Drag sahnesine onurumuzla dadandık: Candle Gender, Ceytengri, Florence Delight ve Willie Ray

Popüler kültürde orijinalliğiyle zihninize çarpan ne varsa kazıyın, altından drag’in o cesur kodları çıkar. Cesur, dönüştürücü, şaşırtıcı ve kafa çalıştırıcı… On iki ayın en anlı şanlısı Onur Ayı kutlamalarıyla beraber yerel drag sahnesinden isimlere dadanırken bulduk kendimizi. Hem aramıza mesafeler koyan şu karantina döneminde daha da özlemişiz onları… O kadar çok dadanmışız ki, röportajları iki bölüm halinde yayınlamak durumunda kaldık. İşte karşınızda ilk bölümün şahane konukları Candle Gender, Ceytengri, Florence Delight ve Willie Ray.

Röportajlar: Senem Kahraman & Seden Mestan

Kapak kolajı: İrem Türkmen

3805703B-B9BB-46AA-93CD-BDC6F30EB704

CANDLE GENDER

”Bana kalırsa 80’ler gazino kültüründen, 90’lar popundan sonra İstanbul’un ve Türkiye gece hayatının başına gelmiş en iyi oluşumdur Dudakların Cengi.”


Candle Gender’ın çıkış hikayesi ve ilk drag performansından başlayalım mı? Drag olmayı, yapmayı nasıl tarif edersin?

Merhabalar ben Candle Gender. Yaklaşık iki buçuk yıldır queer performans sanatlarıyla uğraşıyorum. Kendime ”drag queen” demek yerine yaptığım işe ”drag” demeyi tercih ediyorum. Drag şovumu toplumdaki cis bireylerin, heteroseksüel bireylerin, muhafazakarların, yani azınlık olmayan kısmın, yeri geldiğinde de lubunyasının da baskıladığı konuları abartarak, güllüm katarak sahnede yaşadığım bir motivasyon aracı olarak görüyorum.

Seni hem Şen Dullar’dan hem de Dudakların Cengi’den tanıyoruz. İstanbul gece hayatına ve özellikle bundan birkaç yıl öncesini bile özlemle andığımız Beyoğlu’na, her şeyi yıkan, gullümü bol, enerjisi yüksek şovlar getiriyorsunuz…

Bu işi yapmaya başladığım ilk yer de Dudakların Cengi sahnesiydi. Önceleri sadece arkadaşlarımın da, benim de sadece eğlenebilmek ve sosyalleşebilmek için gittiği bu etkinlik sonrasında büyüdü de büyüdü. Benim için ise bu sürecin kırılma noktası her sene BULGBTİ’nin düzenlediği İstanbul is Burning’e katılmakla oldu. İstanbul is Burning en iyi drag queen’in değil de en iyi cinsiyet sabotörünün seçildiği ve birincisinin de Miss Gender unvanı aldığı bir yarışma ve bu yarışmada runner-up oldum. Böylece drag’e ve sahnede olmaya daha çok ihtiyacım olduğunu düşündüm.

Bana kalırsa 80’ler gazino kültüründen, 90’lar popundan sonra İstanbul’un ve Türkiye gece hayatının başına gelmiş en iyi oluşumdur Dudakların Cengi. İstiklal Caddesi’nin başından itibaren bir grup halinde yürüyen lubunyaların Galatasaray Lisesi’nin önünde daha da kalabalıklaşması ve Anahit Sahne sayesinde Tomtom Sokak’ın evimiz olması çok mutlu ediyor ve bir yerde de kendi adımıza güvenli bir alan oluşturduğumuzu görüyoruz. Gecenin bazı kuralları oluyor; herkesin oradan mutlu ayrılması, tip verilmesi gibi ve sanırım etkili de oluyor ve hiçbir zaman ilk defa gelen bir kişinin ağzından negatif bir şey duymadım. Bu yüzden gittikçe büyüyoruz ve daha çok duyacaksınız bizleri. Dudakların Cengi sahnesinin diğer bir büyüsü de sahneye çıkan her kraliçenin özgürce, birbirinden alternatif, yaşamak istedikleri kafayı istedikleri gibi sergilemeleri sanırım.

DB4BCF4A-7EA6-4CC0-B781-095D62868149

Yıllar içinde The Candle Gender nasıl değişti, gelişti? Tarzı, sahnesi ve düşünceleri…

Sanırım yapmak istediklerim sürekli değişmekte ve yapacağım işin sadece lip sync’e dayalı olmasını istemiyorum. ”Queer performans sanatçısı” diyebilmenin altını doldurmak istiyorum ve bunun için uğraşıyorum. Ama şu ana kadar sahnede kendi adıma birçok Candle gösterdiğimi düşünüyorum. Bunları da yine güllüm ve politik bir yerden yapmayı seviyorum. Yaklaşık bir yıl önce sahnede bir Alevi deyişi yaptım ve kendime Türkiye’nin ilk alevi drag queeni dedim ve bu şekilde anılmak hoşuma gidiyor. Başladığımdan beri bazı konularda yardımlar alsam da makyajımı ve hazırlıklarımı kendim yapıyorum. Yeri geldiğinde konsepte ya da o gün çalışacağım mekana göre hazırlanıyorum, yeri geldiğinde o aralar taktığım bir şarkıya göre ya da hazırladığım look’a göre bir performans kurguluyorum.

Türkiye drag kültürüne dair neler düşünüyorsun?

Yıllar öncesine dayanan bir altkültür var açıkçası ve bazı eski kraliçeler bu işi iş olarak yapmak isteyen kızlara destek oluyor, bazılarıysa gayet normatif bir yerden eleştirebiliyorlar. O konuda da diğer drag şov yapan mekanların, maddi kaygısı olan mekan sahiplerinin ve uçuk ücretler ödeyen müşterilerin en çok kendilerinin eğlenmeleri gerektiğini düşünmelerinin de etkisi var. Çalıştığım bazı mekanlarda kendilerinin güzellik algılarına uymam istendiğinde ya da ”benden güzel olmuşsun, peruğunu takabilir miyim?” diyen bir cıvır gördüğümde de kafam düşmüyor değil. Bazen de umurumda olmadan kendi normlarımı oluşturup kendime daha mutlu  hissettirdiğim bir alan yaratıyorum.

View this post on Instagram

@otobandakaybolanlar

A post shared by CandleGender (@candlegenderofficial) on

Drag yapmak dışında neler yapıyorsun?

Gemi inşaat ve gemi makine mühendisliği öğrencisiyim ve eğitimim devam etmekte. Onun dışında üzerine çalıştığım bir sahne sanatları projem var, umarım onu da gerçekleştirebilirim.

IMG-0525

CEYTENGRİ

”İnsanların Drag Race izleyip düştüğü en büyük yanılgı drag’in cis gay erkeklerin feminen figürlere dönüşmesi bazlı ve orta üst sınıf bir sanat dalı olduğu düşüncesi. Drag büyük ölçüde trans sanatçılar tarafından besleniyor.”


”Komedi, gotizm ve seksi aynı potada eriten” drag performans sanatçısı olarak anılıyorsun. Ceytengri kimdir? Biraz geçmişine gidelim…

Merhabalar, ben Ceytengri. Ergenliğimin başlarından beri bu ismi internette kullanıyorum. Hayatının çoğunu bilgisayar ya da telefonla geçiren, internetle tek vücut bir çocuktum veya başka bir deyişle Twitter troll’üydüm. Hayatımı ”sosyal medyada sesi çok çıkan insanlar gerçekte pısırık ve sessiz oluyor” tezini çürütmeye adadım.

Tarzın, kostümün, makyajın Ceytengri personasını tamamlıyor. Sana kreatif anlamda neler ilham veriyor?

İlham kaynağım çoğunlukla kurgu konseptinin kendisi. İnsanlığın dünyayı iki gözleriyle görebildiklerinden fazlası olarak hayal edebilmesi ve o hayallere kendi iradeleriyle inanabilmeleri. Güneş, geceleri Duat’ta çeşitli düşmanlara karşı savaşıp sabah yine yeryüzüne çıkan Ra’nın arabası olabilir. Arnold Schwarzenegger gelecekten gelen süper güçlü bir robot olabilir. Ben de milenyumun en iyi sanatçısı, bütün edgy şeylerin kraliçesi, yılan tanrıça Ceytengri olabilirim.

Günümüzde dijital medyanın gücünü artık neredeyse tartışmadığımız bir yerdeyiz. Sen de sahnelerde, mekanlarda olduğun kadar sosyal mecralarda da içerik üretmeye devam ediyorsun. YouTube kanalında drag yapmaya yeni başlayanlara tavsiyelerde bulunduğun, aşırı faydalı bildiler paylaştığın bir videon var. ”Neden drag yaptığınızı bilin” diyorsun. Senin drag yapma sebebin nedir?

İngilizcede ”jack of all trades, master of none” diye bir deyim var. Pek çok şeyde beceriye sahip ama hiçbir şeyde usta olmayan insanlar için kullanılıyor. Bence drag performansı sanatçıdan tam olarak bunu talep ediyor. Makyaj, oyunculuk, dans, gullüm, vokal beceri, müzik bilgisi, pop kültür bilgisi bir drag sanatçısının yetkin olması gereken alanlar ama hepsine bir miktar hakim olduğum sürece kimse benden opera söylememi veya iki buçuk saatlik bir stand-up show yapabilmemi beklemiyor. Hayatı dikkat dağınıklığı tarafından kalitesizleştirilen biri olarak drag’in bu özelliğini ferahlatıcı buluyorum.

Screen Shot 2020-06-27 at 15.25.01

RuPaul’s Drag Race, drag kültürünü ana akımda daha çok görünür kıldı. Peki sence drag’e dair ”doğru” bilinen ”yanlışlar” neler? Drag’in ana akımdaki temsiliyeti hakkında ne düşünüyorsun?

İnsanların Drag Race izleyip düştüğü en büyük yanılgı drag’in cis gay erkeklerin feminen figürlere dönüşmesi bazlı ve orta üst sınıf bir sanat dalı olduğu düşüncesi. Drag büyük ölçüde trans sanatçılar tarafından besleniyor. Şu an drag’e yön veren ünlü ve başarılı queen’lerin bir oğu trans. Politik yönüyle bilinen Sasha Velour; makyaj becerileri ve ikonik tarzıyla Hungry, Big Brother UK’i ülkenin en ünlü yobazlarından birine karşı kazanan Courtney Act, sosyal medya popülaritesiyle Juno Birch aklıma gelen bazı örnekler. Ve ben tabii ki…

Türkiye’de drag kültürüne dair fikirlerin neler?

No comment.

Yine bir YouTube videona istinaden burcunu ve astrolojiye olan ilgini merak ediyoruz 🙂 Çarpıcı yeni astrolojik yorumlar gelecek mi? Kanalı nasıl kurguluyorsun, daha çok ne tarzda içerikler olsun istiyorsun?

Güneş burcum Kova, yükselenim Boğa, ay burcum Yengeç. Videomda kendimi de bayağı eleştirdim yani aslında lol Kanalda başta kendi hayatımı reality show gibi bir formatta yayınlamak istiyordum ama şu an karantina şartları sebebiyle odamdan bir şeylere nefret kustuğum video essay^ler üzerine çalışıyorum.

Sahne, malum, bir performans alanı ve ciddi bir hazırlık gerektiriyor. Senin hazırlık süreçlerin nasıl ilerliyor? Nasıl bir rutinin var ve performansın iyi geçmesi için ”olmazsa olmazların” neler?

Maalesef drag sanatçıları olarak çalıştığımız yerlerden büyük taleplerde bulunmak gibi bir fırsatımız olmuyor çoğunlukla. Kulisimde çikolata kaplı çilek ve şampanya tüketmeden sahneye çıkamadığımı düşünen hayranlarımı hayal kırıklığına uğrattığım için çok üzgünüm. Çalıştığım günlerde genelde sabahtan itibaren telefonlarıma bakmıyorum. Mekanla anlaştığımız zamandan dört saat önce duşa girip acele etmeden makyaj yapmayı ve mekana geldiğimde sınırsız alkol ikramını seviyorum. Bu kadar.

Tarzın, kostümün, makyajın önemi bir yana müziğin de hem performansın hem senin için önemli olduğunu biliyoruz. ”Buz Gibiyim” adlı ilk teklini, yanılmıyorsam Dudakların Cengi’nde performansında dinlemiştik. Yeni çalışmaların var mı?

Son bir seneyi depresyonda geçirdiğim için istediğim kadar verimli olamadım ama bu Şubat’ta ilk albümünü yayınlayan Çiçek Çocuk’la yeni bir şarkı üzerine çalışıyoruz şu an. Bir söz yazarı ve gullüm uzmanı olarak sürekli kendimi geliştirmeye çalışıyorum ve bence artık ikinci bir şarkı çıkarabilecek noktaya geldim. Üretkenliğimin önünde de bir engel yok artık. (Ya da öyle umuyorum.)

Sahnedeyken seni en çok ne mutlu ediyor?

Öncesinde uzun uzun düşündüğüm ve hazırlandığım, gerçekten istediğim için yaptığım performanslarda şarkı bittikten sonra iyi bir iş yaptığımdan emin olmak ve seyircinin de çığlık çığlığa bu hisse onay vermesi… Tüylerim diken diken oldu düşününce.

 

image-4


FLORENCE DELIGHT

”Gece hayatı hep kuirlerin oldu. İşletmecilerden, kapıda bekleyenlere kadar itilenler genellikle bu alanda çalıştı ve sosyalleşti, hâlâ da öyle. Gecenin bir yarısı orada sanat projelerinden de bahsedebiliyoruz, nasıl para kazanacağımızdan da, politik olarak ne yapmamız gerektiğinde de.”

 

Selam Florence Konstantina Delight,

Seni hep şöyle hatırlıyoruz, Anahit’in veya Roxy’nin sokağındayız. Bir an da gözler sokağın başına yönelir ve bak bak doyamadığımız anlar yaşanır.

İstanbul gece hayatının gözde drag performans sanatçılarından olmak ve o meraklı, baştan aşağı süzen bakışlarla karşılanmak sana nasıl hissettiyor? (Fangirl’ler de vardır 🙂

Merhabalar öncelikle benimle röportaj yaptığınız için teşekkür ederim. Ana akım bizi ve yaptıklarımızı görmezden gelip, sanatı ve sesleri tek tipleştirmeye çalışırken, bizi görmeniz sesimiz olmak istemeniz çok mutluluk ve umut verici.

Ben her zaman kendimi beni görenlerin yerine koyuyorum. Onlar için beni gördüklerinden fazlasını ifade etmiyorum genelde ama insanların algısını değiştirmek için, somut olarak insanları heyecanlandıracak şekilde giyinmenin, öncelikle onların ilgisini çekmekle olabileceğinin farkındayım. İnsanlara keyif veren birşey sunmazsam onların bizimle özellikle ilgileneceğini düşünmüyorum.

Ben de bundan yola çıkıp hem onların gözüne estetik olarak saldırıyor hem de çok sevecekleri ögelerle, daha az süslü halini görseler rahatsız olacakları ögeleri bir arada sunarak, hepimizde olan eşsizlikleri ve özellikleri daha ışıltılı bir şekilde sunuyorum. Bunu yaparak da amacım görmezden gelinen konuların altını renkli ve parlak kalemlerle çizmek. Aslında tabii ki ilgiyi çekmek hoşuma gidiyor amacım da bu zaten. Bazen iyi ilgiyi ve kötü ilgiyi seçemiyoruz maalesef. Bazı bakışlar minik tebessümlerle olurken, bazıları da yanındakinin kulağına eğilip surat ekşiterek, aşağılayarak, iğrenerek bakarak hatta gelip, hakaret ederek olabiliyor. Ama ona cesaret edememelerini sağlamak da artık boynumun borcu oldu. Dezavantajlı grup olarak maalesef kendimizi, savunma mekanizmaları geliştirmek durumunda kalabiliyoruz bazı zamanlar. Sonuç olarak meraklı ve tatlı, öğrenmeye açık bakışlar beni mutlu ediyor, verdiğim emeğin karşılığını aldığımı hissettiriyor, ”Tamam be! Bugün de bir işe yaradım sanırım” diyorum. İlk defa böyle farklılıklarla karşılaşan insanlar bir daha sokakta renkli saçlı veya atanmış cinsiyetinin rolleri dışında davranışları olan birini gördüğünde daha az rahatsız edici bakışlara geçebiliyor, çünkü öncesinde benim gibi garip uç bir şey görmüş oluyor.

image-3

YouTube kanalından drag olma hikayeni dinledik ama kısaca Dadanizm okurlarına da anlatmak ister misin? İsmine nasıl karar verdin ve o zamanlar sana ilham olan isimler kimlerdi?

Her kısaca anlatmaya çalışmamda çok uzatıyorum ama deneyeceğim. O sürecin tüm detayları beni derinden etkileyen ve değişmeme, farkındalığımın artmasına sebep olan olaylardır. Çok göz önünde olmayı sevmeyen ama hep de bir şeyler anlatmaya çalışan ve garip addedilen bir çocuktum. Konuşmam ve ses tonum diğerlerinden farklı olduğu için olabildiğince sesimi alçaltıp ve hızlı konuşmaya çalışırdım, o garip bakışlar daha kısa sürsün diye. Bu yüzden de çok fazla sahnede veya göz önünde olmayan bir çocukluk geçirdim. Üniversiteye başladığımda bir arkadaşım vasıtasıyla başka bir üniversitedeki bir Kuir Performans Gecesi’ne gitme fırsatım oldu. Orda insanların birbirlerini hiç garipsemediğini, birbirlerinin farklılıklarını alkışlayıp onurlandırdığını, varoluşlarını kutladıklarını farkettim. ”Ben de oraya çıkmalıyım, bir kere bunu deneyimlemeliyim, yaşlandığımda keşke dememeliyim” diye düşündüm. Bunu kendime borçlu olduğumu hissettim ve bir şekilde orada, bir sonraki performans gecesinde sahneye çıktım.

Sahneye adımımı attıktan yaklaşık on saniye sonra o sahnelerden bir daha hiç inmek istemediğimi farkettim. Ağzım, damağım, dilim kurudu heyecandan ama o çok ayrı bir histi. Yıllarca, ”bende bir sorun mu var acaba” dedirten bütün özelliklerim alkışlanıyordu ve yalnız değildim. Derken Dudakların Cengi başladı, bizim için okul gibiydi. Oradan İstanbul kuir gece hayatına çok güzel isimler kazandırıldı. Kazandırılmaya da devam ediliyor. Sık sık orada sahne aldım. Daha sonra da ilk profesyonel iş teklifleri gelmeye başladı ve gece hayatında çalışmaya da böyle girmiş oldum.

İsmimin nerden geldiğine gelecek olursak… İstanbul tarihine ve İstanbul’un dünyayı ve rönesansı etkilemesine takığım birazcık. Buraya Osmanlılar geldikten sonra, çok uluslu sanatçıların büyük bir kısmının Rönesansı başlatan şehirlerden biri olan Floransa’ya gitmesinden etkilendim, benim kaçtığım yer de öyle bir yer, Florence. Aynı zamanda sevdiğim bir müzisyen Florence Welch de beni çok etkiler, hem ismi kulağıma hoş gelir hem de sesi. Selda Bağcan’a benzetirler hatta sesini, onu da çok severim. Benim sevdiğim bir sürü şeyin ortak toplanma noktasıydı bu isim. Konstantina anlayacağınız üzere İstanbul. Karakterimin doğduğu şehri işaret etmek içindi. Delight ise komiktir, bildiğimiz lokumdan geliyor. Yurt dışında Anadolu’nun bilinen sayılı güzelliklerindendir, sevdiğim de bir yiyecektir. İngilizcede neşe, hoşluk anlamı da var. Tamam dedim, bu da soyadım olsun, karakterimle de bağdaşıyor.

YouTube kanalından bahsetmişken, nasıl gidiyor video çekimleri? Biz çok sevdik ama sen ne düşünüyorsun, devamı gelecek mi?

YouTube ve sosyal medya inanılmaz mesai isteyen yerler. Hem hazırlık aşamasında hem de post prodüksiyonda. Benim gibi anında tepki almaya alışmış biri için biraz zorlayıcı oldu ama sağ olsunlar, arkadaşlarım çok destek oluyor bu konuda. İlkür ve Battaniye’ ye selamlar burdan.

Videoların devamı gelecek tabii ki ama ana akıma oynamak istemiyorum. O biraz kolayına kaçmak gibi geliyor bana. Herkese sallayıp, küfredip, politik dile dikkat etmeden, dozer gibi, her şeyi altına alarak ilerlemek korkutucu bence. Biraz klişe olacak belki ama hem insanlar izlerken keyif alsın hem de bir şekilde ya öğrensinler ya da öğrenmelerinin yolu açılsın istiyorum. Cesaret vermek gibi bir isteğim de var. Lisedeyken Onur Yürüyüşleri’nin videolarını izler, hayal kurardım. Ben de böyle yürümek istiyorum diye cesaretlendirirdi beni. Açık olan insanlara hep hayran olmuşumdur. YouTube gibi bir sosyal mecrada, olabildiğince alternatif medya destekçilerinin desteğine ihtiyacım var. Algoritmalar bizi yok etmeye yönelik gidiyor çünkü. O yüzden kanalıma abone olup, yorum yapar ve beğenirseniz beni çok mutlu edersiniz ahahah.

Performans, DJ’lik şimdi de YouTube kanalı ve diğer sosyal mecralardan takip ettiğimiz kadarıyla seni tanımaya çalışıyoruz ama sen nasıl anlatırsın, sahne ya da sahne ardındaki hayatı?

Genelde sahne ardındaki hayat bir sürü belgeselci ve ve fotoğrafçı gazeteci tarafından çok arabesk tasvir edilir. Tabii ki öyle yanları da var ama ben bundan çok sıkıldım. Evet, zor şeyler yaşıyoruz ama insanlar da bizi oraya konumlandırıp, marjinalize etmekten keyif alıyor. Şöhretin bedeli ağırdır, bunun mutfağı kirlidir gibi bakıyorlar. Bu yüzden de insanlar hem bizden korkuyor hem de bu sektöre girecek yeni insanlar çekiniyorlar. Ben de biraz böyle bakıyordum ama bunu dönüştürmenin bizim elimizde olduğunu düşünüyorum. Artık mekan işletmecilerinden, kapıdaki güvenliğe kadar insanların doğru davranışları edinmeye başladığı bir değişim olduğunu gözlemliyorum kesinlikle. Sahne arkasında özellikle freelance çalışan biri olarak, sürekli koşturmaca içindeyim. Kostümlerimi ya tasarımcılardan ödünç alacağım, onların reklamını yaparak ya da bit pazarından kendim bir araya getireceğim. Burada olabildiğince ucuza kaçmak gerekiyor. Ne kadar ucuza mal ederseniz, size o kadar mangır kalıyor diyebilirim ama ekonomi böyleyken kendini kurtarmanın biraz üstüne çıkmakla yetinebiliyoruz çünkü en büyük sihirlerimizden biri insanların gözünü şenlendirmek. En azından kendi adıma konuşayım, farklı mekanlarda çıkmak ve çağırılmak istiyorsam, bunu yapmak zorunda hissediyorum. Kafamda bir makyaj kitapçığı var. Yenilerini üzerine koyup, bunu da genişletmem gerekiyor. Farklı renk kullanımlarını denemem, hep yeni bir şeyler yapmam gerekiyor. Bunun için de dünyanın her yerinden, ilham alabileceğim her şeye bakıyorum. Bu bazen bir mobilya bazen de tiyatro oyunu ya da film olabiliyor.

Sahne dışında da genelde vaktimi evde geçiriyorum, fazlasıyla domestik bir insanım. Sürekli kalabalık sosyal ortamlarda olunca insan kendiyle baş başa kalmak hafif bir müzik dinleyip kendi yaptığı yemekleri yemek isteyebiliyor.

Drag Performansına nasıl hazırlanıyorsun? Belli bir konsepte göre mi, yoksa sen o gün nasıl istersen mi? Kostüm, makyaj, şarkı seçimlerini nasıl belirliyorsun?

Performanslara genellikle partinin konseptine göre hazırlanıyorum, eğer böyle bir konsept yoksa da kendi estetiğime uygun kafamda belirlediğim bir şeylere referans vererek hazırlanıyorum. Karakterimin belli müzik türlerine ve belli tarihi dönemlere özellikle bir yakınlığı var. Müzikleri, makyajları ve kostümleri de öyle seçmeye çalışıyorum ama bazen de elindekilerle ne çıkıyorsa, onu yapmak durumunda kalabiliyorsun. Sürekli kafandakinin aynısını yapabilmek büyük bir lüks olabiliyor benim için. Bakıyorum elimde neler var neler yok ve kafamda bir plan çizip, onu uygulayarak bir noktaya ulaşıyorum.

Farklı mekanlar ve şehirlerde performans sergiliyorsun. Bu deneyimlerine göre nasıl bir kitleyle karşılaşıyorsun? Türkiye’de drag olmak, drag yapmaya dair düşüncelerin neler?

Performans yaptığım yere göre kitle tabii ki değişlik gösterebiliyor. En basitinden Beyoğlu’nda karşılaştığım kitle ile Kadıköy’deki bile birbirlerinden çok farklılar. İnsanların bakışları, tepkileri bile farklı. Beyoğlu’nda tabiri caizse, gece hayatında kaşarlanmış, nasıl davranmasını bilen insan sayısı, Kadıköy’dekinden daha fazla. Eğlenmeye gelen insanlar tabii ki serbest olacaklar ama orda seni eğlendirmek için çıkan birinin peruğunu elbisesini çekiştirmezsin, insanlar tabii ki ilgi gösterebilirler bu beni mutlu da ediyor ama askerlik arkadaşıymışsın gibi davranmak hiç hoş değil. Seviyeli olunmalı bedenin bütünlüğüne saygı duyulmalı.

Son üç senede bile gece hayatı çok değişti. Birkaç sene önce insanlar bu gibi davranışları daha sık yaparken, artık sosyal medya sayesinde biz de dertlerimizi anlatıyoruz, daha görünürüz. İnsanların empati yapması da kolaylaştı bununla beraber. Türkiye de drag olmak belki de çoğu insanın burun kıvırarak baktığı alanlardan biri ama gücümüzü küçümsediklerini düşünüyorum. İnsanlar eğlence sayesinde öğrenmeye daha açık olabiliyorlar, burada da bizim etkimiz yadsınamaz bence. Eğer karşılarında bilinçli eğlendiriciler varsa; o sarhoş insan, sarhoşken dahi diline, söylediğine, ayrıştırmadan konuşması gerektiğine dikkat etmek durumda kalıyor. Bazen biz tatlı sert bir espriyle uyarıyoruz bazen de onlar bunu gözlemleyip öğreniyorlar. Drag, dünyada ve Türkiye’de belki hiç olmadığı kadar ana akıma yaklaştı ve bu noktada, çıkış noktasındaki politik ve varoluşsal konumu unutmamalı ve ilerlemesine böyle devam etmeli.

İstanbul gece hayatı her dönem farklı şekillerde yükselişe geçiyor. Hatta drag kültüre çok yabancı olmadığını da söyleyebiliriz ama özellikle kuir gece hayatının, kuir mekanların varlığı, Taksim’in ”hâlâ bizim” olduğuna dair inancımızı artırıyor. Bize biraz kuir gece hayatının bu gücünden bahsedebilir misin?

Taksim’de kapanan mekanların sayısı her geçen gün artıyor; bunda iktidarın görüşünün ve ekonomik etkiler büyük. Mekanlara büyük cezalar kesiliyor, alkol almak veya gece dışarı çıkıp eğlenmek eskiden çoğu kesim için sıradanken şimdi belli bir sınıfa aitmiş hissi verilmeye çalışılıyor. Eğlenceye ulaşmak herkesin hakkı olmalı, lüks olmamalı. Bizim piyasaya çıkmamızdan önceki dönem queer mekan sayısı daha fazlaymış, şimdi bir elin parmaklarını geçmiyor. Bu noktada, sıkça bu güvenli alanlara gelen insanlar da buraların değerini daha fazla biliyor.

Gece hayatı hep kuirlerin oldu. İşletmecilerden, kapıda bekleyenlere kadar itilenler genellikle bu alanda çalıştı ve sosyalleşti, hâlâ da öyle. Gecenin bir yarısı orada sanat projelerinden de bahsedebiliyoruz, nasıl para kazanacağımızdan da, politik olarak ne yapmamız gerektiğinde de. Arkadaşlarımızın ameliyat paralarını da dayanışma partileri vererek topluyoruz. Birbirimize ihtiyacımız olan her noktada gece hayatında bir araya geliyoruz. Sanatımızı da orada yapıyoruz, paramızı da orada kazanıyoruz, yaralarımızı da orada sarıyoruz; sevişmelerimizi de aşklarımızı da aşksızlıklarımızı da, madiliklerimizi de…

Bu gecelerde en olmazsa olmazın nedir?

Gecelerde olmazsa olmazım, tanıdıklar; benim için, sahneden sonra gelen ilgi çok güzel ama gidip bir de seni uzun süredir tanıyan, senin içini her bişeyini bilen insanlarla iki lafın belini kırınca gece benim için tadından yenmez oluyor.

DSC00926

WILLIE RAY

”Karantina başladığında sahne gelirimden oldum. Normalde birçok ihtiyacımı sahneden karşılamaya başladığım dönemdeyken bir anda bu gelir kaynağın yok olması mahvetti. Kendimi suçladım bir noktada; herkes gibi ”düzgün bir iş” bulmam gerekmiş… Ama olmadı işte. Bir de zaten sahnede yaptığım şey, benim ”düzgün”üm, benim ”normal”imdir. O yüzden karantina sırasında yaptığım işe saygı duymayı öğrendim.”

 

Willie Ray’i görüyoruz, izliyoruz ama bir de sahne arkasını merak ediyoruz? Nasıl bir karakterdir Willie Ray? Günlük hayatta neler yapar, neler eder?

Sahne arkası hep iki insan bir beden gibi devam ediyor. Aslında seneler önce kendi sanatsal ihtiyaçlarımı karşılamak amacıyla yarattığım karakter Willie, özellikle son bir buçuk yılda, beni günlük hayatta köpeklemeye, itmeye, dövmeye, kısacası her türlü motivasyon yollarına başvurmaktan çekinmeyen birine dönüştü. Ben ne zaman genel ya da bir şeyden dolayı bıksam usansam, devreye Willie giriyor ve resmen işçilik yaptırıyor bana 😀 Çok sinirleniyorum kendime bazen, neden bu işe bulaştım diye. Malum hiç sosyal bir insan değilim ama sonucu görünce ayrı bir mutlu olmuyor değilim tabii, ne yalan söyleyeyim. Uğraşlara değen biri Willie.

Drag’in daha karanlık sularında yüzüyorsun. Willie Ray kimlerden ilham alıyor peki?

Her zaman sanatın daha karamsar tarafından hoşlanmışımdır. Bu yüzden Siouxsie, Peter Murphy, Adams Family ve popüler kültürün bilinen vampirlerinden çok esinlenmiştim. Ryan Murphy’nin The Countess karakteri muhtemelen Willie Ray’i şekillendirmemde en önemli etkiye sahip. Soğukkanlılık, dehşet seviciliği ve türban bağımlılığımı hâlâ ona borçluyum. Şimdi ise daha çok yakın arkadaşlarımdan ilham alıyorum.

Popüler kültür tarihi, drag alemine çok şey borçlu ama drag’in daha geniş kitleler tarafından bilinip izlenmeye başlaması görece daha yeni. Belki de RuPaul’s Drag Race etkisi… Tüm dünyada izleniyor. İzleyici tarafından bakacak olursak, drag’i bu kadar çekici kılan nedir sence?

”Realness”. Tam olarak Türkçeye ”gerçeklik” veya ”gerçekçillik” olarak çevirebilir miyiz bilmiyorum ama görünüşünle, üzerine bir şeyler boyama, yapıştırma veya bir köstüm taşıma esnasında büründüğün yapay şeyin gerçek olduğunu ”sandırtmak”. Bir hayal satmaktır aslında, çekici gelen şey. Drag, sınırları zorlayan bir sanat çeşididir ve günümüz popüler dünyasında marjinallik, sınır tanımazlık ilgi çekici geliyor.

Bir de ‘‘senin tarafından’’ soralım: drag ile yolların nasıl kesişti?

Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulubü sağ olsun, okula ayak bastığım dönem sahneye travesti olarak bastığım dönem oldu. Normalde eğlencesine çıkacakken, daha Drag Race nedir şu nedir bilmezken, performans gecesi öncesi sahne arkasında buluyorum kendimi. Makyözümüze nasıl görünmek istediğimi tarif edemiyorum ama yine de yapıyor bir şeyler.. Aynaya baktığım zaman kendimden hem korktum hem kendim tarafından çarpıldım hem de bir an hayran oldum kendime. Muhteşem bir deneyimdi. Öyle de oldu, dört sene oldu neredeyse hatta.

Kostümlerini kendin tasarlıyorsun diye biliyoruz… Bu konuda nasıl bir süreç izliyorsun?

Hepsini değil, hatta bence en güzellerini de ben tasarlamıyorum. Buradan Ali Koç’a da teşekkürlerimi iletmek istiyorum, benim fikirlerime sahip çıkan ve bana her zaman saygı duyan bir tasarımcı arkadaşım. Bunun dışında şöyle oluyor; dikiş yapmayı bilmiyorum ama inatçıyım, bu yüzden elime silikon tabancası alıp aklımda ne varsa ona yakın bir şey uydurmaya çalışıyorum, elimden geldiği kadar. Yanımda çoğu zaman can dostum Stefani Spectre oluyor, kendisiyle şu zamana kadar aklınızın almayacağı şeyler yapabilmeyi başardık. O yüzden her zaman tek ilerliyorum diyemem. Ha tek yaptığım oluyor, o da uzaktan bir şaman ritüeline benziyor 😀 Daha fazla detay veremem.

Drag çok yönlü bir performans gerektiriyor. Kostüm, makyaj, müzik, kareografi… Performansını nasıl kurguluyorsun? Hazırlık aşamasında neler belirleyici oluyor senin için?

Kostümleri kurgulamak çok güzel, ama işin uzmanı olmadıkça zor geliyor baya. O yüzden istediğimi kendim veya dostlarımın yardımıyla elde edebilmek için sancılı bir sürece başvurmak gerekiyor. Bazen o ”hiçbir şey olamayacak, hiç bir b*k beceremiyorum” tarzı klişe sanatçı krizlerden geçirmiyor değilim. Makyaja gelince, geleceği vakit düşünüyorum, kafama nasıl esiyorsa. Çoğu zaman son anda karar veriyorum. En önemli iki şey – dans ve müzik. Bu ikili ile gerçekten bir simbiyoz yaşamam gerekiyor. Müziği duyduğum an kafamda bir şeyler canlanıyorsa, sonra şarkıların belli kısımlarını tekrar tekrar çalmaya başlıyorsam, muhtemeldir ki sahneleysim var. Ama hemen ardından olmuyor, bazı şarkıları bir sene ya da bir buçuk sene beklettiğim oluyor kafamda.

DSC06180

Solo şovlarının yanı sıra, bir sahne ekibin de var. Bu ekiple yarattığınız, İstanbul’un ilk drag karteli, The Cartels’ten bize bahseder misin? The Cartels, nerelerd ve sahnede neler yapar?

Sahne ekibimin aslı ”Undead Haus Mafia” olarak adlandırdığım dans ekibimle uzun süredir çalışma sürecindeyken, aynı zamanda bu ekipten çok samimi olduğum Larina Grigia, drag annem Lilith HB ve “Hoş geldiiniiiiiz” diyişiyle bilinen ABB Afrodith ile hep beraber yeni bir kuir alanı yaratmak istememizle oldu. Adı üstünde kartel olmasıyla, kendi iç kurallarımız ve kendi sahne vizyonumuz var, bunlardan yola çıkarak da sahne gecelerimizin konseptlerini oluşturup o geceler içerisinde görmek istediğimiz konuk arkadaşlarımızı da seçiyoruz. Kendi adıma söylemem gerek ki, gerçekten ümitlendirici bir ajandamız var çünkü beraber çalıştığım kişiler işlerinde profesyoneller ve bir araya geldiğimizde yaratıcılık kazanımız taşıyor. Bir yandan da sınırlarımızı zorluyoruz; mesela ben hiç oryantal bilmezken bir gecede Mezdeke kraliçesi oldum 😀

Çiçek Çocuk’la da ”Rçt” adlı bir parçayı seslendiriyorsun. Bu şarkının hikayesi nedir, kim bu teşhislerin efendileri?

Şarkıyı bir gecede yaptık, çok absürt bir şekilde içimizi döktük resmen bilgisayara; deli gibi güldüğümüzü hatırlıyorum o gece. Ki hiç planımızda şarkı falan yapmak da yoktu! Sonra bir bakmışım, üç gün falan kalıyorum Ç.Ç.’de; gündüz gece kola-sigara transındayız. Birbirimize çok yakınken nedense hep uzak kaldığımızı fark ettik bence ve aslında çok bıkmıştık bu durumdan, karşılıklı katabileceğimiz onca şey varken. İsmi de saçma bir yerden geliyor: ”Ratchet” diye bir şarkı var sevdiğimiz, onun Türkçe’si Reçete 😀 Teşhislerin efendileri de biziz aslında, birbirimizin sanatını ve kişiliğini tanımaya çalışırken birbirimizi iyileştiriyorduk aslında bir şekilde. O yüzden sözleri aslında hayatın bir noktasını değil de, bir terapi sürecini ele alıyor bence.

DJ’lik de yapıyorsun. Seni müzik alanında daha çok görecekmişiz gibi bir hissimiz var…

Her zaman hedeflediğim alan müzikti. Hep şarkı yazarı olmak istiyordum, yazıyordum da ergenlik triplerimi; şimdi utanç verici geliyor ama meğerse olması gerekmiş böyle şeylerin. Kim bilir, kim bilebilirdi ki? 😀

Karantina, eğlence dünyasının orta yerine düşüverdi. Sahneye alışık olanlar için çok zor bir durum olsa gerek. Karantina sırasında sahne özlemini nasıl giderdin? Sahne seni çağırdığında neler yaptın?

Karantina başladığında sahne gelirimden oldum. Normalde birçok ihtiyacımı sahneden karşılamaya başladığım dönemdeyken bir anda bu gelir kaynağın yok olması mahvetti. Kendimi suçladım bir noktada; herkes gibi ”düzgün bir iş” bulmam gerekmiş… Ama olmadı işte. Bir de zaten sahnede yaptığım şey, benim ”düzgün”üm, benim ”normal”imdir. O yüzden karantina sırasında yaptığım işe saygı duymayı öğrendim, bir noktada da çok hızlı ilerliyordum çünkü. Her hafta farklı bir şey düşünmek, farklı bir şey tasarlamak yıprattı beni hem fiziksel hem psikolojik olarak. Tabii yine de Zoom abla sağ olsun, yaptık bir şeyler, DJ’lik gibi -ki bu arada, çalmayı o kadar özlemişim ki…- Umarım yakında gerekli olan her şart ve tedbirle beraber dans pistlerine döneriz tüm kızlarla. Şimdi ise sağlığımıza bakalım…