Islandman ile çılgın kalabalıktan çok uzakta

Bundan tam on yıl önce Tolga Böyük’ün tek kişilik projesi olarak yola çıkan Islandman, Erdem Başer ve Eralp Güven’in de adaya çıkmasıyla çoktandır bir grup olarak sahnelerde. Doğaçlamanın kendilerine sağladığı özgürlüğün peşinden giden grup, coğrafyaları aşıyor ve peşlerinde getirdikleri sesler eşliğinde dinleyene de yepyeni keşif alanları yaratıyor.

2018 tarihli Rest in Space ve ardından da geçtiğimiz aylarda yayınladıkları Kaybola albümleri, isimlerinden de anlayacağınız üzere buralardan kaçıp gitmeye dair alttan alta verdikleri mesajlarla yüklü. Aklınızda olmasa bile sesler sizi alıp götürmenin bir yolunu buluyorlar. Buranın kaosundan uzaklara, o her daim ulaşmayı dileyip de yolunu bulamadığımız dingin diyarlara doğru. Belki o hayal ettikleri ada gerçekte de vardır da, hepimize birer sığınak olur.

Kaybola deluxe edition’ınıyla önümüze düşmüşken (evet, sadece plakta olan beş şarkı artık dijital platformlardan da dinlenebilir) yollarımızı Islandman’le bir röportaj için kesiştirdik.

Fotoğraflar: Barbaros Cangürgel

Şu ara röportajlara bu soruyu sorarak başlıyoruz ama arada sıra dışı birşeyler yaşadık. Toparlanma aşamasında hem endişeliyiz hem de meraklıyız: Karantina süreci nasıl geçti sizin için? Hayat durdu mu yoksa tüm bunlar yeni üretimler için bir vesile mi oldu?

Tam son albümümüz Kaybola için turneye çıkacakken tüm dünya gibi programlarımızı erteleyerek evlerimize kapandık. Belli bir süreyi belirsizlikle geçirdikten sonra yavaş yavaş duruma adapte olmaya başladık. Yapabileceğimiz en iyi şey üretmeye odaklanmak, yaşadığımız bu durumu ve doğayı daha iyi anlamaya çalışmaktı. Biz de bunlara yoğunlaştık. Sonucunda ise bu dönemin izlerini taşıyan yeni albümümüzü neredeyse tamamlamış olduk. Önümüzdeki dönemde yeni albümden ilk şarkıyı da paylaşmayı planlıyoruz. Hatta bir Aşık Veysel şarkısı olduğunu söyleyebilirim.

Dijital aslında beklenmedik kapılar açtı. Siz dijitalin sunduğu bu yeni imkanları nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle müzikal üretimler ve izleyici/dinleyici ile buluşma açısından yeni bir dönem başladı mı sizce?

Dijital çağın imkanları sayesinde farklı alternatiflerin ve buluşmaların gerçekleştiği aşikar. Fakat yeni bir dönem başladı demek için biraz erken diye düşünüyoruz. Karantinanın başlarında Boiler Room’un Night Dreamer Records ve Worldwide FM işbirliğinde düzenlediği Streaming From Isolation isimli yayın serisinden performans teklifi aldık. Grup olarak farklı evlerde birbirimizden izole olduğumuz için tek başına bir yayın yapmaktansa daha önce kayıtlarda ya da sahnede birlikte olduğumuz dostları da dahil edebileceğimiz özel bir şey yapmak istedik. Sonucunda bu süreçin bize yaşattığı en özel deneyimlerden biri ortaya çıktı. Bambaşka bir üretim kanalı açtı bize. O performanstan bazı şarkılar yeni albümümüze girdi.

İnternetin altını üstüne getirdik ama cevabını bulamadık. O yüzden mutlaka sormamız lazım: ‘‘Islandman’’ ismi nereden geliyor sahiden?

Proje, üreterek şehir hayatının tüm karmaşasından uzaklaşmak ve hem ruhsal hem de duygusal olarak arınmak için başladı. Bu üretim alanını oluşturmak bir bakıma sessiz sakin bir adaya çekilmek gibiydi. Islandman adı da bu hayali dünyayı yansıttığı için ortaya çıktı. Zamanla hem ada halkı çoğaldı hem de çıktığımız yolculukların sayısı arttı.

Aslında Islandman adını duyduğumuzda, 2010’ların başında, bir tek Tolga vardı karşımızda. Sonrasında Erdem ve Eralp da katıldı ve bir gruba dönüştü Islandman. Aslında çok eskiden beri birlikte müzik yapıyorsunuz ama Islandman etrafında birleşmeniz nasıl oldu? 

Arkadaşlığımız Ankara’ya, 20’li yaşların başlarına kadar uzanıyor. Ankara müzik sahnesinde pek çok projede müzik yaptıktan sonra hepimiz farklı sebeplerle İstanbul’a döndük. Dolasıyla hep birbirimizin etrafındaydık. Zamanla Islandman kayıtları paylaşıma açıldıkça üretim aşamasında ve sahnede birlikte olmanın, müziğin akışına bir grupla müdehale etmenin değeri ortaya çıktı. Tam bu noktada Eralp ve Erdem de projeye dahil oldu ve trio formatında yola devam etme kararı aldık.

”Grup olmak çok zevkli bir şey bence; bir takım olmak, gelen sorunları birlikte karşılamak, tartışmak, birbirini aydınlatmak… Havalimanlarında uyusan da birinin seni uyandıracağını bilmek ve uçağı kaçırmamak ☺”


Peki bir ‘grup’ halini aldıktan sonra Islandman tarafında neler değişti? Hem müzikal anlamda hem de işleyiş olarak?

Grup olmak çok zevkli bir şey bence; bir takım olmak, gelen sorunları birlikte karşılamak, tartışmak, birbirini aydınlatmak… Havalimanlarında uyusan da birinin seni uyandıracağını bilmek ve uçağı kaçırmamak ☺ Müzisyenlik açısından da trio olmak çok özel bir durumdur. Grubun her üyesinin birbirini etkilediği, etkileşime en açık form. Bu durum, hem üretim aşamasında farklı kanallardan beslenmemize hem de sahne üzerinde doğaçlama alanımızın genişlemesine olanak sağlıyor. Bir de sahnenin arka planında daha geniş bir grubumuz var. Gülbaba Müzik, Music for Dreams, FFW Creative Audio ve Taner Turna, Nova Persona (Yeşim Koçal) gibi. Aslında Islandman oldukça kalabalık bir aile.

Islandman’in 10 yıllık geçmişine şöyle bir uzaktan bakınca, gruba dair bir karar alırken alelacele davranmak yerine olayların nasıl ilerleyeceğine bakarak, sindire sindire karar veriyorsunuz gibi gözüküyor. Grup içi dinamiklerinizde ve karar süreçlerinizde neler belirleyici oluyor genellikle?

Olabildiğince fazla fikir alıp vermek.

0X5A9413 copy

Peki siz ‘‘Islandman’in 10 yıllık geçmişine şöyle bir yakından bakınca’’ ne görüyorsunuz? Zihninize en çok yer eden an hangisi olabilir?

Kesinlikle ilk plağımız Rest in Space’i ilk kez elimize alışımız.. Bir de Montreux Jazz Festivali’nden gelen birincilik ödülü.

Kaybola, yolculuklarınız sırasında biriktirdiğiniz hikayelerin bir toplamı gibi. Farklı coğrafyalardan yanınıza kattığınız sesleri bir araya getirerek oraların hikayelerini, görüp geçirdiklerinizi aktarıyorsunuz dinleyiciye. Bu hikayeler sizin tarafınızda nasıl şekilleniyor? Ve gidip gördüğünüz yerlerden hangi sesleri müziğinize dahil edeceğinize nasıl karar veriyorsunuz?

Yolculuklarımız fiziksel olduğu kadar duygusal da. Hikayelerin temelinde öğrenme merakımız ve insanlarla kurduğumuz samimi ilişkiler var. Kaydedilen sample’dan öte, kaydettiğin kişinin enerjisi önemli olan. Kimi zaman bir antika pazarında plak satan birisinden Tayland müzik gruplarını öğrenip yeni sesler keşfediyoruz, kimi zaman konserimize gelen bir dinleyiciyi stüdyoya davet edip yazdığı şiiri şarkımıza yerleştiriyoruz. Ürettiğimiz kayıtları sahiplenmiyoruz, aksine sonsuz paylaşıma açıyoruz. Bu da beraberinde tahmin edemeyeceğiniz etkileşimleri getiriyor. Günün sonunda parçalar bir şekilde denk gelip ait oldukları yerde nefes almaya başlıyor.

Kaybola, batıdan doğuya uzanarak dinleyici için de büyük keşifler sunuyor. Yeni sesler keşfetmek adına siz nasıl bir yöntem izliyorsunuz. Turneler bunun için iyi bir fırsat olsa gerek ama sadece yolculuklardan mı besleniyorsunuz?

Turneler, müzik merkezli yolculuklar olduğundan buradaki keşifleriniz de genellikle bu yönde oluyor ama tek beslenme kaynağımız bu değil. Genel olarak merakımızı daha derinlere odaklayıp karşımıza çıkan seslerin özünü ve kültürünü öğrenmeye çalışıyoruz. Bu şekilde yaklaştığınızda raftaki bir plağın arkasında, izlediğiniz bir videonun kredi kısmında ya da beğendiniz bir albümün plak şirketinin kataloğunda sürprizlerle karşılaşabiliyorsunuz. Dijital ortam hem kısıtlayıcı (yaptığı önermelerle) hem de doğru kullanıldığında çok fazla keşif fırsatıyla dolu.

Bu noktada belki de Searching for Sound belgeselinden de bahsetmek gerekir. Tolga ve Hey Douglas’tan tanıdığımız VEYasin, Türk müziğinin izlerinin peşinde İstanbul’dan Orta Asya’ya uzanan kültürel bir yolculuğa çıkmıştı. Dönerken yanınızda neler getirdiniz? (Maddi ve manevi, her türlü )

Saz, ilk çaldığım enstrüman. VEYasin ve benim kimi zaman müziğimizin temeli, kimi zaman da esin kaynağımız oldu. Biz de sazın köklerinin peşine düşmeye ve Anadolu’dan Orta Asya’ya kadar uzanan bir coğrafyada günümüze kadar gelen izlerini bulmaya gittik. Belgesel, kısıtlı bir zaman diliminde yoğun bir program akışında hazırlandı. Sonucuna baktığımızda bu konuya ilgisi olanlar için bir başlangıç kılavuzu yarattığımıza inanıyoruz. Orta Asya’da gırtlak müziğini kendi ortamında kendi yorumcularından dinlemek inanılmaz bir deneyimdi. Oradan getirdiğim üç telli, gitara benzeyen bir enstrüman da Kaybola albümündeki pek çok parçada yerini aldı.

 ”Şarkıların tohumu anlık hisler ve mental yükselişlerle atılıyor. Sonrasında bitiş çizgisini hiç düşünmeden etkileşime açık bir şekilde dönüşüme uğruyor.”


Her do
ğaçlama da kendi içinde bir yolculuk aslında. Bir şarkının tamamlandığına ve albümde yer alması gerektiğine sizi ne ikna ediyor?

Şarkıların tohumu anlık hisler ve mental yükselişlerle atılıyor. Sonrasında bitiş çizgisini hiç düşünmeden etkileşime açık bir şekilde dönüşüme uğruyor. İlk etapta yakın çevremiz, yani ada sakinleri dinliyor ve zamanla şarkı kendi kendini tamamlıyor. Bu aşamada plak şirketimiz Music for Dreams’in patronu Kenneth Bager’de tüm çalışkanlığıyla sürece dahil oluyor. Kendisi 90’larda çok büyük şirketlerin A&R’lığını yapmış, birçok hit çıkarmış bir müzik adamı. Her zaman iyi bir fikir ve yorumla gelip bizim sınırlarımızı zorluyor.

0X5A9368 copy

Doğaçlamalar sahne performanslarınızda da ön planda. Kendi kendinizi de şaşırttığınız oluyor mu hiç, şarkıların hiç beklemediğiniz bir yere gittiğini görünce?

Konserlerin en zevkli bölümleri, bu ‘‘kendi kendine şaşırma’’ anları. Genellikle takip ettiğimiz temalar var, ama bu temaları boş raylar gibi düşünüyoruz. O an, o mekanda nasıl bir trenle, hangi hızda yolculuk yapmak istersek ona göre çalabildiğimiz bir sistem kurduk. Bu trenin içinde her seferinde aynı manzarayı izlemek bir yerden sonra müzisyen için sıkıcı bir rutine dönüşebilir. Bu yüzden sürekli olarak yeni raylar inşa etme dürtümüz var.

Müziğinizde müthiş bir dinginlik var. Sahnede şarkıların en hareketlendiği anlarda bile kendini hissettiren bir dinginlik. Nedir bunun kaynağı diye merak ettik…

Bunun derinine inmeyi çok düşünmemiştim. Kendime bir terapist gibi yaklaşacak olursam, eminim ki bu hissin altından yaşadığım çevrenin ve şehrin agresifliğinden, kabalığından kaçışın mümkün olduğunu ve bu kaçışın bize faydalı olabileceğini insanlara anlatma dürtüsü çıkacaktır.

Kürsel krizler çağındayız malum. Sizin bu krizlerin ve felaketlerin ortasında hayatta kalma yönteminiz nedir? Müziğinizin yaydığı hisler o kadar güçlü ki, bu konuda söyleyeceklerinizin bizim de işimize yarayacağına dair bir hissimiz var…

Bir şekilde dijital ortamlarda da olsa müzik etrafında kalabalıklar oluşturarak hislerimizi paylaşmak, iyileşmek, iyileştirmek, şifa bulmak…

Kaybola hâlâ çok yeni sayılır. Sırada başka neler var?

Kaybola’nın sadece plak formatında olan dört şarkımızı deluxe edition versiyonu ile dijitale taşıdık. Aslında bununla birlikte ikinci albümün yayın sürecini de tamamlamış olduk. Önümüzdeki dönemde neredeyse hazır olan üçüncü albümümüzden şarkıları paylaşamaya başlayacağız.