlamanız gerekiyordu. Ciri ve Yennefer’ın karakter gelişimleri ve hikayeleri ise ince ince işlenmişti.

the witcher yennefer

The Witcher, daha ilk sezonu pek tazeyken kapmıştı ikinci sezon onayını. Bu ikinci sezona dair ilk açıklamalar ise, dizinin yapımcısı Lauren Schmidt Hissrich’ten geldi.

Katıldığı bir Zoom röportajında dizinin ikinci sezonu için çalışmalara başladıklarını ama pandemi sürecinde bazı aksaklıklar yaşandığını söyledi Hissrich. Ve artık hikaye o yola girdiği için mi, yoksa daha fazla eleştiri almak istemedikleri için mi bilinmez, ikinci sezonda olaylar tek ve düz bir zaman çizgisinde ilerleyecekmiş. Mantıklı, hepsinin yolları bir kere kesişti artık. Ama yine de flashback’lere falan hazır olun. ”Birinci sezonda hikayeler farklı zamanlarda ilerlediği için flashback yapmaya çok fırsatımız olmamıştı, bu sezon hikaye anlatıcılığı anlamında bize daha çok rahatlık sağlıyor” demiş Hissrich. Hem bu sefer yeni avcılar da eklenecekmiş diziye. Geralt’a mesleğini sorgulatacak cinsten olaylar yaşanacakmış…

İkinci sezonun ne zaman yayınlanacağı belli olmadığı gibi, çekimlerin yeniden başlama tarihi bile belli değil. 2020 herkesi sağlam vurdu.

4- Hedef 2077

The Witcher dedik, CD Projekt Red dedik, Keanu Reeves dedik.

O zaman bir de Cyberpunk 2077 diyelim.

cyberpunk keanu reeves

The Witcher’ın yaratıcıları CD Projekt Red’in merakla beklenen yeni dev projesi Cyberpunk 2077 geçtiğimiz yıl yürekleri hoplatmıştı. Tanıtım toplantısında size bir sürprizimiz var demişti CD Projekt Red ekibi ve sahneye ONU çağırmışlardı.

Evet, Keanu Reeves’ten bahsediyoruz.

Oyuna dair ufak tefek haberler yayınlansa da Keanu Reeves’in başrolde olacağını ilk kez burada duyurmuşlardı. (Tabii başrolde ama oyunun grafikleriyle.) Dedik ya Keanu Reeves, geçtiğimiz yıl internetin sevgilisi olmuştu diye. İşte gözlerden kalplerin belirmesine sebep olan o meşhur anlardan biri o toplantıda yaşanmıştı. Kendisine ”Nefes kesicisin” diye bağıran hayranına o her zamanki alçak gönüllülüğüyle ”Hayır, sen nefes kesicisin” diyerek karşılık vermiş, adını internet meme’lerine kazımıştı.

Neyse Keanu’dan bahsetmeyi artık bıraksak iyi olacak.

İlk kez 2012’de duyurulan Cyberpunk 2077’nin, 20 Ağustos 2020’de çıkacağı söylenmişti. Büyük bir coşku vardı gamer’lar tarafında ama maalesef oyunun çıkış tarihi yavaş yavaş ertelenmeye başladı. Önce 17 Eylül olacak dendi. Bu hafta yapılan bir açıklamaya göre, belli ki o da geçerli olmayacak.

cyberpunk

CD Projekt’in esaslı adamı Adam Kiciński’nin söylediğine göre ertelemelerin esas sebebi pandemi değil ama bu süreç sahiden de yollarına taş koymuş. Neler yapabileceklerine dair yatırımcılarla bir araya gelerek sağlam kafa patlatmışlar ve çareyi biraz daha ertelemekte bulmuşlar.

Şimdilik yeni tarihe dair bir açıklanma yapılmadı ama ‘kulislerde’ Kasım ayında çıkacağına dair söylentiler dönmeye başladı. Adam Kiciński ufak tefek detayların üzerinden geçileceğini söylemiş. Yine de ufak tefek olsa da işi garantiye almak ve tüm geliştirmeleri tamamlamak istemişler. Çok da yerinde bir karar aslında: O kadar beklenen bir oyunun kusursuzca piyasaya çıkması gerekir, CD Projekt’e de bu yakışır. Hem 2020’de bir şeylerin ertelenmesine, beklemeye çok alıştık; bir-iki ay beklemek nedir ki?

5- Amerikan Ütopyası

Müzik aleminin aykırı dehalarından David Byrne’ün Broadway şovu American Utopia, gidemeyenler ve göremeyenler için muhteşem bir projeyle ekranlara taşınıyor. Hem de Spike Lee’nin imzasıyla.

american utopia david byrne

Aslında American Utopia’nın film uyarlamasını Spike Lee’nin çekeceğini biliyorduk; Şubat ayında gelmişti haberi. İşin içine HBO’nun dahil olması ise çok yeni.

Filmin bu yıl içerisinde HBO ekranlarında ve tabii dijital platformu HBO Max’te yayınlanması planlanıyor. Bu yıl içerisinde olduğu kesinleşmiş gibi olsa da hatta Eylül dense de henüz çıkış için belli bir tarih yok.

Byrne’ün 2018 tarihli albümüyle aynı adı taşıyan bu şovu, tabii ki büyük ses getirmişti. Albümden parçaların yanı sıra David Byrne’ün Talking Heads döneminden parçaları 11 müzisyenin yer aldığı bir ekip tarafından seslendiriliyordu. Hem de sıra dışı bir sahne kurgusuyla. Yani David Byrne’e has tüm özgün detaylar bir arada…

Bu açıdan kamera arkasına Spike Lee’nin geçmesi ayrıca heyecan vericiydi. David Byrne de ”Biri beni çimdiklesin, proje için bundan daha iyi bir şey olamazdı” demişti, Spike Lee’nin işe dahil olmasıyla ilgili. ”Daha önce yollarımız pek çok kez kesişti ama ilk kez ortak bir proje için bir araya geliyoruz, büyük bir hayranıyım” diye de devam etmişti. 

Filmin, Broadway’deki şovun birebir aynısı olmayacağı söyleniyor. Bu ortaklığın nasıl dahiyane bir iş çıkarabileceğini düşündükçe daha çok heyecanlanıyor insan. Şimdilik Eylül’e kadar bekleyeceğiz.

 

popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür popüler kültür